;
Arama

Baden Baden’de Dostoyevski hayaleti

Şifalı sularıyla, kumarhanesiyle 1800’lerde yıldızı parlayan bu büyülü şehirde Dostoyevski de kaldı. Kumar oynadı ve varını yoğunu kaybetti. Tüm bunlar Roma tarzı sütunlu mimarisi, altın varakları, geniş avizeleri, ipek duvarlarıyla ikonik Kurhaus kumarhanesinde oldu. Burası farklı bir kumarhaneydi. Mariene Dietrich’e göre dünyanın en güzel kumarhanesiydi.

05 Şubat 2026, 12:00

Kumarbaz romanında doğrudan Baden-Baden ismi yok. Roulettenburg diye gerçeküstü bir şehirde geçiyor ama oranın neresi olduğunu herkes biliyor. Dostoyevski burada kumara o kadar alıştı ki kendi yayıneviyle bile kumar oynadı:

"25 gün içinde yeni bir roman teslim edemezsem, tüm kitaplarımın haklarından vazgeçiyorum."

Bu kumarı da kaybetmemek için sekreter okulundan bir stenograf buldu. Kitabı ona dikte etti. Sonra da onunla evlendi. Romanda kadınların her zaman daha iyi performans verdiğini yazdı. Dostoyevski yanlış söylemiyor ama eksik söylüyor.

Kurhaus Casino ClubKurhaus’ta geçirdiğim gecede erkeklerin moral bozuklukları dikkatimi çekti. İşte bu erkekler, kumar masasında yanlarına güzel bir kadın oturduklarında ona yardım ve yataklık ediyorlardı. Yanlarına oturan yabancı kadın, rakipleri olmasına rağmen ona her türlü tüyoyu veriyor, işini kolaylaştırıyorlardı. Kurpiyer bile kadınlara iltimas geçiyordu. Öyle ya, kadın hemen ütülürse masadan kalkacak, ortam yine erkek erkeğe askerlik şubesine dönecekti. Böylece o erkekler, yine yalnız olduklarını hatırlamak zorunda kalacaklardı.

Kumar masalarında bu tip dram rüzgarları eserken, DJ’in uplifting commercial parçalar çaldığı bölüm ve bir başka DJ’in daha easy-listening parçalar çaldığı restoran-bahçe kısımları çok daha neşeliydi. Dostoyevski oralara takılsa belki donuna kadar ütülmezdi ama tabii Kumarbaz’ı da yazamazdı. Romanda erkeklerin kumar batağına saplanması bir temaysa diğer tema aynı erkeklerin bencil, maddiyatçı, Madam Bovary tipli kadınlara platonik âşık olmaları ve bu uğurda kendilerini heder etmeleriydi.

Kurhaus’ta hiç tanımadıkları ve rakibi olan kadına bu derece sempati gösteren adamları gören gözlerim, Baden-Baden sonrası okuduğum Kumarbaz’daki karakterleri görünce hemen tanıdı. Ta kendileriydi. Hayatlarında ilk kez gördükleri o alımlı kadının parası bitip de kalkması gerektiğinde kumar masasına bir yas havası çökmüştü. İşte o yas, Dostoyevski’nin sayfalarından yükselen hayaletti.

Dostoyevski’nin Baden Baden’a geldiği 1860’larda bu tipik bir Rus aristokrat ritüeliydi. Atasözü, Roma’da Romalılar gibi yaşanır diyordu. Baden Baden’da Dostoyevski gibi yaşarsam meteliksiz kalır, Christmas markette dilenecek duruma gelirdim ama Dostoyevski’nin kaldığı Quellenhof otelde kalmamda beis yoktu.

O dönemki adı Hotel de Paris’di. Sophien caddesi üzerinde, Hermes mağazasının birkaç bina yanındaydı. Çaprazında Art Deco mağazasında, Charles Eames koltukların ikinci elleri satılıyordu. Bölgedeki tenis kulübü kara kış yüzünden iki ziyaretimde de kapalıydı. Buna karşılık eski usül grand-cafe geleneğini sürdüren Cafe König’te karaorman pastası yemek serbestti.

Kurhaus Casino’un tam karşısındaki ikonik Europaische Hof otelinin barına gittiğimde zamanında Muhammed Ali Clay, İmparatoriçe Sisi gibi müşterilerinin olduğunu öğrendim. Bu renkli misafir portföyüyle temas etmek için Avrupa’nın nadir Porsche Studio’larından biri bu otelin içine açılmıştı. Baden-Baden adı üstünde banyo yapmak anlamına geliyordu. İkinci gidişimde 19'uncu yüzyıl yapımı Friedrichsbad yerine modern Caracallas kaplıcalarına girdim. -8 derece ayazda, açık havada sıcak şifalı sulardan istifade ettim.

Caracallas kaplıcaları

Barack Obama, eşiyle Atlantik Okyanusu’nu aşıp Baden-Baden’a gelmişti de bu sulardan nasiplenemeden dönmüştü. Obama aynı yıl Ankara’ya da gelmiş, bizim Kızılcahamam’da bir sıhhat banyosu yapıp meşhur köfteden yiyemeden apar topar gitmişti. Koskoca Amerikan başkanı, kaplıcanın içinde don gömlek yakışık alır mıydı?

Ak Parti’li bakan Abdüllatif Şener, zamanında şarapla ilgili bir konferansa katılmıştı: "Ben bu şarabın ithalatını, ihracatını, üzüm rekoltesini her şeyini bilirim ama bir şeyini bilmem."

Herkes şaşırmıştı. Acaba Ak Partili bakan şarap mı içiyordu? Abdüllatif Bey hemen ekledi: "Tadını bilmem."

Abdullah Gül Bey de NATO zirvesi için Hayrünissa Hanım’ı alıp Baden-Baden’a gelmişti. O da Kurhaus kumarhane binasına girmişti. Muhtemelen o da her şeyini biliyordu. Binadaki balo salonunu, filarmoni salonunu, kongre merkezini, yemek salonlarını ama bir şeyini bilmeyecekti. O da kumarhanesiydi. Onu da artık Dostoyevski’den okuyacaktı.


Sayfa Sonu

Yüklenecek başka sayfa yok