Forbes Türkiye, WSI Londra ve Oxford Said Business School'un iş birliğiyle düzenlenen Yapay Zeka Yuvarlak Masa Toplantıları Serisi, iş dünyasının geleceğini şekillendiren liderleri bir araya getirmeye devam ediyor. ‘Yapay Zeka Liderlik Endeksi’ oluşturma hedefiyle başlatılan serinin üçüncü buluşması, 20 Mart’ta Forbes Türkiye Medya Grup Başkanı Ayşe Burçak Güven ve WSI Londra ve İstanbul Yönetici Ortağı, Yapay Zeka Odaklı İş Stratejisti Hande Ocak Başev’in ev sahipliğinde CVK Park Bosphorus Hotel’de gerçekleştirildi.
Farklı sektörlerden şirketlerin CEO'larının bir araya geldiği toplantıda, yapay zekanın iş dünyasındaki rolü ve liderlerin bu dönüşümde üstlenmesi gereken kritik sorumluluklar ele alındı. Forbes Türkiye’nin perspektifinin paylaşılmasıyla başlayan oturumda, ‘Yapay Zeka Liderlik Endeksi’ üzerine interaktif bir değerlendirme yapıldı. Son olarak, Forbes Türkiye ve WSI iş birliğinin bu alandaki yol haritasına nasıl katkı sağlayabileceği tartışıldı. CEO’ların bir araya geldiği bu buluşmada, yapay zekanın stratejik ve etik yönetimi üzerine derinlemesine fikir alışverişinde bulunulurken liderlerin dönüşümdeki belirleyici rolü bir kez daha vurgulandı.
Forbes Türkiye Medya Grup Başkanı Ayşe Burçak Güven: Yapay zeka, günümüzün en büyük gündemlerinden biri ve hepimizi içine alan stratejik bir dönüşüm sürecindeyiz. Bunu yalnızca bir teknoloji aracı olarak değil iş dünyasını, hayatlarımızı ve günlük akışımızı kökten değiştiren bir dinamik olarak görüyoruz. Bu nedenle yapay zekanın yönetimini yalnızca BT departmanlarına bırakılmayacak kadar kritik bir konu olarak ele alıyoruz. Stratejik bir dönüşüm aracı olarak en üst düzeyde, yönetim kurullarının ve icra ekiplerinin liderliğinde yönetilmesi gerektiğine inanıyoruz. İşte tam da bu yüzden, Yapay Zeka Yuvarlak Masa Toplantıları'nı başlattık.
Bu serinin en önemli hedeflerinden biri, Türkiye’nin Yapay Zeka Liderlik Endeksi’ni oluşturmak. Yıl sonunda Türkiye’deki yapay zeka liderliğinin durumunu net bir şekilde ortaya koymayı ve bir yıl sonra geldiğimiz noktayı ölçümleyerek gelişimimizi gözlemlemeyi hedefliyoruz. Bununla birlikte Türkiye’nin küresel konumunu da değerlendirmek istiyoruz. Avrupa, Uzak Doğu ve Amerika’daki gelişmelerle kıyaslandığında Türkiye’nin nerede durduğunu görmek önemli.
İlk toplantımızı kasım ayında “Karar Vericiler” başlığıyla gerçekleştirdik. Ardından Türkiye’nin 50 start-up’ını kapsayan bir toplantı yaptık. Şimdi ise değerli icra kurulu başkanları ve CEO'larla bir aradayız. Sizler, hem işin mutfağında hem de stratejik karar alma süreçlerinde kritik roller üstleniyorsunuz. Bu nedenle yapılan bu toplantıyı son derece değerli buluyoruz. Forbes Türkiye olarak, bu içerikli ve değer yaratan toplantıları organize ederken alanında uzman kurumlarla iş birliği yapıyoruz. Yapay Zeka Toplantıları Serisi’nin ana partnerlerinden biri, global bir şirket olan WSI. Londra ve Türkiye ofislerinin başkanı Hande Ocak Başev, aynı zamanda Yönetim Kurulunda Kadın Derneği’nde birlikte çalıştığım değerli bir yol arkadaşım. WSI, bu süreçte içerik ve bilgi birikimi konusunda bizlere rehberlik ediyor.
