Bu seçkin grubu belirlemek için Forbes editörleri, aralarında müzisyen Big Sean, gazeteci Kara Swisher, Amerika’nın kendi emeğiyle en zengin kadını Diane Hendricks, balerin Misty Copeland ve milyarder risk sermayedarı Jim Breyer’in de bulunduğu uzmanlardan oluşan jüri üyeleriyle birlikte 10 binden fazla adayı etki, finansal varlık ve yaratıcılık açısından değerlendirdi.
600 genç oyun değiştiricinin sıralandığı listede dört Türk isim de yer alıyor. Fintek pazarlama platformu Kalder’in kurucusu Gökçe Güven, Pazarlama ve Reklam kategorisinde, New York City’nin yeşil ekonomi ekibinde proje yöneticisi olan Gizem Karagöz ise Enerji ve Yeşil Teknoloji kategorisinde tek Türk isimler. İmalat ve Sanayi kategorisinde ise iki Türk var: Llume’un kurucusu İlayda Şamilgil ve Xatoms’un kurucu ortağı Kerem Topalismailoğlu.
Her birinin hikayesi de, deneyimleri de bambaşka ancak ortak olan iki noktaları var: Azimleri ve dünyayı değiştirme hedefleri.
Gökçe Güven
Sadakat programlarıyla geleceği şekillendirmek
Pazarlama taktikleri masraf olmaktan ziyade tamamen yeni bir gelir akışı yaratabilseydi? Gökçe Güven 11 milyon dolar yatırım toplayan platformu Kalder ile tam da bunu sağlıyor.
Pazarlama, şirketlerin en büyük gider kalemlerinden biri. Reklam kampanyaları ve yaratıcı süreçlerde hem para hem de zaman kaybı yaşanıyor. Özellikle son yıllarda beklenen etki de çoğu zaman sağlanamıyor.
2025 Forbes 30 Altı 30 listesine Pazarlama ve Reklam kategorisinden giren 25 yaşındaki Gökçe Güven de pazarlama dünyasında bir değişim yaşandığına ve pazarlamanın geleceğinin müşteri ödüllerinde yattığına inanıyor. Bu düşünceyle yola çıkan Güven bir fintek pazarlama platformu olarak Kalder’i hayata geçirdi.
Şirket seyahat, teknoloji, spor kulüpleri, bankacılık ve fintek gibi birçok sektörden 28 markanın müşterilerine sadakat programlarıyla ödüller ve puanlar sunmasını sağlıyor. Bunu yaparken de şirketlerin kendi internet sitelerine ve uygulamalarına entegre oluyor. Böylece kullanıcıların sadakat programlarına kaydolması çok daha hızlı ve kolay oluyor. Güven’e göre geleneksel pazarlama taktiklerinden biri olan reklam artık müşteri kazanmada (acquire) veya bağlılığında (retain) başarı sağlamıyor. “Ama markaların en büyük kaynağı sadık müşterileri. Gelirlerinin neredeyse yüzde 43’ünü onlardan sağlıyorlar” diyor Güven.
İşte tam da bu noktada sadık müşterilere yönelik ödül programları devreye giriyor. Gökçe Güven pazarlamanın şirketler için artık ödül programlarına evrildiğini, böylece bunu büyük bir gider kalemi olmaktan çıkararak yeni gelir kapısı olarak konumlayabileceklerini savunuyor.
Güven’i haklı çıkaracak tarihi bir olay da mevcut: Starbucks’ın 2008 yılında yaşadığı mali kriz. Batma tehlikesiyle karşı karşıya kalan Starbucks 2008 yılında, kurucusu Howard Schultz’u yeniden CEO seçmişti. Schultz yönetime gelmesinin hemen ardından müşteri sadakatini artırmak için ödül programına çok daha fazla yatırım yaptı ve böylece sadık müşterilerine özel teklifler ve puanlar sağlayarak şirkete yeni bir gelir kapısı yarattı. Sadakat programı sayesinde 2,1 milyar dolarlık bir müşteri fonunu yöneten şirket, bu parayı finansal yatırımlarda kullanarak faiz gelirleri elde etti. Söz konusu gelir, kahve zincirinin ana satışlarından daha kârlı hale geldi.
