İtalyan polisinin geçen yıl mart - nisan ayında Milano’nun banliyölerinde Armani için üretim yapan taşeron atölyelere düzenlediği baskınlar, moda endüstrisinde bir skandalın ilk perdesiydi. İşçiler, saatte iki - üç euroya, 10 saatlik vardiyalarla haftanın yedi günü çalışıyor ve atölyelerde uyumaya zorlanıyordu. Milano mahkemesi, Giorgio Armani’nin operasyon birimi GA Operations’a, tedarik zincirini yeterince denetlemediği için bir yıl süreyle kayyum atadı.
Sadece birkaç ay sonra Haziran 2024’te, Moët Hennessy Louis Vuitton (LVMH) markalarından Dior’a yönelik soruşturmada işçilerin çoğunun Çinli göçmenlerden oluştuğu, bunların bazılarının ülkede yasa dışı olarak bulunduğu ve Dior’un mağazalarında 2 bin 600 euro’ya satılan çantalar için 53 euro ödediği belirlendi. Şirketin iştiraklerinden Manufactures Dior SRL, bir yıl boyunca mahkeme denetimine alındı ve kayyum atandı. 10 Haziran’da LVMH hisseleri yüzde 2,2 düştü, ertesi gün yüzde 0,7 daha geriledi...
Maddi kayıptan çok daha büyüğü markaların itibar kaybı... Tüm bu skandallardan sonra üretim süreçlerinin gözden geçirilmesi, standartlara uygun üretim yapılan fabrikalarda siparişlerin artmasına neden oldu. 2023 Mayıs ayından bu yana Toskana vadisindeki fabrikasında dünyaca ünlü lüks markalar için deri çanta üretimi yapan Desa da bunlardan biri. “Herkes bir yere giderken biz tersine gittik” diyor Desa CEO’su Burak Çelet. Söylediğine göre İtalya’daki üretimin neredeyse dörtte üçü, kötü çalışma koşullarına sahip, merdiven altı işletmelerde yapılıyor. Çelet siparişlerinin arttığını ve müşterilerinin kapasitelerini artırmalarını istediğini söylüyor ve ekliyor: “Doğru bir iş yaptığımızı görmekten dolayı çok mutluyum. Üretim bandımızda altı aylık sipariş var.”
İtalya’da üretim koşulları nasıl bu kadar yaygın bir şekilde kötü olabilir? Ülkede geçen yıl moda sektörü için üretim yapan 3 bine yakın atölye kapandı. Bunun temel sebebi alt yüklenicilerin artan maliyetlerle baş edememesi. Bu da işçilerin koşullarının giderek kötüleşmesinin önünü açıyor.
İtalyan lüks tüketim sektöründe tedarik zincirleri ve sürdürülebilirlik çalışmaları üzerine doktora yapan Politecnico di Milano School of Management öğretim üyesi Dr. Hakan Karaosman’a göre İtalyan lüks sektöründe iki gerçek var. Nesillerdir üretim yapan İtalyan tedarikçiler ve sonradan tedarik zincirine eklenen İtalya dışından gelen yabancı menşeili üreticiler. Dr. Karaosman aralarında işini çok iyi yapanlar olsa da yabancı üreticiler içinde insani olmayan koşullarda, şeffaflıktan uzak bir anlayışla üretim yapanların sayısının giderek arttığını söylüyor.

Desa’nın Toskana Bölgesi’ndeki küçük şehir Poppi’deki tesisinde 70 işçi çalışıyor. İşçilerin bir kısmı, yeni çalışanları eğitmek için Desa’nın Düzce’deki fabrikasından aileleri ile birlikte gelenlerden oluşuyor. Çelet, Türkiye’de birçok sektörde olduğu gibi dericilik alanında da ara eleman açığı olduğunu anlatıyor. Uzun zamandır kendi çalışanlarını eğitip bir dönem Milli Eğitim Bakanlığı’yla da çalışmışlar. “Yavaş yavaş oralı olacağız, orayı Düzce’nin bir köyü haline getireceğiz” diyor gülerek.
Desa’nın “Made in Italy” etiketini kullanabilmesi için çantalardaki işçiliğin yüzde 50’sinden fazlasının İtalya’da yapılması gerekiyor. Bu nedenle, ürünler Düzce’deki fabrikadan yarımamul olarak İtalya’ya gönderiliyor. Toskana’da tamamlanan çantalar, “Made in Italy” etiketiyle piyasaya sürülüyor. Bu hibrit model, Desa’nın işçilik maliyetlerini yüzde 25 - 30 oranında düşürmesini sağlıyor. Ancak Toskana fabrikasının kapasitesi Düzce’nin çok altında. Düzce’de haftalık 15 bin çanta üretilebiliyor, İtalya’da ise aylık 5 bin.