Ayrıca büyük bir gururla açıklamak isterim ki, bu serinin bilimsel ve metodolojik altyapısını sağlamak üzere Oxford Said Business School da bize katıldı. Forbes Türkiye, WSI ve Oxford Said Business School iş birliğiyle yürüttüğümüz bu süreç hem bilimsel standartları yüksek tutmamıza hem de küresel bir perspektifle ilerlememize olanak sağlayacak. Bu toplantımızda değerli yöneticilerden öğrenmek, fikirlerini dinlemek ve birbirimizle bilgi paylaşımı yapmak istedik.
WSI Londra ve İstanbul Yönetici Ortağı, Yapay Zeka Odaklı İş Stratejisti Hande Ocak Başev: Yapay zekayı artık her gün duyuyoruz. Ekiplerimizden, çevremizden ve gündemimizden eksik olmayan bu kavramı farklı bir açıdan ele alacağız: Liderler yapay zeka konusunda nasıl bir rol üstlenmeli? Öncelikle kendi bakış açımızı paylaşacağız. Ardından “Yapay Zeka Liderlik Endeksi” üzerine sorular sorarak interaktif bir değerlendirme yapacağız.
Teknolojik dönüşümler liderler için yeni değil. Elektrik ve İnternet devrimleri gibi yapay zeka da bir yenilik dalgası. Ancak bu kez etki alanı çok daha geniş. Google CEO’su Sundar Pichai’nin de dediği gibi, “Yapay zeka, ateş ve elektriğin keşfinden bile daha büyük bir dönüşüm yaratabilir.”
YZ projelerinin yüzde 80’i başarısız
Geleneksel düşünce, yapay zekayı sadece teknoloji ekiplerine bırakmak yönünde olabilir. Ancak bu dönüşüm yalnızca bir BT projesi değil; liderlerin vizyonuyla yönlendirilmesi gereken stratejik bir konu. 2030’da yapay zeka pazarının 2 trilyon dolara ulaşması bekleniyor, bu durumda küresel ekonomiye devasa katkılar sağlayacak. Ancak bir gerçek var ki yapay zeka projelerinin yüzde 80 - 85’i başarısız oluyor. Bunun sebebi yapay zekanın yetersiz olması değil doğru strateji ve liderlik eksikliği.
Yapay zeka çok güçlü bir araç, ancak liderlerin aklına ve vicdanına ihtiyacı var. Onun nasıl yönlendirileceği, hangi alanlarda nasıl kullanılacağı liderlerin kararlarına bağlı. Bu yüzden, yapay zekayı sadece bir teknolojik yenilik olarak görmek yerine, stratejik ve etik bir dönüşüm olarak ele almalı ve bu süreci doğru yönetmeliyiz.
Liderler olarak ne yapmalıyız?
Yapay zekanın gerçek kapasitesini bilmeliyiz
Yapay zekayla ilgili abartılı söylemler yaygın: “Robotlar geliyor, insanın yerini alacak!” Hayır, bu yakın zamanda mümkün değil. Bilimsel olarak bakıldığında, yapay zekanın insanın fiziksel ve bilişsel yeteneklerini birebir taklit etmesi için daha uzun yıllar var. Korkmaya veya paniğe kapılmaya gerek yok. Liderler olarak kendimizi ve ekiplerimizi gerçeklerden uzak hurafelere kaptırmamalıyız. Yapay zekanın potansiyelini kabul edelim ama aynı zamanda sınırlarını da bilelim..
Küresel YZ stratejilerini ve oyuncularını anlamalıyız
Yapay zeka “kötü” değil ancak onu geliştirenlerin niyetleri doğrultusunda şekilleniyor. Yapay zeka onu kurgulayan insanlar kadar yanlı. Nükleer fizikçiler bile etik kurallarla hareket ederken, yapay zeka alanında maalesef regülasyonlar ve ahlaki normlar henüz oturmuş değil. Büyük teknoloji şirketleri bu araçları nasıl ve hangi amaçlarla kullanıyor? Biz liderler olarak bu dinamikleri anlamalı ve şirketimizi buna göre konumlandırmalıyız. Küresel güç dengelerinin farkında olmalı, sadece teknolojiyi değil onu yönlendiren stratejileri de kavramalıyız.
Tarihteki büyük dönüşümlerden ders çıkarmalıyız
19. yüzyıl sanayi devriminden bu yana yaşanan diğer teknolojik dönüşümlere baktığımızda, hiçbir zaman dönüşümün hemen ardından verimliliğin artıp insanlığın refahının yükseldiği bir durum yaşanmadığını görüyoruz. Gurur duyduğumuz Nobel ödüllü bilim insanı Prof. Dr. Daron Acemoğlu’nun bu konuda birçok detaylı çalışması bulunuyor.