Kalder de bu modeli aslında her sektörden çeşitli markalara uyarlamış durumda. Böylece yeni bir gelir ekosistemi oluşturmayı hedefliyor. Örneğin bir market zinciri veya havayolu şirketi sadakat programlarını kullanarak hem kendi müşterilerini elinde tutabilir hem de partner markalardan ek gelir elde edebilir. Partnerlik ağı ile bir marka başka bir markanın sadık müşterilerine de ulaşabilir.
Kalder’in ürünüyle başarıya ulaşmış bir şirket de var: Portekiz futbol kulübü Benfica. Futbol takımı, Kalder’i kullanarak bilet ve Benfica Store’dan alışveriş yapan 67 bin kullanıcı kazandı ve 4 bin iş ortağından 4,5 milyon dolar komisyon geliri elde etti. Kalder, müşterilerinden kestiği komisyonlarla bu yıl 1,5 milyon dolar gelir elde edecek. Sadakat programlarının bu şekilde yeniden tanımlanması, markaların yalnızca ürün veya hizmet satışına dayalı bir iş modeli yerine, finansal araçlar ve ortaklıklar üzerinden büyümesini de sağlıyor. Markalar müşterilerinin bağlılığını da satıyor ve böylece pazarlamanın dinamiklerini yeniden şekillendirecek bir alan doğmuş oluyor.
Değeri 35 milyon dolar
Güven’in gelecek öngörüsüne 8VC, Human Capital, Gingerbread Capital gibi yatırımcıları da inanıyor. Zira şirket bugüne kadar 35 milyon dolar değerleme üzerinden 11 milyon dolar yatırım aldı. Şirketin bireysel yatırımcıları arasında da büyük isimler var: Manchester United’dan Harry Maguire, Deel’in kurucu ortağı Shuo Wang, Sonos’un yönetim kurulu başkanı, eski FCC Başkanı ve Mastercard’ın yönetim kurulu üyesi Julius Genachowski gibi... Genachowski Kalder için “Gökçe ve Kalder ekibi hem markalar hem de müşterileri için gerçekten fayda sağlayan ödüller konusunda yenilikçi bir yaklaşım getiriyor. Ekiplerinin, tüm müşterileri için gerçek değer sağlayan şaşırtıcı sonuçlar elde ettiğini izlemekten etkilendim” diye konuşuyor.
Güven bu yatırımla ekiplerini büyüteceklerini ve ürünlerinin case study’lerinin başarısına odaklanacaklarını söylüyor. Şu anda taleplere yetişmeye çalıştıklarını anlatan Güven “İyi case study’ler bize farklı şirketleri getirecek” diyor. Şirket milyonlarca kullanıcının aynı anda hizmet alabileceği bir platform yaratma hedefinde.
ABD ve Birleşik Krallık’a odaklanan Kalder, Türkiye’yi üçüncü öncelikli pazar olarak belirlemiş. Şirketin vizyonu, markaların partner programlarını “vazgeçilmez” olarak görmesini sağlamak. Gökçe bu hedefi, “Uber öncesi kimse bir uygulama aramıyordu ama şimdi vazgeçilmez oldu. Biz de Kalder’i her marka için aynı şekilde konumlandıracağız,” sözleriyle anlatıyor. 25 yaşındaki girişimci ürünü anlatırken müşteri odaklılığını sıklıkla vurguluyor. Yaşı sizi yanıltmasın zira “Problem çözmek için buradayız başka bir şey için değil. Ben problem çözebildiğim ve değer yaratabildiğim sürece bu işi yaparım” diyor.
“Benim için girişimcilik ‘first principle’ ile yani kendi sorunumu çözmeye odaklanmakla başladı” diyor Güven. İlk girişimcilik macerası henüz lisedeyken futbol oynayamaması üzerine başlıyor. “Başka kız çocuklarıyla maç yapmak istiyordum ama futbol oynamayı bilmiyorlardı” diyor Gökçe. Bunun üzerine Melis Abacıoğlu ile Kızlar Sahada akademisini kuruluşunda yer almış.