Temelleri Burak Çelet’in babası Melih, amcaları Mehmet ve Semih Çelet tarafından 1972’de atılan Desa, Türkiye’nin en köklü deri şirketlerinden biri. 22 Temmuz itibarıyla piyasa değeri 5 milyar lira olan şirketin büyük hissedarı (diğer kardeşlerden birinin 1990’ların ortasında diğerinin de 2003’te ortaklıktan ayrılmasından bu yana) Melih Çelet ve ailesi. Şirketin hissedarlarından biri de Finlandiya merkezli Evli Group’un sahibi olduğu Terra Nova Capital. Çelet, kendilerinin bir yatırımcı aramadığını Terra Nova’nın Desa hisselerini tahtadan topladığını söylüyor. Bir ara payı yüzde 7’ye kadar çıkan Evli Group’un şirketteki hisseleri şu anda yüzde 5’in altında.
Desa’nın cirosunun yüzde 75’i, Türkiye’deki 110 mağazasından, kalanı da lüks markalar için yaptıkları fason üretimden geliyor. Çelet söylemiyor ama Desa’nın yatırımcı sunumlarında Prada, Miu Miu, Burberry ve Bvlgari gibi markaların adı geçiyor. Türkiye’nin deri alanında İtalya’ya yaptığı ihracatın üçte ikisini Desa gerçekleştiriyor. Burak Çelet “Made in Italy” etiketinin gücünden yararlanarak İtalya’da üretim yapmayı 2017’de düşünmeye başlamış. Yine de İtalya’da fabrika açma fikri uzun bir değerlendirme sürecinden geçmiş.
“Böyle bir adım atmak gerektiğini uzun zamandır görüyordum ama zamanlamanın doğru olması gerekiyordu” diyor Çelet. Doğru zaman pandemi döneminde tedarik zincirlerinin bozulmasıyla geldi. Bu dönemde müşterilerinin “Artık şu işi yap” dediğini söylüyor. İtalya’daki fabrikayı “İstanbul Ulus’ta bir daire fiyatına” almışlar.
48 yaşındaki Burak Çelet, Boğaziçi Üniversitesi makine mühendisliği bölümünden mezun. ABD’de Wisconsin-Madison Üniversitesi’nde İşletme Yönetimi ve İngiltere’de Northampton Üniversitesi’nde Deri Teknolojileri üzerine master yaptı. Cerrah ve piyanist kız kardeşi Burcu Çelet ile birlikte işin içinde büyüdüklerini söylüyor. “Ailenin yeteneklisi o aslında ben onun kadar yetenekli olmadığım için buradayım” diyor.
Çelet, Desa’da babasıyla birlikte çalışmaya başlamadan önce, yurt dışında bir şirket için deri döşeme üretimi yapan Adesa isimli bir şirket kurmuştu. Üretim yaptıkları şirket Tayland’da bir fabrika satın alıp siparişlerini aniden durdurunca, iki yıl içinde 10 milyon dolar ciroya ulaşan Adesa da kapandı. Çelet, o dönem 220’den fazla işçiye konfeksiyon eğitimi vererek, hepsini Desa bünyesinde istihdam ettiklerini söylüyor.
Burak Çelet’in hayali şu anda başka markalar için kullandıkları üretim kapasitesinin tamamını Desa markaları için kullanmak. Ciroları içinde ihracat ve yurt içinin yüzde 50 - 50 dengede olmasını hedefliyorlar. Son yıllarda bu denge bozulmuş durumda ama kârlılıkları yüksek. Sektörün kilogram başına 12 dolar olan ihracat ortalamasına karşılık Desa’nınki 116 dolar.
Çelet’in sözünü ettiği Desa markalarından biri geçmişi 10 yıldan uzun bir süreye uzanan “1972 Desa”. “Ulaşılabilir lüks” segmentinde yurt dışında kendilerine yer edinmeyi hedefledikleri bu marka ile henüz istedikleri noktaya ulaşabilmiş değiller. Çelet net bir satış rakamı vermiyor ama markanın toplam ciroları içinde payının henüz küçük olduğunu söylüyor. Rekabetin yoğun olduğu bu alanda işleri çok kolay değil. Ama şubat ayında önemli bir adım atarak ünlü Hırvat tasarımcı Ivana Omazic ile çalışmaya başladılar.
Çelet pandemi sonrası perakende tarafında işlerin iyi gittiğini ancak bu tablonun 2024’ün ikinci yarısı itibarıyla değişmeye başladığını anlatıyor. Perakende şirketleri için 2022 ve 2023 kazançlı yıllar olmuş. 2022’de sektörün toplam ihracatı 2,25 milyar dolarla tarihi zirveyi görmüştü. Bu rakam 2023’te 1,86 milyar dolara, ardından 2024’te ise 1,52 milyar dolara geriledi. Borçların ödenip, naktin bollaştığı bu dönemin ardından stres artmaya başladı. Çelet, 2025’te bu baskının daha artacağı görüşünde. Desa’nın bilançosuna bakıldığında halen ihracat fazlası verdiği görülüyor. Çelet, “Şimdi kral çıplak diyeceğiz. Kimin daha verimli ve daha iyi çalıştığının ortaya çıkacağı bir yıl yaşayacağız” diyor.