Yapay zeka da benzer bir dönüşüm sürecinden geçiyor. Yapay zeka ile verimlilik elbette artacak, ancak bu, insan refahının da aynı oranda artacağı anlamına gelmiyor.
YZ yaygınlaşma dinamiklerini anlamalıyız
Teknolojik ilerleme - Verimlilik artışı - Refah artışı… Bu denklem kulağa basit geliyor ama pratikte işler böyle yürümüyor. Ortalama verimlilik artarken bireysel çalışan verimliliğinde aynı etkiyi göremeyebiliriz. Eğer otomasyonu artırıp insan faktörünü göz ardı edersek kim bu ürün ve hizmetleri satın alacak? Henry Ford, otomasyonu tamamladıktan sonra “Arabaları satın alacak bir kesim yaratmalıyız” demişti. Bugün de benzer bir noktadayız. Yapay zeka ile ilgili bütün operasyonlarımızı otomatize ettiğimiz ideal bir dünyada da, insan boyutunu içinden çıkartıp yerine makine yerleştirdiğimizde “Bu insanlarla ilgili ne yapacağımıza dair bir strateji kurmazsak ve bunun kurulacağını varsayarsak bu ürünleri ve hizmetleri kim alacak” sorusunu cevaplamak durumunda kalacağız. Yapay zeka dönüşümünde insan unsurunu ihmal edersek sürdürülebilir bir model oluşturamayız.
YZ vizyonumuzu belirlemeliyiz
Yapay zeka konusunda attığımız her adım aslında bir seçimdir. Tıpkı sürdürülebilirlik veya küresel ısınma gibi bu konuda da ülkelerin ortak bir etik standart belirleyeceğini düşünmek fazla iyimser olur. Gerçek şu ki büyük ülkeler ve teknoloji devleri yapay zekayı kendi çıkarlarına göre şekillendiriyor. Liderler olarak bizim de hangi amaçla, nasıl bir vizyonla bu teknolojiyi kullanacağımıza karar vermemiz gerekiyor. Yapay zeka, yalnızca verimliliği artırmak için mi kullanılacak? Yoksa daha büyük bir stratejinin parçası mı olacak? Şirketimizi, ekibimizi ve iş modelimizi geleceğe hazırlamak için şimdi net seçimler yapmalıyız.
Çalışanları eğitip denemelerine izin verelim
Çalışanlara yapay zekayı deneme fırsatı sunalım, ancak sadece denemek için değil gerçek iş problemlerini çözmek için kullanalım. Yapay zeka her zaman etkin çözüm değildir; bazı sorunlar organizasyonel değişikliklerle, Excel veya mevcut ERP sistemleriyle çözülebilir.
Evet, yapay zeka güçlü bir araç olabilir ama her durumda kullanılması gerekmiyor. Önemli olan, yapay zekayı zayıf noktalarımızı tamamlayan bir destek olarak görmek. Çalışanlarımızın yanılmasına izin verelim, çünkü her başarısız deneme bir sonraki başarılı projenin temelini oluşturur. Ayrıca bu alandaki gelişmelerin henüz başlangıç aşamasında olduğunu kabul edip, yatırımların geri dönüşünü kısa vadede değil uzun vadede değerlendirelim.
YZ okuryazarlığı
Otomasyon, dijitalizasyon, robotlar, RPA ve yapay zekanın farkını anlamalıyız. Yapay zeka sadece üretken yapay zekadan ibaret değil, herkesin yaratıcı olması da gerekmiyor. Analitik yapay zekanın gücünü keşfedelim ve çalışanlarımızı bilinçlendirelim. Liderler olarak doğru soruları sorabilmemiz ve çalışanların yapay zekanın sınırlarını bilmesi yeterli. Bu yüzden kendimize ve ekibimize yatırım yaparak yapay zeka okuryazarlığını artırmalıyız.
Küresel trendleri takip edelim
Sektörümüzde hangi teknolojiler gelişiyor? Regülasyonlar nasıl değişiyor? Bugün yaptığımız bir yatırım, farklı ülkelerde de geçerli olacak mı? Teknolojik devrimleri kaçıran şirketlerin düştüğü duruma düşmemek için gelişmeleri yakından izlemeliyiz.
