;
Berlin’deki 38. Avrupa Film Ödülleri gecesini yerinde izledim. Kırmızı halı törenini, salonda yaşananları ve Spree kıyısındaki after partinin nabzını yerinde tuttum. Yaşananlar ironik ama anlamlıydı.
St. Moritz sadece bir “doğal güzellik” hikayesi değil. Baştan sona kurgulanmış bir sahne. Donmuş St. Moritz Gölü üzerindeki White Turf at yarışları, buz üstünde polo, ritüel kültürü, kayak, hizmette kusursuzluk… St. Moritz doğaya yaslanmıyor. Doğayı yönetiyor, biçimlendiriyor, bir sahneye dönüştürüyor.
Berlin’de bir Radiohead konserinden fazlası vardı. O gece, hastalıktan çıkmış bir solist ile müzik tarihine geçmiş bir grubun kaderini belirleyen iki kadın, modern rock’ın kurallarını yeniden yazdı.
Lady Gaga’nın 87 duraklı Mayhem Ball turnesinin Berlin ayağı görkemliydi. Turne şimdiden 103 milyon dolar hasılat yaptı.
Art Basel Paris, sadece bir sanat fuarı değil; Grand Palais’nin cam kubbesi altında sanat, güç ve diplomasinin iç içe geçtiği bir modern zaman sahnesi. Belle Époque’un ihtişamıyla aydınlanan bu kubbenin altında, değerli tabloların, kültürel rekabetin, tarihsel derinliğin ve geçicilik duygusunun izini sürdüm.
Londra’nın kalbinde, şehrin sanat ve kültür etkinliklerinin buluşma noktası olan Regent’s Park’ta iki ayrı çadır, iki ayrı dünyanın hikayesini anlatıyordu. Bir yanda Rodin, Klee ve Magritte; diğer yanda yeni kuşağın deneyselliği… Aynı parkta iki çağ, aynı gökyüzü altında buluştu.