Yapay zekayı üçüncü sanayi devrimi olarak okuyorum. Hatta şu an yaşadıklarımız için daha doğru bir tanım, “devrim çeyreği” olur. Çünkü henüz tam anlamıyla devrimi hissetmiş değiliz. Bugün yaşadığımız sadece ön dalga. Tsunami ise yapay zeka ile kuantum teknolojilerinin birleştiği an gelecek. İşte o zaman hayatlarımızı kökten değiştiren bir ivme göreceğiz. Kuantum teknolojilerinin geliştirildiğini biliyoruz ancak henüz son kullanıcıya inmediler. Büyük ihtimalle bugünlerde daha çok askeri ve istihbarat alanlarında kullanılıyor. Ve tıpkı önceki devrimlerde olduğu gibi, bu yeni devrim de beraberinde çok daha büyük soruları ve sorunları da getirecek.
Her devrim, toplumun bütün yapısını sarsar. Her defasında kaos üretir. Buhar motorunun, telgrafların, trenlerin ve tekstil makinelerinin yayılmasıyla birlikte yaşanan kaos gibi. Kas gücünden makine gücüne geçişin yarattığı karmaşa gibi. Aslında yeniye adaptasyon sürecinde kaçınılmaz olan bu karmaşayı yeniden yaşayacağız. Yapay zekaya geçiş süreci böyle bir kaos üretecek. Daha yolun başındayız, önümüzdeki yıllarda bu kaos çok daha büyüyecek.
Bugünlerde bu kaosun en çıplak şekilde göründüğü alanlardan biri ebeveynlik. Anne babalar bana sürekli aynı soruyu soruyorlar: “Çocuğumuzu nasıl yönlendirmeliyiz?” Bu soru aslında büyük bir haklılık barındırıyor. Çünkü mevcut birikmiş bilgimiz, geleceğin devrimlerini anlamak ve yönlendirmek için yetersiz. Metaforik olarak anlatmam gerekirse, hepimiz kaybettiğimiz anahtarı ışığın altında arıyoruz. Anahtar kayboldu ama ışık eski bilgilerimizden geliyor. Anahtarı kaybettiğimiz yerde değil, ışığın altında, yani bildiklerimizin sınırlarında arıyoruz. Oysa anahtar orada değil.
Yeni dünyayı eski ışıkla çözmeye çalışmayı bırakmamız lazım.
Bu noktada ebeveynlerin kafasını en çok karıştıran kavramlardan biri “Prompt Engineering”, yani komut mühendisliği. Eğer birinci ve ikinci sanayi devrimleri kas gücünden makine gücüne geçişse, üçüncü sanayi devrimi de komut gücüne geçiş olacakmış gibi anlatılıyor. Ancak ben bu kavramı baştan beri hep yanlış buldum. İnsanlığın tarihsel kibri burada kendini gösteriyor. Hümanizmden beri süregelen o kibir, emir vermeyi hayal ettiriyor çünkü dünyayı hatta evreni bize ait sanıyoruz. Evreni kontrol etmeyi arzuluyoruz. Ama yapay zekanın bugün kullandığımız en primitif versiyonları bile aslında emir almakla değil doğru soruyu almakla çalışıyor. Demek ki üçüncü sanayi devrimi ile birlikte insanlık soru sorma ekonomisine geçiyor.
Burada biz Türklerin en zayıf kasıyla karşılaşıyoruz, soru sorma kası. Eğitim sistemimizde soru sormak hâlâ bastırılan bir davranış. Oysa devrimin kalbi tam da burada atıyor. Eğer soru sorma ekonomisine zihin yetiştirmek istiyorsak mühendislikler, matematik ve bilişim tek başına yetmez. Sosyal bilimler olmadan, psikoloji, sosyoloji, sinirbilim, antropoloji, felsefe olmadan bu devrim taşınamaz. Çünkü soru sorma kası, yalnızca bu alanlardan beslenir.
Bugün çocuklarımız mühendis, doktor, bilişim fakültesi mezunu olabilir. Ama eğer yanında sosyal bilimlerle zenginleştirme yoksa, soru sorma ekonomisinin uygulayıcısı olabilirler, asla lokomotifi olamazlar.
Daha da iddialı söylemem gerekirse biz Türklerin adaptasyonda çok iyi, inovasyonda ise zayıf olmasının sebebi tam da bu. Çünkü işin felsefesini hiç konuşmayız, felsefeyi değersizleştiririz. Oysa devrimin felsefesini anlarsak hangi stratejik alanlara yatırım yapmamız gerektiğini de anlarız. Bu da gerçek inovasyonu beraberinde getirir.
Şirketler için de aynı kural geçerli. Gerçekten inovasyon istiyorlarsa sadece teknolojiye değil felsefeye de yatırım yapmak zorundalar. Çünkü bu devrim düşünme biçimimizi kökten değiştirmemizi zorlayan epistemolojik bir devrimdir. Epistemoloji, yani bilgi felsefesi, bilginin doğasını, kaynağını ve üretim biçimini sorgular. Yapay zeka devrimi tam da bu zemini sarsıyor. Bilgiyi üretme biçimimizi, düşünce alışkanlıklarımızı ve en temelde hangi soruları sorduğumuzu kökten değiştiriyor. İşte bu yüzden sosyal bilimlerden beslenmeyen bir yapay zeka anlayışı, kaçınılmaz olarak eksik, yarım ve yüzeysel kalacaktır.
Bugün bize geleceğin dili diye öğretilen şey kod yazmak değil doğru soru sormaktır. Bu yüzden geleceğin gerçek mühendisleri, soru mühendisleri olacak. Ve unutmayın, soruyu soracak cesareti olmayan toplumlar, devrimlerin yalnızca seyircisi olurlar.