Gece işinden girişime
İngiltere’de University of the Arts London ile ABD’de MIT’te eğitim alan Gökçe ardından UC Berkeley’de Sanat ve Bilim alanlarında diploma sahibi. Öğrenciliği boyunca çalışmaya devam eden Güven için iş tecrübelerinin her biri Kalder’in inşasına bir taş koyan deneyimler. Celo Wallet’ta ilk cüzdanı yaratıyor, Robinhood’da ürün tasarımı alanında çalışıyor ve OpenSea’de ürün yöneticisi olarak deneyimini sürdürüyor. “Robinhood’da ‘iyi tasarım kimsenin görmediği tasarımdır’ı öğrendim. OpenSea’de ise pazarlama dünyasının bir kriz içinde olduğunu ve marka sadakatinin çok düşük olduğunu gördüm” diye anlatıyor Gökçe Güven ve Kalder’i OpenSea’nin ardından bir gece işi olarak ufak adımlarla kurmaya başladığını anlatıyor.
Kalder’in ilk müşterisi Bünyamin Aydın’ın kurduğu Les Benjamins. Hâlâ birlikte çalışmaya devam ediyorlar. Markanın pazarlama müdürü Gökçe Gürpınar Kalder ile kurdukları LB Pass sayesinde markadan alışveriş yapanların sadık müşterilere dönüştüğünü belirterek “Bu durum, hem gelir artışı sağladı hem de organik büyümeyi teşvik etti” diyor.
Kalder bugün Godiva, IATA, Heat, LINE gibi 28 şirkete hizmet veriyor ve yakın zamanda Türkiye merkezli bir havayolu şirketi, bir araç kiralama şirketi ve ev dekorasyonu perakendecisi ile iş birliklerini duyuracak. Güven’in hedefi çok net: “Düşünebileceğiniz her markanın ‘partner reward’ (ortak teşviği) programı olana kadar durmayacağız.”
İlayda Şamilgil
Gözle görülmeyen verilere sensörlerle ulaşmak
İlayda Şamilgil, sensörlerle insanların solunum ve kas verilerini ölçen giyilebilir cihazlar üreten Llume’un kurucusu. Llume, ABD Savunma Bakanlığı’nın hem partneri hem de yatırım yaptığı şirketlerden biri.
Arama motoruna ismini yazınca “TÜBİTAK’tan ret alan öğrenci, NASA’dan kabul aldı” başlıklarıyla karşılaşıyorsunuz. 27 yaşındaki İlayda Şamilgil Türkiye’ye adını iki şekilde duyurdu. Biri NASA kabulü diğeri ise “Llume” isimli girişimiyle 2025 Forbes 30 Altı 30 listesine İmalat ve Sanayi alanında adını yazdırması ile oldu.
NASA’ya kabul aldığı başlıklar her ne kadar interneti süslese de Şamilgil’in CV’sinde böyle bir bilgi yok. “O konu çok yanlış anlaşıldı, tam olarak o şekilde değildi” diyor Şamilgil ve büyük bir gülümsemeyle işin doğrusunu anlatıyor: Aslında üniversitedeki çalışma grubuyla gerçekleştirdikleri araştırma NASA tarafından seçilmiş ve hibe almış. Bu haberin Türkiye’de yanlış yayılması Şamilgil üzerinde bir etki bırakmış ki kendisi konuşma boyunca bazı cümleleri tekrar tekrar vurguluyor.
İstanbul’da lisede eğitiminden sonra Cornell Üniversitesi’nden makine mühendisliği diploması alan İlayda Şamilgil başlangıçta uzay üzerine çalışmalar yapsa da daha elle tutulabilir araştırmalar yapmak istiyor. Kararı üzerine üniversitenin son döneminde fiberoptik sensörlerin yapımı üzerine çalışan bir gruba giren Şamilgil bunların robotik uygulamalarda kullanılmak için üretildiğini görüyor.