Kendi sektörümüzde etik lider olalım
Yapay zeka, sektörler arası girişleri kolaylaştırıyor. Büyük teknoloji şirketleri, herhangi bir bariyer olmadan sağlık, finans gibi sektörlere hızla girebiliyor. Eğer biz etik çerçeveyi oluşturmazsak bunu başkası yapmayacak. Yapay zekayı müşteri faydası için mi, yoksa manipülasyon için mi kullanacağız? Bu, şirketimizin değerlerini ve geleceğini belirleyen kritik bir soru.
Ayrıca yapay zekanın iş gücüne etkisi coğrafyaya göre değişiyor. Avrupa’daki çalışanlarla Türkiye, Hindistan veya Meksika’daki çalışanlar arasında farklılıklar var. Bir lider olarak, bu dönüşümü farklı ülkelerde nasıl yöneteceğimizi düşünmeliyiz.
Doğru soruları soralım
Yapay zeka hangi verilerle eğitildi? Veri temizliği sağlandı mı?
Veriler ön yargılı mı, çeşitlilik içeriyor mu?
Yapay zekanın getirdiği kârlılık sürdürülebilir mi?
Çalışanlarımız bu değişime hazır mı?
Veri gizliliği nasıl korunacak?
Dışarıdan bir yapay zeka çözümü alıyorsak karar mekanizması kimde?
Yeni nesil, bilgiye anında ulaşabiliyor ve her şeyi kodlayabiliyor. Bizler ise uzmanlık ve deneyime değer veren bir nesiliz. Peki, bu nesil iş dünyasında güveni nasıl kazanacak? Yapay zekanın getirdiği değişimle, şirketimizi ve değerlerimizi yeni jenerasyona nasıl teslim edeceğiz? İşte bu, liderlerin en büyük gündemi…
Yapay zeka inovasyonunu desteklemek için yeni ortaklıklar, ortak girişimler veya satın almalar oluşturmayı düşünüyor musunuz?
Evren Albaş - Arzum Genel Müdürü ve İcra Kurulu Başkanı: Önceki şirketimizde yapay zekayı özellikle gıda üretiminde kullanan bir girişime yatırım yapma fırsatımız olmuştu. Ancak bu tür yenilikçi girişimlerin çalışma kültürü, geleneksel sanayi şirketlerinden oldukça farklı. Dolayısıyla o inovasyonun çalışmasını şirketin dışında tutmak ya da şirkete entegre etmek aslında çok büyük bir ikilemdi. İçeride bir yenilik yapmak istiyorsunuz ama mevcut süreçler bunu desteklemeyecek gibi görüyorsunuz. Dolayısıyla onları doğru yönetim zamanı ve desteğini alabildiklerinden emin olarak dışarıda tutmak önemli bir konu oldu.
Şu anki işimizde de zaten benzer bir fırsat var. Bu tamamen benim görüşüm ama olabildiğince dışarıda yönetmek, inovasyonu daha istikrarlı bir şekilde içeri almak için daha iyi gibi duruyor. Biraz uzun sürse de en azından etkisi kalıcı oluyor. Eski şirkette de aslında benzer bir yolda gidildi ve içeriye alındığında verimin düştüğünü, dışarıda kalmanın daha etkili olduğunu izliyorum aslında. Dolayısıyla bu tip girişimleri yönetmede yeni kurumun konumlanması oldukça önemli bir konu. Tek bir doğrusu olduğuna inanmıyorum. Aslında kurumun inovasyon ve çalışma kültürü de önemli.
Bülent Dölek - HOPİ CEO’su: Ben Hopi’nin yeni CEO’su olarak görevimin üçüncü haftasındayım. Boyner Grubu’nda ve Hopi’de yapay zekanın nasıl kullanıldığını gözlemleme fırsatım oldu. Tüm Boyner Grubu yöneticilerinin WSI’dan yapay zeka eğitimi aldığını gördüm. Bana da bu eğitimleri almam gerektiği söylendi, bu oldukça olumlu bir yaklaşım. Yapay zeka hepimizi heyecanlandırıyor, ancak bu teknolojiyi sıfırdan oluşturup yetiştirmek zorunda değiliz. Bazen halihazırda geliştirilmiş çözümleri adapte etmek çok daha hızlı ve etkili olabiliyor.
