Venedik Bienali, 1895’te ulusal temsil fikriyle başlayan bir sanat vitriniyken zamanla modernizmin, avangardların, savaş sonrası kültürel diplomasinin ve küresel çağdaş sanatın en güçlü sahnelerinden birine dönüştü.
Son dönemde küresel ölçekte biriken gerilimler ve yerel ölçekte giderek daha belirginleşen sıkışma, gündelik hayat ve ekonomik dolaşımın beraberinde kültür üretiminin ritmini, yönünü ve görünürlük biçimlerini de doğrudan etkiliyor. Bu tür dönemlerde sanat alanı, kırılganlıkların ve direnç biçimlerinin aynı anda yüzeye çıktığı bir zemin oluşturuyor.