Robotlarda “touch feeling” yani dokunma duyusu eksikliği olduğunu fark eden araştırma grubu bunun üzerine fiberoptik sensörler üretmeye başlıyorlar. Yumuşak ve esnek olmaları eklenebildikleri yapıları artırıyor. Örneğin bir kumaşa da eklenebiliyorlar. Söz konusu sensörler basınç ve esneklik ile yürünen bir zeminin veya temas edilen bir noktanın materyalinin ne olduğunu seçebiliyor. Örneğin buzda veya bataklıkta yürüdüğünüzü anlayabiliyor.
Çalışmalar devam ederken mezun olan Şamilgil ve araştırma yöneticisi olan Profesör Robert Shepherd sensörleri bir araştırmadan ürüne çevirmek istiyor. Llume böylece 2019 yılında kuruldu. Sensörleri, patentine sahip olan Cornell Üniversitesi’nden belirli bir ücret karşılığında lisanslayan Llume, sektörde robotiğe yönelik bir talep olmaması üzerine sensörlerin kullanım alanlarını geliştirmeye odaklandı. “Robotik bir ürün geliştirmek için zamanın da erken olduğunu düşündük” diyor Şamilgil.
Llume, sensörlerin doku özelliğini değil; basınç ve esneklik ölçme özelliklerini öne çıkarıyor. “Bu sensörleri kıyafetlere eklesek insanların gözle görülemeyecek değerlerini ölçebilir miydik? Örneğin sporcular için önemli bazı değerleri toplamamız mümkün müydü? Buna odaklanmaya karar verdik.”
İlk olarak ABD’nin en geleneksel sporlarından biri olan beyzbolun oyuncularının ölçümlerini yapmaya başlıyorlar. Sporcuların omuz ve kollarında saniyede 12 bin derece açı değişimi olan bu sporda hareket ölçümleri genellikle kamera ile yapılıyor; ancak bu hızda bir değişimde tabii ki kamera yeterli değil. Llume sporcuların formalarına bu fiberoptik sensörleri ekleyerek kol hareketlerini, triseps ve biseps gibi kas şekillerindeki değişiklikleri ölçmeye başlıyor.
İlayda Şamilgil, 30 Altı 30’un girişimlerin tanıtımı için son derece önemli olduğunu söylüyor: “Bir kapı açılınca devamı geliyor. Ancak o ilk kapıyı açmak da hiç kolay değil.”
Bu ölçümlerin yapılması antrenörler için son derece önemli zira sporcuların sakatlandıkları hareketleri görmeleri ve hangi hareketlerin yanlış yaptıklarını anlamalarını sağlıyor.
Llume bir süre beyzbol kulüplerine bu desteği veriyor. Şamilgil o süreç için “Beyzbol küçük bir start-up için biraz fazla nişti” diyor. Bu sırada potansiyel müşterilerinden solunuma odaklanmaları talebi geliyor.
Beyzbolda yaptıklarından çok daha basit, kullandıklarından çok daha az sensör kullanmalarını sağlayacak bir projeye daha hayat veriyorlar. Llume’un ikinci ürünü sporcuların kalp atış hızı, solunum hızı ve ventilasyon (bir kişinin belirli bir zaman diliminde akciğerlerine giren ve çıkan hava miktarı) değerlerini ölçen “Llume Strap” ürününü piyasaya sürüyorlar.
Sporcuların kalp ritmini ölçmek için kemer takmaya alışkın olmaları nedeniyle bu ürünü kemer şeklinde çıkarıyorlar. Şirket şu anda iki ürünüyle de müşterilerine hizmet veriyor. ABD’de bir beyzbol takımı şirketin kas ölçüm ürününü kullanırken 50 sporcu da Llume Strap’i kullanıyor. Sporcuların bu ürüne olan talebi ise hata payının solunum hızı ölçümünde 2,5 nefes/dakika, ventilasyon için ise 3,8 ml/kg/dakika olması. Bu düşük hata payları cihazın yüksek hassasiyetle çalıştığını gösteriyor.
Llume ürünlerini az sayıda müşterinin kullanıyor olması sizi yanıltmasın; zira Şamilgil bu konuda son derece seçici davrandıklarını belirtiyor. Şu anda başvuruyla satış gerçekleştiriliyor. Nedeniyse bunun bir demo ürün olması ve gelecek yıl için cihazının tasarımında bir değişikliğe gidilmesi.