Boyner’de yapay zekanın kullanıldığı dikkat çekici bir örnekle karşılaştım: Instagram’daki popüler ürün stilleri analiz edilerek 32 parçalık bir koleksiyon oluşturulmuş. Bu süreçte sadece ürünlerin görünümü değil kumaş ve renk çeşidi gibi detaylar da yapay zeka ile belirlenmiş. Elbette bu noktada yapay zekanın yaratıcılık sınırları tartışılabilir.
Hopi de bir veri şirketi olarak bu tür yapay zeka denemelerine açık. Ancak her durumda yapay zekanın en iyi çözüm olduğu söylenemez. Şu an insan olarak bazı alanlarda algoritmalarımız daha iyi sonuç veriyor ama bu, gelecekte hep böyle olacağı anlamına gelmiyor. Yapay zekanın gelişimiyle birlikte biz de süreçlerimizi değerlendirmeye devam edeceğiz.
Öte yandan Boyner AI adında bir platformla tanıştım. Bu sistem, ChatGPT gibi çalışıyor ve görsel üretme, kod yazma, PDF özetleme ve metin oluşturma gibi dört temel fonksiyona sahip. Bu, yapay zekanın kullanım alanlarını hızlıca keşfetmeye olanak tanıyan pratik bir yaklaşım olmuş.
Hande Ocak Başev: İnsanın karar verme yetisiyle yapay zekanın yetkinlikleri arasındaki dengeyi bulmak önemli bir konu. Türkiye gibi birçok ülkedeki şirketler, yapay zekasını kendi bünyesinde geliştirmek istiyor çünkü veri güvenliği konusunda endişeler büyük. Bu da yapay zeka okuryazarlığının önemini artırıyor.
Bilgi gizliliğini sağlamak aslında çok zor değil. Ancak algoritma geliştirme konusunda uzman değilseniz veya özel bir veri setiniz yoksa, kendi yapay zekanızı oluşturmanın çok da anlamlı olmadığına inanıyorum.
Fatih Bektaşoğlu- Garanti BBVA Teknoloji Genel Müdürü: Organizasyon içinde verinin kullanımı ve dışarıdan servis olarak modelleri bulut üzerinden kullanma konusu, özellikle finans sektöründe düzenlemelere tabi.
Türkiye’de finans sektöründe bulut kullanımı, müşteri verisi söz konusu olduğu için kısıtlı. Bu nedenle her ne kadar dış kaynaklı servislerden faydalanmak istesek de genellikle yerel organizasyonlar içinde özel bulut yatırımları yapmak zorunda kalıyoruz.
Biz de bu kapsamda Nvidia yatırımı yaparak kendi veri merkezimizde modeller oluşturmak durumunda kaldık. Şu anda finans sektöründe büyük bir dönüşüm yaşanıyor. Bu süreçte organizasyonların hem bu değişime adapte olması hem de dışarıda geliştirilen modelleri etkin bir şekilde kullanabilmesi kritik öneme sahip.
Ergi Şener - Nomu Pay Türkiye Genel Müdürü ve Yönetim Kurulu Üyesi: Hem kendi şirketimizden hem de start-up ekosisteminden örnekler paylaşmak istiyorum. İş birlikleri, şirketlerin sahip olmadığı know-how’ı bu tarz start-up’lardan kazanmasını sağladığı için bu alana büyük önem veriyorum. Örneğin, bir start-up ile gerçek zamanlı çeviri üzerine çalıştık. Nomu Pay bir ödeme şirketi olmasına rağmen içinde bulunduğum start-up ile bir çağrı merkezi denemesi gerçekleştirdik. Bu teknoloji, anlık çeviri sağlayarak sektörde rekabet avantajı sundu. Üzerine duygu analizi eklenerek gelişti ve tam otomasyon sağlayan yapay zeka destekli chatbot sistemleri ortaya çıkmaya başladı.
Sanayi üretiminde öngörü analizleri de kritik bir alan. Geleneksel üretim tesisleri genellikle “Yapay zekaya uygun verimiz yok” diyerek bu teknolojiden uzak duruyor. Ancak entegre bir strateji ile Nesnelerin İnterneti (IoT) sensörleri monte edilerek kısa sürede veri toplanabiliyor. Bu yöntemle, bir yıl içinde 1 milyon euro tasarruf sağlandı, su ve enerji tüketimi yüzde 50 azaltıldı. Böylece sürdürülebilirlik hedeflerine de katkı sağlandı.
