Contemporary Istanbul’un 21. edisyonunun ardından İstanbul, uluslararası sanat basınında ilgiyle gündeme geldi. Artnet, İran savaşı ve Körfez’de değişen ulaşım ve lojistik koşullarının bazı galerici, sanatçı ve kültür profesyonellerini İstanbul’a yönelttiğini yazdı. Contemporary Istanbul’un bir önceki yıl 51 olan galeri sayısı 70’e yükselmiş; yeni katılımcıların büyük bölümü yurtdışından gelmişti. İranlı galericiler İstanbul’u uzun vadeli bir çalışma alanı olarak değerlendirdiklerini söylerken, Dubai’den İstanbul’a dönen bazı piyasa aktörleri Türkiye’nin Avrupa’ya karayoluyla bağlantısının sağladığı lojistik avantajı vurguluyordu.
Son birkaç yıldır dünyada yaşananların ağırlığı sanat alanının da dışında kalmadı; ekonomik daralma, savaşlar, siyasal gerilimler ve giderek güvencesizleşen koşullar, piyasanın havasını değiştirdi. Üretim devam etse de motivasyonun zaman zaman azaldığını, galerilerde, fuarlarda, konuşmalarda belli bir yorgunluğun dolaştığını gördük. Bu nedenle sezon başlamadan önce Contemporary Istanbul’a yönelik beklenti yüksekti. Yalnız fuarın nasıl olacağını değil, sanatın yeniden heyecan yaratıp yaratamayacağını da merak ediyorduk.
Mardin’i salt estetik bir sergileme dekoruna indirgeme riskine karşı, bienal bu yıl farklı bir yol izliyor. Kentin çok katmanlı yapısı, fon olmanın ötesine geçerek çok sesli metotlarla ezber bozan bir pratik alanı olarak karşımızda.
Venedik Bienali, 1895’te ulusal temsil fikriyle başlayan bir sanat vitriniyken zamanla modernizmin, avangardların, savaş sonrası kültürel diplomasinin ve küresel çağdaş sanatın en güçlü sahnelerinden birine dönüştü.
Son dönemde küresel ölçekte biriken gerilimler ve yerel ölçekte giderek daha belirginleşen sıkışma, gündelik hayat ve ekonomik dolaşımın beraberinde kültür üretiminin ritmini, yönünü ve görünürlük biçimlerini de doğrudan etkiliyor. Bu tür dönemlerde sanat alanı, kırılganlıkların ve direnç biçimlerinin aynı anda yüzeye çıktığı bir zemin oluşturuyor.