Llume’un bugüne kadar 8,9 milyon dolar yatırım topladı. Yatırımcıları içinde en büyüğü bu miktarın 6 milyon dolarını sağlayan ABD Savunma Bakanlığı. Bakanlık yalnızca şirketin yatırımcısı değil, aynı zamanda en büyük partnerlerinden biri. Llume hem kara kuvvetleri hem de hava kuvvetleri için cihazlar geliştiriyor. Onların talepleri doğrultusunda sensörleri belirli ölçümler için kullanıyorlar. Mesela üniformalara ekledikleri bu sensörlerle askerlerin maruz kaldıkları koşulları ölçüyorlar. Bu ölçümlerle kısa vadede yorgunluk seviyeleri analiz ediliyor.
Uzun vadedeki etkisi ise travma sonrası stres bozukluğunu önleyebilmesi. Şamilgil “Uzun yıllar boyunca askeriyede görev alanların maruz kaldıkları titreşimler veya sallantılar bir süre sonra psikolojik rahatsızlıklara yol açabiliyor. İntiharla sonuçlanan davranış bozuklukları meydana gelebiliyor. Bu vücut değerlerini toplayarak erken emeklilik veya izin vermek gibi aksiyonların alınmasını sağlayabiliyoruz” diyor.
14 kişilik şirketin geleceğe dair çok sayıda hedefi var. Kısa vadede yeni ve bu kez giyilebilir olmayan bir ürün üzerinde çalışıyorlar. Şamilgil ürüne dair fazla detay vermiyor ancak duyurusunu 2025’te yapacaklar. Uygulama alanları şimdilik daha çok spor ve sağlık alanında. Ancak sensörlerin otomotiv gibi farklı kullanım alanları da olabilir. “Hiçbir zaman sadece bir giyilebilir teknoloji şirketi olmak istemiyoruz. Sadece spor odaklı da olmayacağız” diyor.
Kerem Topalismailoğlu
Suyu kuantum ve yapay zekayla arıtmak
Yapay zeka ve kuantum kimyayla su arıtmaya odaklanan Xatoms’u kuran üç kişiden biri olan Kerem Topalismailoğlu aynı zamanda şirketin CTO’su. Xatoms bugün bir su arıtma şirketi olsa da gelecekte teknoloji şirketine evrilmeyi hedefliyor.
Forbes 30 altı 30 listesinde İmalat ve Sanayi alanındaki ikinci Türk, 22 yaşındaki Kerem Topalismailoğlu. Kendisi yapay zeka ve kuantum kimya kullanarak suyu kirleten maddeleri tespit eden ve arıtan Xatoms’un CTO’su. Topalismailoğlu’nun üniversite arkadaşları Diana Virgovicova ve Shirley (Yue Ming) Zhong ile yönettiği girişimi 1,1 milyon dolar yatırım aldı.
Tıpkı Gökçe Güven ve İlayda Şamilgil gibi Kerem Topalismailoğlu da üniversiteye kadar İstanbul’da eğitim görmüş. Anne ve babası doktor olan Topalismailoğlu “Annem bana ‘sen de doktor olursan seni evden atarım’ dedi. Yani doktor olmayı hiç düşünmedim. Ancak onlar gibi kendi işime sahip olmak istiyordum. Büyük bir şirkette çalışmak değil” diyor.
Topalismailoğlu, Xatoms’un kurucusu ve CEO’su olan Diana Virgovicova ile Toronto Üniversitesi’ndeki ilk yılında tanıştı. Şirketin bir diğer C level yöneticisi olan (COO) Shirley Zhong ile de “Cansbridge Fellowship” isimli programla Japonya’da staj yaparken yolları kesişmiş. Xatoms’un baş mimarı Diana Virgovicova. Diana, 17 yaşındayken su arıtımı sağlayabilen yeni bir molekül keşfetmiş. Yeniden kullanılabilir olan bu molekül sekiz patent ile korunuyor. Fotokatalizör olarak işlev gören molekül, filtrelere uygulanarak suyu arıtıyor.
