Üniversite laboratuvarlarında 2000’li yıllarda başlayan Ar-Ge hareketi, binlerce akademisyeni girişimciye dönüştürdü. ODTÜ öğretim üyelerinden Prof. Dr. Haluk Külah, bu dönüşümü çarpıcı bir benzetmeyle özetliyor: “Laboratuvarda Superman’siniz ama yatırımcıyı ikna etmek için sahaya çıktığınızda Clark Kent’e dönüşüyorsunuz.” Kanser tedavisine yönelik geliştirdiği “akıllı çip” teknolojisiyle sadece Türkiye’nin değil, küresel sağlık teknolojileri ekosisteminin de dikkatini çeken Külah’a göre şu anda “Süperman’in laboratuvardan çıkıp Clark Kent gibi yatırımcıları ikna etmeye çalıştığı” bir dönüşüm yaşanıyor.
Külah’ın sözleri, akademisyenlerin girişimcilik serüvenindeki en kritik farkı anlatıyor: Artık yalnızca bilimsel başarı yetmiyor, aynı zamanda yatırımcıyı ikna etmek, finansman yaratmak ve teknolojiyi pazara taşımak gerekiyor.
Türkiye’de son 25 yıldır devam eden Ar-Ge hareketi, artık yeni bir evreye girdi. 2015’ten bu yana Türkiye ekosistemi için yatırımcı analist platformu olarak hizmet veren Startups.Watch verilerine göre, Türkiye’de şu anda 17 bin start-up’ın yüzde 5’i yani 850’si akademisyenler tarafından kuruldu. Forbes Türkiye 2018’de bu rakamı 300 olarak hesaplamıştı. Bu şirketler yalnızca yerel pazarda değil, küresel sorunlara çözüm arayan derin teknoloji girişimleri olarak dikkat çekiyor. KPMG Türkiye M&A ve girişim sermayesi fonu 212 tarafından hazırlanan “Türkiye Start-up Yatırımları” raporuna göre, Türkiye girişim ekosistemi 2024 yılında 2,6 milyar dolarlık yatırımla tarihinin en yüksek seviyesine ulaştı. Bu artışta mega anlaşmaların (örneğin Hepsiburada satışı) etkisi büyük olsa da akademisyen girişimciler için ciddi bir finansman fırsatının ortaya çıktığı inkâr edilemez.
270 aktif girişim sermayesi fonu, 108 teknopark, 150 teknoloji transfer ofisi ve TÜBİTAK’ın BİGG 1512, 1003 ve 1004 gibi destek programlarıyla sistem, akademisyenin laboratuvardan pazara geçişini kolaylaştırdı. Yine de süreç “çok kolay” değil; ticarileştirme, regülasyon ve yatırımcı ilişkileri hâlâ önemli bariyerler. Startups.Watch Kurucusu Serkan Ünsal da, her iki yılda bir yatırımcılarla yaptıkları ankete göre Türkiye’de girişimleri en olumsuz etkileyen faktörlerin beklenmeyen regülasyonlar ve belirsizlik olduğuna dikkat çekiyor.
Bu bariyerleri aşmayı başaran isimlerden biri de Prof. Dr. Ali Ertürk. Öğrencilerine “Bilim insanı aynı zamanda hikaye anlatıcısı olmalı” diye öğütleyen Ertürk, Koç Holding’den aldığı 3 milyon euro ve Federal Almanya Eğitim ve Araştırma Bakanlığı Fonu’ndan 1,5 milyon euro ile Deep Piction’u kurdu.
Şirketin hedefi kişiselleştirilmiş tedavilerle kanser ve Alzheimer gibi hastalıkları tarihe gömmek. Ertürk’ün girişimi, Türk akademisyenlerin küresel pazara açılma kapasitesini göstermesi açısından önemli bir örnek.

Bu yeni dönemin arkasında devletin uzun vadeli desteği, üniversitelerin değişen bakış açısı ve hızla olgunlaşan girişimcilik ekosistemi var. 2000’lerin ortasında TÜBİTAK fonlarıyla başlayan Ar-Ge destekleri, özellikle BİGG gibi programlarla akademisyenleri doğrudan girişimciliğe yöneltti. 2016’dan itibaren YÖK’ün strateji belgeleriyle “girişimci üniversite” kavramı teşvik edilirken, patent ve spin-off kuruculuğu akademik performans kriterlerinin parçası haline geldi. Böylece laboratuvarda üretilen bilginin pazara taşınması, kariyerin doğal bir adımı olarak görülmeye başlandı.
