Silikon Vadisi’nin ve küresel sermayenin son yıllardaki en büyük takıntısı artık yeni bir yazılım ya da uzay roketi değil bizzat insan biyolojisini yeniden programlamak. Yaşlanmayı çözülmesi gereken teknik bir “arıza” olarak gören longevity (uzun ömür) endüstrisi, biyoteknoloji yatırımlarının merkez üssüne yerleşti. Ancak laboratuvarlardaki bu vaatlerin ardında, iş dünyasının ve toplumun henüz yanıtlamaya hazır olmadığı devasa yapısal sorular bekliyor.
Ömrün 120 veya 150 yıla uzadığı bir dünyada emeklilik kavramı neye dönüşür? Yönetim kurulu koltuklarını 90 yıl boyunca terk etmeyen kurucuların gölgesinde yeni nesiller nasıl alan bulabilir? Daha da önemlisi, biyolojik zamanı geri sarmanın bedelini yalnızca süper zenginlerin ödeyebildiği bir gelecekte, tarihin en keskin ve kapanmaz “biyolojik sınıflı toplumu” mu inşa ediliyor? Bu ay rotamızı uzun ömür takıntısının perde arkasına, sermayenin sonsuzluk arayışına ve ölümsüzlüğün getireceği sosyoekonomik faturalara çeviriyoruz. Çünkü biyolojik sınırları kaldırmak, beraberinde sistemin sınırlarını zorlayan yepyeni bir kriz doğuruyor.