Kendi şirketimizde ise dijital ‘onboarding’ (ilk katılım) sürecine yönelik bir iş birliği gerçekleştirdik. Bankalar bu sisteme zaten geçmişti, biz de entegre olmaya başladık. Ancak kullanıcı deneyimi açısından bazı zorluklarla karşılaştık. Özellikle kimlik kartlarıyla ilgili NFC okuma problemleri ciddi bir engeldi. İş ortaklarımızla birlikte çalışarak süreci daha kullanıcı dostu haline getirdik. Sonuç olarak, rakiplerimize kıyasla yüzde 80 daha iyi performans gösteren bir ‘onboarding’ çözümü geliştirdik. Burada asıl önemli olan, sadece iç teknik bilgiye odaklanmak yerine doğru iş birliklerini kurmak.
Sencer Kutluğ - Bilyoner CEO’su: Bilyoner olarak yapay zekayı aktif bir şekilde kullanan ve iş süreçlerine entegre eden bir şirketiz. Ancak iş birlikleri ve satın almalar konusunda önemli bir zorlukla karşı karşıyayız: Yapay zeka alanındaki aşırı ‘hype’. Bugün neredeyse her start-up’ın sonunda “AI” ifadesi yer alıyor. Gerçekten değerli bir teknoloji sunan şirketleri belirleyip filtrelemek büyük bir meydan okuma. Bu noktada, içeride yeterli know-how olması kritik ancak sektörde bu bilgi seviyesi hâlâ yeterince gelişmiş değil.
Özellikle LinkedIn üzerinden her gün iki - üç iş birliği teklifi alıyoruz. Ancak bu firmaların gerçekten ne yaptığını anlamak ve aralarından işimize uygun olanları seçmek oldukça zor. YZ trendinin içindeki gerçek potansiyeli görmek ve doğru iş ortaklarını belirlemek, şirketler için en büyük zorluklardan biri haline gelmiş durumda.
Hande Ocak Başev: Türk start-up’larını nasıl güçlendirebiliriz diye araştırırken yatırım alan birçok şirketin yapay zekayı sadece kod yazımında kullandığını fark ettim. Bu kötü bir şey değil ancak vaat ettikleri şeyi tam olarak yapmıyorlar. Bu durumda bir start-up ile iş birliği yapmayı düşündüğünüzde gerçekten katma değer yaratıp yaratmayacağını sorgulamak gerekiyor. Çünkü yapay zeka konusunda büyük bir ‘hype’ var ve bu alanda konuşan herkes aynı dili kullanıyor. Ancak regülasyonların eksikliği ve etik doğruluk konuları iş dünyası liderleri için ciddi bir karar alma bariyeri oluşturuyor.
Kutay Kartallıoğlu - CarrefourSA CEO’su: Aslında bir sorum var: Yapay zekayı şirket içinde mi geliştirmeliyiz, yoksa dışarıdan hazır çözümler mi kullanmalıyız? ERP sistemlerinde olduğu gibi, SAP ya da Oracle’ı kendimiz geliştirmiyoruz; lisans alıp kullanıyoruz. Microsoft’un Excel’ini biz üretmedik ama iş süreçlerimizde aktif olarak kullanıyoruz. Yapay zekayı da aynı şekilde dışarıdan bir tailor-made çözüm olarak almak mı daha mantıklı, yoksa şirket içinde özel ekipler kurarak mı geliştirmeliyiz?
Bu alanda çok iyi uzmanlaşmış, yüksek maliyetli 10 kişilik ekipler kurmak yerine mevcut hazır yapay zeka çözümlerini iş süreçlerimize adapte etmek daha verimli olabilir mi?
Hande Ocak Başev: Bir organizasyonda yapay zekayı kullanmadan önce, gerçek iş problemini belirlemek gerekiyor. Eğer organizasyonel bir bozukluk varsa veya düşük hacimli işlemler yürütülüyorsa yapay zeka yatırımı gereksiz olabilir. Öncelikle “Bu iş problemi yapay zeka ile çözülebilir mi” sorusunu sormak kritik. Eğer mevcut yatırımlar ve sistemler yeterli değilse yapay zekaya yatırım yapmak anlam kazanır.