Bu süreçte teknoparklar ve teknoloji transfer ofisleri kilit rol oynadı. Bugün Türkiye genelinde 108 teknopark ve 150 TTO var. Bunlar yalnızca laboratuvar altyapısı sağlamakla kalmıyor, akademisyenleri yatırımcılarla buluşturuyor, ticarileştirme süreçlerini hızlandırıyor. İTÜ ARI Teknokent bünyesindeki 408 şirketin 95’inin kurucu ortakları akademisyenler. ODTÜ Teknokent 2024 itibarıyla 180 milyon dolarlık ihracat yaptı. Sabancı Üniversitesi’nin SUNUM merkezi, yeşil hidrojen ve yeni nesil bataryalar gibi alanlarda girişimlere ev sahipliği yaparken, Boğaziçi, Bilkent ve Koç üniversiteleri kendi kuluçka programlarıyla akademik spin-off’ları teşvik ediyor.
Ekosistemin finansman ayağı çok önemli. Türkiye’de bugün 270 VC fonu aktif. Bilim insanlarını destekleyen fonlar arasında ACT Venture Partners ve Diffusion Capital Partners (DCP) öne çıkıyor. ACT bugüne kadar 25 girişime 35 milyon euro yatırım yaptı, bunların 15’i doğrudan akademisyenlerin kurduğu spin-off’lardı.
ACT Venture Partners Genel Müdürü Gökhan Güner’e göre derin teknoloji alanında halen büyük bir finansman açığı var ve Türkiye’de girişim sermayesine aktarılan kamu fonlarının bu alana daha fazla yönlendirilmesi gerekiyor: “Çünkü derin teknoloji kamunun ihtiyaç duyduğu ekonomik, sosyal, çevresel açıdan pozitif değişimi yaratabilecek, katma değerli ürün ihracatı ve istihdamda artışı sağlayabilecek en önemli alan.”
DCP de bugüne kadar girişimlere 55 milyon euro yatırım yaptı. Bunlar arasında Cellsway gibi ileri teknoloji şirketleri ağırlıkta. Kurucu ortak Haluk Zontul, akademisyenlerin patent portföyleri ve bilgi yoğunluklarıyla katma değer yaratmada benzersiz olduklarını söylüyor. Zontul, “Bu noktada amacımız, kamu destekleriyle uyumlu özel fonlama modelleriyle bu boşluğu doldurmak. Akademisyen kurucular, ileri teknoloji dikeylerinde (örneğin biyoteknoloji, yapay zeka, ileri malzeme) pazarın teknolojik derinliğini sağlayan en kritik aktörler. Yatırımların finansal hacminde küçük bir paya sahip olsalar da patent portföyü, bilgi yoğunluğu ve uzun vadeli Ar-Ge yetenekleriyle katma değer bazında çok daha büyük bir etkileri var” diyor.
Hello Tomorrow Türkiye Başkanı Timur Topalgökçeli ise tabloyu küresel ölçekte özetliyor: “Enerji krizlerinden iklim felaketlerine, pandemilerden yaşlanan nüfusa kadar sorunların çözümü hızlı tüketici uygulamalarında değil, derin teknolojide. Bu nedenle akademisyen girişimciler yalnızca Türkiye için değil, küresel gelecek için de stratejik bir role sahip.”
2010’da Koç Holding bünyesinde kurulan Inventram, akademisyen spin-off’larına odaklanan ilk kurumsal girişim sermayesi modeli olarak bu ekosistemin öncülerinden biriydi. 2024’te faaliyetlerini sonlandıran Inventram’ın eski kurucu CEO’su Cem Soysal “Türkiye’de akademisyenden girişimci çıkarma modelini biz başlattık” diyerek bu tarihsel rolün altını çiziyor. Şu anda kartlı ödeme sistemleri alanında faaliyet gösteren Axela Group’un başkan yardımcısı olan Soysal, bugün melek yatırım ağları, fonlar ve teknoparkların birleşimiyle oluşan güçlü ekosistemin, akademisyen girişimciler için hiç olmadığı kadar cazip bir ortam sunduğunu söylüyor.
