;
Arama

Kışı Courchevel’de uğurlarken

Fransa’nın 80 yıllık efsanevi kayak merkezi Courchevel, devlet planlamasıyla başlayan hikayesini bugün küresel bir lüks destinasyon ekonomisine dönüştürdü. Apres-ski kültürü, new-money estetiği ve marka zekasıyla Courchevel, değişen ziyaretçi profiline rağmen Avrupa’nın en iddialı kayak merkezlerinden biri olmayı sürdürüyor.

23 Şubat 2026, 15:00 Güncelleme: 23 Şubat 2026, 15:36

Marbella’daki Puerto Banus marinası, 5 Ocak’ta Instagram hesabından dikkat çekici bir paylaşım yaptı: “Kötü bir haberimiz var: Hayatta her şey geçici. Ama bu aynı zamanda iyi haber. Eğer işler yolunda gidiyorsa tadını çıkar; çünkü bir gün bitecek. Eğer işler kötüyse üzülme; o da bir gün bitecek.”

80 yılı geride bırakan Fransa’nın gözde kayak merkezi Courchevel de elbette bir gün bitecek. Ancak o güne kadar dünyanın en iddialı kayak merkezlerinden biri olmaya devam edecek. St. Moritz’in zamansız, aristokratik dinginliğine karşılık Courchevel’in yüksek tempolu, dinamik karakteri varlığını sürdürüyor.

Fransız ekonomik düşüncesinin sembol ifadelerinden “laissez-faire, laissez-passer” (bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler) liberal ekonomik modelin temel sloganlarından biri haline gelmişti. Ancak Courchevel’in kuruluş hikayesi bu anlatının dışında bir örnek sunuyor. 

1946’da devlet öncülüğünde planlanan bu resort, savaş sonrası Fransa’nın ekonomik yeniden yapılanma stratejisinin parçasıydı. Amerikan Marshall yardımları önemliydi, ancak uzun vadeli gelir üretimi için turizm, stratejik bir alan olarak konumlandırıldı. Böylece Courchevel projesi doğdu.

Bu nedenle Courchevel’in kimliği, geleneksel kayak kasabalarından farklı gelişti. St. Moritz girişimcilik ve erken dönem elit turizm kültürü üzerinden büyürken, Courchevel daha devlet-planlı bir turizm ekonomisinin ürünü oldu. Merkez kurulduğunda profil; Parisli elitler, İngilizler, İtalyanlar, Belçikalılar ve Hollandalılardı.

1990’lardan itibaren sermaye hareketleri Courchevel’in sosyal dokusunu yeniden şekillendirdi. Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından kamusal özelleştirmelerle oluşan Rus oligark sınıfı, Avrupa lüks turizm destinasyonlarının önemli kullanıcıları haline geldi. Courchevel de bu dönüşümden payını aldı ve uzun yıllar Rus oligarkları için sembolik bir kış ritüeli haline geldi.

2010’ların ortasından itibaren siyasi gelişmeler, ziyaretçi profilinde yeni değişimlere yol açtı. Putin’in Kırım işgaliyle başlayan ekonomik yaptırımlar, Rusların bu resorttan ayak düşürmelerine neden oldu. Bu boşluk, Körfez ülkelerinin Arap zenginleri tarafından dolduruldu. Bugün Courchevel’de farklı coğrafyalardan ultra yüksek gelir grubunun birlikte var olduğu daha küresel bir yapı görülüyor. Lüks destinasyonların ortak özelliği de bu: Mekan sabit kalırken, sermaye ve pistte kayanların profili zaman içinde değişiyor.

Apres-ski kültürünün yani öğleden sonra açık havada yapılan kürklü-şampanyalı-house müzikli partilerin ana merkezleri Cap Horn, Bagatelle ve Baies gibi mekanlar... St. Moritz’in de zaman içinde bu kültürden etkilendiğini söylemek mümkün; St. Moritz’deki Paradiso’nun 1998’de konumlandığı çizgi, Courchevel’de çok daha erken dönemde ortaya çıkmıştı. Cap Horn’un 1954’e uzanan geçmişi bunu gösteriyor.

Bu mekanlar birbirine pistlerle bağlı; ancak doğru lift-pist kombinasyonunu bulmak kolay değil. Arabayı navigasyonla herkes kullanabilir; asıl mesele board üzerinde yön bulabilmek. 

Apres-ski saatlerinde ayakkabılarla beyaz masa örtülerinin üstünde ayakkabılarla dans edilmesi, bunun sadece eğlence değil; bir tür sosyal görünürlük göstergesi olduğunu söylüyor.

Cap Horn’un eşantiyon mağazasındaki şapkaların yazıları ise old-money zannedilen Courchevel’in gerçekte new-money estetiğini açıkça yansıtıyor: “Make money—not friends”, “Bad Girl”, “Bitch I’m Back.”

Cap Horn’un siyahi güvenlik görevlisini bir yerden tanıdığımı düşünürken, bunun sebebi basit çıktı: Mekan, bir gece önce gittiğim Django gece kulübüyle aynı grubun parçasıydı. O sırada DJ’in çaldığı parçada, Martin Luther King’in “I Have a Dream” konuşmasından sample’lar duyuluyordu. Courchevel bazen böyle ironik kültürel kolajlar üretebiliyor.

Müzik kalitesi ise ilginç bir gözlem sunuyor. Cap Horn, Salto gibi bazı mekanlarda daha özenli bir seçki varken, gece hayatının merkezindeki La Mangeoire, La Ferme Saint Amour, Django kulüplerinde müzik çoğu zaman ikinci planda kalıyor. Bu da talebin aslında müzikten çok sosyal görünürlük olduğunu gösteriyor.

La Croisette meydanındaki Le Tremplin restoran ve yanındaki Moncler, Hermès, Rolex ve Louis Vuitton mağazaları, ziyaretçilere nerede olduklarını sürekli hatırlatıyor. İkonik mekanlarından Loulou’da masa bulmak deveye kayak yaptırmak kadar zor oluyor.

80'inci yıl kutlamaları kapsamında yapılan açık artırma ise Courchevel’in marka zekasını iyi özetledi. 1994 - 2005 arasında kullanılan teleferik kabinleri, dekor ve koleksiyon objesi olarak satışa çıktı. 160 kabin, 2 ila 4 bin euro aralığında alıcı buldu ve 330 bin euro gelir elde edildi.

Alıcılar arasında ABD, Türkiye, İngiltere ve Katar’dan yatırımcılar vardı. Restoran, otel sahibi gibi yatırımcılar, bu teleferikleri dekoratif amaçla tesislerine koyacaklardı. Frenklerin ticari zekası, kullanım ömrü dolan teleferik kabinlerini likiditeye çevirmişti.

Bu örnek, lüks destinasyon ekonomisinin nasıl çalıştığını gösteriyor: Fiziksel bir obje, marka hikayesi sayesinde deneyim ekonomisinin parçasına dönüşebiliyor.

Ve belki de Puerto Banus’un söylediği gibi: Lüks dünyasında hiçbir dönem sonsuza kadar sürmüyor. Ancak doğru konumlanmış destinasyonlar, değişen dalgalar içinde varlıklarını sürdürebiliyor.


Sayfa Sonu

Yüklenecek başka sayfa yok