Yapay zekayı ERP sistemlerine benzetmek doğru olmaz çünkü yapay zeka, sadece belirli süreçleri optimize eden bir yazılım değil, şirketin dijital dönüşüm kaslarını geliştirmesi gereken bir alan. Tıpkı manuel süreçlerden Excel’e, ardından otomasyona geçiş süreci gibi, yapay zekayı nerede, nasıl ve hangi verilerle kullanabileceğimizi anlamak şu an için yeterli. İlla her şirketin kendi yapay zeka sistemini geliştirmesi gerekmiyor, ancak yapay zekayı nerede ve ne zaman kullanacağını bilmesi kritik bir yetkinlik haline geldi.
Serkan Tekeş - Kraft Heinz Türkiye Genel Müdürü: Start-up’lar, defalarca deneme yanılma yaparak başarılı bir modele ulaşabiliyor. Ancak bizim gibi büyük, verimlilik odaklı şirketlerde bu “başarısız olma kası” yeterince gelişmemiş olabiliyor.
Bu noktada “Hangi alanlarda başarısız olma kabiliyetimizi ve kasımızı daha fazla geliştirebiliriz” sorusunu sormamız gerekiyor. FMCG sektörüne baktığımızda, yapay zekanın özellikle tedarik zinciri yönetiminde güçlü çözümler sunduğunu görüyoruz.
Ancak asıl gelişimin daha entegre bir tedarik zinciri ekosistemi üzerinden gerçekleşeceğini düşünüyorum. Bunun yanı sıra işimizin asıl odak noktası ürün geliştirme (R&D). İç kaynaklarımızı yapay zekayla entegre ederek bir gelişim sağlamaya çalışıyoruz gibi gözlemliyorum.
Neslihan Oruç - Anadolu Leasing Genel Müdürü: Finans sektörü, yapay zeka kullanımına oldukça erken adapte oldu. Kredi karar mekanizmalarından müşteri davranış skorlamasına kadar birçok süreci yıllar önce otomasyona dahil ettik. Ancak bizim için en kritik konu veri oldu. 15 yıl önce de verinin doğruluğu ve etkin kullanımı önceliğimizdi.
Öncelikli hedefimiz otomasyonu geliştirmek, ardından da doğru verilerle sağlıklı ölçümler yapmak oldu. Bu süreçte tüm çözümleri ‘in-house’ geliştirmedik; güçlü çözüm ortaklarıyla ilerledik. Burada en önemli kriterlerimizden biri, iş birliği yaptığımız firmaların konuya hâkimiyeti ve iç kaynaklarımızla entegrasyonuydu.
Öte yandan her süreci yapay zeka veya otomasyonla çözmeye çalışmadık. Finans sektörü, az kaynakla maksimum iş üretmek zorunda olan bir ekosistem. Bu nedenle verimlilik odaklı bir yaklaşım benimsedik. Zaman içinde RPA (robotik süreç otomasyonu) sistemlerini devreye aldık ve çalışanlarımızı daha stratejik ve nitelikli işlere yönlendirdik. Tekrarlayan ve karar mekanizması gerektirmeyen süreçleri tamamen robotik sistemlere devrettik. Gelecekte yapay zekayı daha etkin kullanmayı hedefliyoruz. Benim misyonum da şirketimdeki bu teknolojik dönüşümü sağlamak ve sürdürülebilir kılmak.
Mete Buyurgan - Ülker CEO’su: Dijitalleşme ve doğru ERP kullanımı, aslında yapay zekanın altyapısını oluşturuyor. Bu dijitalleşme yolculuğu sonu olmayan bir süreç; her zaman devam etmek zorundasınız. Bu süreçte, IoT teknolojisini kullanarak tüm fabrikalarımızla ve sistemlerimizle veri toplamaya başladık. Gerçek zamanlı veri alabilmeye başladık ve bunun üzerinden yapay zeka yatırımlarımızı geliştirdik. Şu anda tedarik zinciri ve fabrikalarımızda bu yatırımların meyvelerini topluyoruz ve çok büyük verimlilikler elde ettik.
Bir taraftan kafamda bir soru var: Türkiye’de en çok hane penetrasyonuna sahip markalardan biriyiz. Ürünlerimizi CarrefourSA, Migros gibi marketlerde satıyoruz. Ancak burada asıl değer, tüketici datası ve aslında bu data perakendecilerin elinde.