Üç ortağın 2023 yılında birlikte kurdukları Xatoms’un kalbinde de bu keşif var. Şirketin arıtma için kullandığı fotokatalizör tabanlı teknoloji, pahalı ekipmanlar veya ultraviyole ışığa gerek duymadan yalnızca görünür güneş ışığında arıtma yapılabilmesini sağlıyor. Bu teknoloji, özellikle elektrik erişiminin sınırlı olduğu bölgelerde ciddi bir fark yaratabilir. Ayrıca Xatoms, yeni molekülleri keşfetmek ve optimize etmek için yapay zeka ve kuantum kimyayı bir araya getiriyor.
Xatoms’un ürünleri, sadece fiziksel kirleticileri değil virüsleri de ortadan kaldırabiliyor. Şirket ayrıca heterojen fotokatalizörler kullanarak arıtma sürecinde kullanılan malzemenin suya karışmasını önlüyor ve güvenli bir kullanım sağlıyor. Bu yenilikçi yaklaşım, Xatoms’u geleneksel yöntemlerden hem daha verimli hem de çevre dostu bir alternatif haline getiriyor.
Xatoms’un müşterileri arasında ABD, Kenya ve Güney Afrika’daki su filtresi şirketleri, yardım kuruluşları ve su bayileri var. Şirket Kenya’da su kioskları kurarken Güney Afrika’da bir nehir suyunu içilebilir hale getirmek için çalışıyor. Devam eden bu projeler tamamlanırsa Xatoms 1,5 milyon Kanada doları (1 milyon 53 bin ABD doları) gelir elde edecek.
Yatırım turunu tamamlayan Xatoms, 776 Climate Fellowship ve Compute for Climate Fellowship’ten 1,1 milyon dolar aldı. Bu yatırımla Xatoms ekibi projelerini geliştirmeyi, farklı ülkeler ve sivil toplum kuruluşları ile çalışmalar geliştirmeyi planlıyor. Ayrıca yedi kişilik ekiplerini büyütmek de hedeflerinden biri.
Teknolojiyi ürünleştirme hedefinde
Fotokatalizörler su arıtmanın yanı sıra hava arıtması ve yüzeyleri antibakteriyel hale getirmek gibi farklı alanlara da kullanılabilir. Kerem Topalismailoğlu Xatoms’un bu alanlara da adım atacağını söylüyor: “İlerde bu ürünü ayrıca bir teknoloji olarak da satacağız. Bu zaten pek çok şirketin yaptığı bir şey.”
Forbes 30 Altı 30’a girmek şimdiden onlar için fark yaratmaya başlamış. Kerem Topalismailoğlu’nun anlattığına göre bir melek yatırımcı şirketiyle yapılan görüşmede, başlangıçta “soft commitment” adı verilen bir teklif almışlar. Ancak Forbes listesine girmelerinden sadece 40 dakika sonra yatırım teklifi kesinleşmiş.
Gizem Karagöz
Mimaride yeşil dönüşüm
New York’tan dünyaya yayılan düşük karbonlu inşaat projeleriyle yeşil devrim yaratmanın peşinde.
New York City Ekonomik Kalkınma Kurumu’nda (NYCEDC) Proje Yöneticisi olan Gizem Karagöz, 2025 Forbes 30 Altı 30’da Enerji ve Yeşil Teknoloji kategorisinde yer aldı. 29 yaşındaki Karagöz çevre dostu inşaat ve sürdürülebilirlik alanında önemli bir isim. “Mimarlık, nasıl yaşadığımız, çalıştığımız, eğlendiğimiz, hangi kaynaklara kimin erişebildiği gibi günlük hayatın her alanını etkiler” diyen Karagöz, düşük karbonlu ve döngüsel inşaat uygulamalarını önce şehre ardından dünyaya kazandırmak için çalışıyor.
