Donald Trump tarafından Federal Rezerv (Fed) başkanlığına aday gösterilen 55 yaşındaki Kevin Warsh, kurumun Hazine Bakanlığı ile olan ilişkisini kökten değiştirecek bir planı savunuyor. Warsh, 1951 yılında imzalanan ve Fed'in bağımsızlığını tescilleyen tarihi anlaşmanın yeni bir versiyonunun hayata geçirilmesi gerektiğini ifade etti. Bu öneri, küresel finans krizi ve pandemi dönemindeki devasa alımlarla tahvil piyasasında 6 trilyon dolardan fazla portföy oluşturan Fed'in piyasa üzerindeki ayak izini küçültmeyi hedefliyor.
Hazine Bakanı Scott Bessent ile Warsh'un bu konuda henüz detaylı bir plan açıklamamış olması, Wall Street yatırımcıları arasında belirsizlik yaratıyor. Warsh, geçen yıl verdiği bir röportajda, yeni bir anlaşmanın Fed'in bilanço büyüklüğünü ve Hazine'nin borçlanma planlarını "açık ve ölçülü bir şekilde" tanımlayabileceğini belirtti. Bu durumun sadece bürokratik bir düzenleme olarak kalabileceği ya da Fed'in bağımsızlığına dair endişeleri artıracak büyük bir yapısal değişikliğe dönüşebileceği değerlendiriliyor.
Borçlanma maliyetleri ve bağımsızlık tartışmaları
Trump yönetimi altındaki bu olası iş birliği, Fed'in faiz kararlarında hükümetin borçlanma maliyetlerini gözetmesi gerektiği yönündeki görüşlerle gölgeleniyor. ABD’nin yıllık borçlanma maliyetinin yaklaşık 1 trilyon dolar seviyesinde, yani bütçe açığının yarısına denk geldiği biliniyor. SGH Macro Advisors baş ekonomisti Tim Duy, bu tür bir mutabakatın Fed'i izole etmek yerine, para politikasını doğrudan bütçe açıklarına bağlayan bir getiri eğrisi kontrol mekanizmasına dönüşebileceği uyarısını yaptı. Duy "Böyle bir anlaşma, operasyonları doğrudan açıklara bağlar." ifadesini kullandı.
Tarihsel süreçte 1951 anlaşması, Fed'in İkinci Dünya Savaşı sonrası yükselen enflasyon nedeniyle faizleri serbestçe belirleyebilmesi için imzalanmıştı. Warsh, Fed'in son yıllardaki devasa tahvil alımlarıyla bu ilkeleri ihlal ettiğini ve hükümeti ölçüsüz borçlanmaya teşvik ettiğini savundu. Hazine Bakanı Bessent de benzer şekilde, Fed'in genişlemeci politikalarının piyasa sinyallerine zarar verdiğini ve bu tür müdahalelerin sadece gerçek acil durumlarda hükümetle koordineli yapılması gerektiğini ifade etti.
Portföy değişimi ve piyasaya olası etkileri
Piyasa uzmanları, yeni bir anlaşmanın Fed'in elindeki uzun vadeli tahvilleri 12 ay veya daha kısa vadeli hazine bonolarıyla değiştirmesini öngörüyor. Deutsche Bank stratejistleri, Warsh yönetimindeki bir Fed'in önümüzdeki 5 ila 7 yıl boyunca aktif bir bono alıcısı olabileceğini tahmin ediyor. Bu senaryoda, Fed portföyündeki kısa vadeli bonoların payının yüzde 5'ten yüzde 55'e çıkabileceği değerlendiriliyor. Evercore ISI’dan Krishna Guha, yatırımcıların bu durumu Hazine’nin kararlar üzerinde "yumuşak bir veto hakkı" olduğu şeklinde okuyacağını dile getirdi.
Bu yöndeki bir değişim, konut kredisi faizlerini düşürmek isteyen Trump yönetiminin hedefleriyle de örtüşüyor. Ancak bu tür bir koordinasyonun riskleri de bulunuyor. Columbia Threadneedle Investments portföy yöneticisi Ed Al-Hussainy, Hazine'nin Fed alımlarına güvenmeye başlamasının "büyük bir sorun" teşkil edeceğini söyledi. Brandeis Üniversitesi'nden George Hall ise borçlanma maliyetlerini baskılamaya yönelik doğrudan bir iş birliğinin uzun vadede yatırımcıları dolar ve ABD varlıklarından uzaklaştırabileceği uyarısında bulundu. Hall "İnsanlar zamanla paralarını başka yere taşıyacaklardır." değerlendirmesini yaptı.