Perakendeciler ve üretici FMCG şirketleri kendi verilerini sakladıkları için bu veriler paylaşılamıyor. Bu da daha yıkıcı yeniliklerin ortaya çıkmasını engelliyor. Burada, ödeme şirketleri gibi tüketiciyle doğrudan bağlantısı olan şirketler ile FMCG şirketlerinin sektör kümelenmesi yapması çok önemli. Eğer bu datalar paylaşılırsa ortak bir hareketle çok büyük bir etki alanı yaratılabilir. Türkiye’de tüketiciden tedarikçiye kadar akan bir sistem geliştirilebilir.
YZ, iş süreçlerini hızlandırıyor
Altan Kosova - BigChefs CEO’su: Yapay zekayı nasıl kullanacağımızı belirlerken müşteri deneyimini iyileştirmeye odaklandık. Örneğin geliştirdiğimiz “konuşan menü” zamanla öğrenerek daha doğal bir şekilde iletişim kuracak ve birkaç ay içinde kullanıma sunulacak. Ayrıca YZ sayesinde restoranlarımızdaki müşteri duygu durumlarını analiz ederek yöneticilere anlık bildirimler gönderebileceğiz.
YZ iş süreçlerini hızlandırıyor ve verimliliği artırıyor. Büyük veri analizine odaklanarak İK, tedarik zinciri, satış ve operasyon süreçlerini tek bir sistem üzerinden yönetmeye çalışıyoruz. Bu altyapıyı oluşturduktan sonra ekleyeceğimiz her şey bizim için gerçek anlamda yapay zeka olacak.
Organizasyonunuzda YZ kullanımı için resmi politikalar mevcut mu?
Farklı kas gruplarına dokunmalıyız
Elchin Ibadov - Socar Türkiye CEO’su: YZ süreçlerinde insan odaklı bir yaklaşım benimsemek kritik. Çalışanların kendilerini teknolojinin bir parçası olarak görmelerini sağlamak önemli. YZ’yi bir “asistan” olarak konumlandırarak çalışanların motivasyonunu ve iş birliğini artırıyoruz. Ayrıca organizasyon içindeki değişim süreçlerinde çalışanların duygusal tepkilerini ölçerek bu değişimlere uygun stratejiler geliştiriyoruz. Örneğin yeni bir politika uygularken çalışanların ilk tepkilerini analiz edip gerektiğinde iletişim stratejimizi revize ediyoruz.
Profesyonel gelişim konusunda “Q Concept” adını verdiğimiz bir sistem oluşturduk. Bu sistemde farklı beceri alanlarına (IQ, EQ, dijital yetkinlikler, adaptasyon, girişimcilik vb.) dokunan dengeli bir eğitim programı sunuyoruz. Çalışanların yalnızca rahat hissettikleri alanlara yönelmelerini değil çok yönlü gelişmelerini teşvik ediyoruz. Bu bakış açısıyla YZ ve dijital dönüşüm süreçlerinde organizasyon liderlerinin farklı beceri gruplarına odaklanması gerektiğine inanıyorum.
Semih İncedayı - Doğuş Teknoloji CEO’su: Yapay zeka ve dijital dönüşüm süreçlerinin temelinde verinin temizliği ve erişilebilirliği yatıyor. Bu verinin gerçekten sistemleri eğitmek için çok büyük bir kolaylık sağladığını gördük. İnşaat sektöründen restorana her alanda bunu çalıştık. Doğuş Teknoloji olarak, 15 yılı aşkın süredir biriken veriyi kullanarak farklı sektörlerde karar mekanizmalarını güçlendirdik.
Üretken yapay zeka, akıllı telefon devrimine benzer bir dönüşüm yaratıyor. Yakın gelecekte herkesin bir yapay zeka asistanı ya da ajanı olacak ve bu teknolojiyi kullanmayanlar geride kalacak. Ancak fark, YZ kullanmaktan ziyade onunla üretilen yeniliklerde ortaya çıkacak.
Türkiye, YZ yarışına global ölçekte eşit şartlarda başladı. Donanım eksikliğimiz ve bazı sektörlerde bulut kullanımına getirilen kısıtlamalar olsa da elimizde büyük bir veri havuzu var. Bu veriyi doğru modellerle işleyerek fark yaratabiliriz. Bu nedenle YZ ve veri odaklı dönüşümün ulusal bir politika haline getirilmesi gerektiğine inanıyorum.