Bina ve altyapı sistemleri toplam küresel sera gazı emisyonlarının yüzde 40’ından fazlasını üretiyor. Bu emisyonların yaklaşık yüzde 27’si yapı işletmesinden yüzde 13’ü ise inşaat süreci ve malzemelerinden geliyor. Bu, iklim değişikliğini hafifletmek için çok büyük bir potansiyele sahip olduklarını gösteriyor. New York’taki 1 milyondan fazla bina şehirdeki sera gazı emisyonlarının yaklaşık yüzde 70’inden sorumlu. Karagöz’ün liderliğinde yürütülen projeler de yenilikçi ve düşük karbonlu inşaat çözümlerine odaklanıyor.
Özellikle NYCEDC’de yürüttüğü projeler, şehrin 9 milyar dolarlık inşaat bütçesinin dönüştürülmesi ve 64 milyon metrekarelik varlık portföyünün sürdürülebilir hale getirilmesi gibi büyük ölçekli girişimleri kapsıyor. Ayrıca şehrin 2033 yılına kadar yüzde 50 karbon emisyonunu azaltma taahhüdünün de bir parçası olarak öne çıkıyorlar.
NYC Mass Timber Studio projesi, Karagöz’ün bu alandaki en büyük atılımlarından biri. Bu proje, ahşap yapı malzemelerinin kullanımıyla şehri dönüştürmeyi hedefliyor. Mass timber teknolojisi, karbon salımını yüzde 60 oranında azaltarak şehri daha sürdürülebilir hale getirmeyi amaçlıyor. Bu teknolojinin potansiyelinden tam anlamıyla yararlanabilmek için hem inşaat sektörü hem de şehir altyapısı bu alanda eğitimli iş gücüne ve güçlü bir yerel düzenlemeye ihtiyaç duyuyor. NYC Mass Timber Studio da bu eksiklikleri gidermek amacıyla tasarlanmış bir hızlandırıcı program.
Karagöz, Brooklyn Army Terminal’daki iklim teknolojisi projelerinde de çalışıyor. Bu projeler, erken aşamadaki iklim teknolojisi girişimlerine kamu arazilerinde prototiplerini test etme fırsatı sunuyor. Brooklyn Army Terminal, 60 dönümlük bir alanda yenilikçi projelerin gelişimine olanak sağlayan bir kampüs olarak işlev görüyor. Bu projelere dahil olan girişimler, EV şarj istasyonlarından e-bisikletler için batarya değiştirme dolaplarına kadar geniş bir yelpazeye yayılıyor. Karagöz, bu projeleri hem yatırım hem de mentorluk anlamında destekliyor.
Karagöz’ün çevre dostu inşaat alanına katkılarından biri de “Clean and Circular: Design and Construction Guidelines” projesi. Bu, inşaat atıklarının en aza indirilmesi ve döngüsel ekonomi modelinin benimsenmesi amacıyla geliştirilen bir kılavuz. İnşaat malzemelerinin yeniden kullanılabilirliğini artırmayı hedefleyen bu kılavuz ayrıca atıkların geri dönüşümünü sağlamak için yerel bir ağ kurmayı amaçlıyor.
Estetik, çevresel ve ekonomik değerler
Karagöz’ün kariyeri, toplumsal fayda ve çevreyi koruma misyonunu birleştirerek şekillendi. Barnard College’deki mimarlık eğitimi sırasında ekonomi, sanat tarihi ve şehir çalışmaları gibi farklı alanlarda aldığı derslerle geniş bir bakış açısı kazanmış. Bu disiplinler arası yaklaşım, onun inşaat sektörüne sadece estetik değil çevresel ve ekonomik değerler de katmasına olanak tanımış. Columbia Üniversitesi’nde de Mimarlık Yüksek Lisansı ve Şehir Planlaması Yüksek Lisansı yapan Karagöz, Profesör David Benjamin’in ileri düzey mimarlık stüdyosu derslerinin şu anki işine yönelme kararında derin bir etki bıraktığını söylüyor.
Karagöz’ün liderliğindeki projeler, çevreye duyarlı inşaat pratiğiyle sadece New York şehrine değil tüm dünyaya katkı sağlıyor. Amacı her geçen gün daha sürdürülebilir, daha yeşil bir inşaat sektörünün şekillendirilmesine katkıda bulunmak. O bu alanda geleceğin liderlerinden biri olma potansiyeline sahip.