Üniversitelerin yüzde 80’i girişimcilik stratejisini kurumsal hedeflerine dahil etti. İTÜ, 25 milyon dolarlık fon girişimiyle akademisyen girişimcilerin projelerine yeni kaynak açtı. Sabancı Üniversitesi’nin Spin-SUNUM programı, girişimcilerin pahalı altyapı yatırımı yapmadan prototipten pazara geçişini sağlıyor. ODTÜ Teknokent yılda 70’in üzerinde yeni girişime ev sahipliği yaparken, Boğaziçi Teknopark yeni kampüsüyle kapasitesini büyütüyor. İTÜ ARI Teknokent CEO’su Prof. Dr. Attila Dikbaş’ın sözleri bu yeni gerçekliği özetliyor: “Akademide üretilen bilginin ticarileşmesi sadece bireysel başarı değil, kalkınma için kritik bir araç.”
Türk akademisyenlerin kurduğu girişimler arasında uluslararası başarı hikayeleri var. RS Research, kanser tedavisinde geliştirdiği ilaç adaylarıyla Türkiye’nin en güçlü unicorn adaylarından biri olarak gösteriliyor. DCP’nin ilk yatırımlarından Cellsway, sıvı biyopsi teknolojisiyle tanı pazarında global etki yaratabilecek kapasiteye sahip. Prof. Dr. Hakan Ürey’in ekibinden çıkan CY Vision, artırılmış gerçeklik teknolojileriyle dünyanın en büyük yatırımcılarını cezbetti.
Bugün dünyada yapay zekadan biyoteknolojiye, enerji dönüşümünden robotik sistemlere kadar tüm iş yapış biçimlerini kökten değiştiren teknolojilerin kökeni üniversite laboratuvarları. Türkiye’nin üniversiteleri de bu küresel dönüşümün bir parçası. On binlerce proje içinden yalnızca küçük bir kısmı ticarileşse bile, yaratılacak ekonomik değer milyarlarca doları bulabilir. Akademisyen girişimcilerin başarısı yalnızca bireysel hikayeler değil; aynı zamanda Türkiye’nin ekonomik büyümesi, katma değer üretimi ve küresel rekabette konumlanması için stratejik bir unsur. Doğru politikalar ve sürdürülebilir destek mekanizmalarıyla, laboratuvardan çıkan şirketler yalnızca bilimsel başarı öyküleri değil, Türkiye’nin geleceğini de şekillendirecek motorlar haline gelebilir.
“Sorgulayıcı eğitim sistemine geri dönmeliyiz”
Türkiye’de akademisyenlerin şirketleşme oranı, ABD ve Avrupa’ya kıyasla henüz düşük olsa da, son yıllarda devlet destekleri, teknoparkların gelişimi ve özel fonların artışı bu dönüşümü hızlandırdı. Üniversite Sanayi İşbirliği Merkezleri Platformu (ÜSİMP), hazırladığı İnovasyon Karnesi ile firmaların Ar-Ge ve yenilikçilik kapasitelerini ölçüyor. Bugün 25 arayüz bu yapıyı sürdürüyor. Roketsan’ın kurucusu ve 1995 – 2000 yılları arasında TÜBİTAK Başkan Yardımcılığı yapan Prof. Dr. Cemil Arıkan’a göre, bu mekanizmaların etkin çalışması için asıl gereken zihinsel dönüşüm: “Asıl olan sorgulayıcı eğitim sistemine geri dönmek. Bunu başaramazsak geri dönülemez bir yoksulluğa sürükleniriz.” Hollanda örneğini hatırlatan Arıkan, eleştirel düşünceye dayalı eğitim olmadan fonların tek başına yeterli olmayacağını vurguluyor.
1,5 milyon euro yatırım alan Qubitrium kuantum internete hazırlanıyor / Haber Detay - Tıkla Oku
Prof. Dr. Hakan Ürey akademik merakı küresel inovasyona dönüştürüyor / Haber Detay - Tıkla Oku
Gıda mühendisi Duygu Yılmaz Biolive ile atığı değere çeviriyor / Haber Detay - Tıkla Oku
Dr. Bilen Aküzüm’ün Aepnus’u 25 milyon dolarlık yatırıma hazırlanıyor / Haber Detay - Tıkla Oku
Cellestetix vegan eksozom teknolojisiyle ABD kozmetik pazarında yükseliyor / Haber Detay - Tıkla Oku