İnsanlık uzun yıllar savaş suçlarını, soykırımı, etnik temizliği ve insanlığa karşı suçları tartıştı. Haklı olarak da tartıştı. Çünkü milyonlarca insanın hayatını hedef alan sistematik yıkımlar yalnızca ülkeleri değil, bütün insanlığın vicdanını yaraladı.
Ancak artık yeni bir yıkım çağının içindeyiz.
Bu kez hedef doğrudan insan değil; insanlığın ortak yaşam zemini olan doğa.
Ormanların bilinçli şekilde yok edilmesi, nehirlerin zehirlenmesi, denizlerin plastik çöplüğüne dönüştürülmesi, milyonlarca canlının yaşam alanlarının ortadan kaldırılması, zeytinliklerin, tarım arazilerinin, mercan resiflerinin ve yağmur ormanlarının kısa vadeli rant uğruna geri dönülmez biçimde tahrip edilmesi artık sıradan çevre ihlalleri olarak görülemez.
Çünkü doğaya karşı işlenen bazı suçların etkisi savaşlardan bile daha uzun sürüyor.
Bir şehir on yılda yeniden inşa edilebilir. Ama yok edilen bir ekosistem bazen yüzlerce yılda geri dönmüyor. Bazı türler sonsuza kadar kayboluyor. Toprak ölüyor. Yeraltı suları tükeniyor. İklim dengesi bozuluyor.
Bu nedenle artık yeni bir kavramı çok daha ciddi biçimde tartışmak zorundayız:
“Doğa kırımı” — Yeni yüzyılın sessiz suçu
“Ecocide” yani doğa kırımı, yalnızca çevreye zarar vermek değil; yaşamın sürdürülebilirliğini sistematik biçimde yok etmektir.
Bugün iklim krizinin, kuraklığın, gıda güvensizliğinin ve kitlesel göçlerin arkasında çoğu zaman kontrolsüz çevresel yıkım bulunuyor.
Bu artık romantik çevrecilik meselesi değil; küresel güvenlik, ekonomi ve medeniyet meselesidir.
Atmosfer ortak. Denizler ortak. İklim ortak.
Felaketin sınırı yok.
Dünyadaki en çarpıcı doğa kırımı örnekleri
Bugün dünyada yaşanan bazı çevresel yıkımlar artık klasik çevre sorunu boyutunu aşmış durumda.
Amazon Ormanları – Brezilya
Dünyanın “akciğeri” olarak görülen Amazon yağmur ormanlarının önemli bölümü:
* madencilik,
* tarım lobileri,
* kaçak ağaç kesimi,
* büyük ölçekli hayvancılık faaliyetleri
nedeniyle yok ediliyor.
Bu yalnızca Brezilya’nın değil, küresel iklim sisteminin sorunu.
Aral Gölü – Orta Asya
Sovyet dönemindeki yanlış tarım politikaları nedeniyle dünyanın en büyük iç göllerinden biri olan Aral Gölü neredeyse tamamen kurudu.
Ortaya çıkan sonuç:
* çölleşme,
* sağlık krizleri,
* tarımsal çöküş,
* kitlesel yoksulluk oldu.
İnsan eliyle yaratılmış en büyük ekolojik felaketlerden biri olarak görülüyor.
Nijer Deltası – Nijerya
Petrol sızıntıları ve kontrolsüz enerji faaliyetleri nedeniyle:
* nehirler,
* tarım alanları,
* balıkçılık ekosistemi
büyük ölçüde tahrip edildi.
Yerel halk onlarca yıldır ağır sağlık ve geçim sorunları yaşıyor.
Endonezya ve Güneydoğu Asya
Palm yağı üretimi uğruna milyonlarca hektar tropikal orman yok edildi.
Orangutanlar gibi birçok tür yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kaldı.
Türkiye’de yaşanan doğa kırımı örnekleri
Türkiye de bu risklerden bağımsız değil.
Kaz Dağları
Madencilik faaliyetleri uğruna geniş orman alanlarının tahribi uzun süre kamuoyunda büyük tepki yarattı.
Sorun yalnızca birkaç ağacın kesilmesi değildi:
* su havzaları,
* biyolojik çeşitlilik,
* yerel yaşam düzeni
tehlikeye girdi.
Marmara Denizi ve Müsilaj
Marmara’da yaşanan müsilaj felaketi, plansız sanayileşme ile deniz ekosisteminin nasıl çökebileceğini gösterdi.
Bu yalnızca çevre sorunu değil;
balıkçılık, turizm, halk sağlığı ve ekonomi sorunu haline geldi.
Akdeniz ve Ege Orman Yangınları
İklim değişikliğiyle birleşen:
* kontrolsüz yapılaşma,
* yetersiz planlama,
* ihmaller
Türkiye’nin orman varlığını ciddi biçimde tehdit ediyor.
Zeytinliklerin ve tarım alanlarının baskı altına girmesi
Enerji, madencilik ve imar baskısı nedeniyle:
* zeytinlikler,
* meralar,
* verimli tarım alanları
giderek daha kırılgan hale geliyor.
Oysa gıda güvenliği çağında toprağı kaybetmek, geleceği kaybetmek anlamına geliyor.
Ekolojik kalkınma modeli neden hayati?
1. yüzyılın kalkınma modeli:
“önce büyü, çevreyi sonra düşün”
mantığına dayanıyordu.
Bugün bunun sürdürülemez olduğu açık biçimde ortaya çıktı.
Yeni dönemde gerçek kalkınma:
* doğayı yok ederek değil,
* doğayla uyumlu üretim yaparak,
* suyu koruyarak,
* toprağı yaşatarak,
* yenilenebilir enerjiye yatırım yaparak,
* döngüsel ekonomiyi geliştirerek
mümkün olacak.
Çünkü artık çevreyi korumak büyümeye engel değil; tam tersine uzun vadeli ekonomik güvenliğin temel şartı.
Ekolojik çöküş yaşayan bir ülkenin:
* tarımı,
* turizmi,
* sağlığı,
* enerji sistemi,
* şehir yaşamı
zamanla sürdürülemez hale gelir.
Yasemin Bal ve Türkiye’de yükselen hukuki farkındalık
Bu kavramın Türkiye’de en güçlü savunucularından biri hukukçu Yasemin Bal.
Bal uzun süredir doğaya karşı büyük ölçekli tahribatların yalnızca çevre hukuku kapsamında değil, insanlığa karşı suç perspektifiyle değerlendirilmesi gerektiğini savunuyor.
Çünkü klasik para cezaları çoğu zaman büyük şirketler için yalnızca “işletme maliyeti” haline geliyor.
Oysa mesele yalnızca birkaç ağacın kesilmesi değil;
yaşam alanlarının,
su kaynaklarının,
biyolojik çeşitliliğin,
hatta insanlığın ortak geleceğinin yok edilmesi.
Ne yapılmalı?
Türkiye ve dünya artık çevreyi “ikincil mesele” olarak görmekten vazgeçmek zorunda.
Atılması gereken temel adımlar açık:
Ecocide uluslararası suç kapsamına alınmalı
Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin yetki alanına doğa kırımı da dahil edilmeli.
Çevre cezaları caydırıcı hale getirilmeli
Şirketlerin kolayca göze alabileceği sembolik cezalar yeterli değil.
Zeytinlikler, su havzaları ve tarım alanları stratejik varlık sayılmalı
Kısa vadeli rant yerine uzun vadeli ulusal güvenlik perspektifi benimsenmeli.
Ekolojik etki analizleri bağımsız yapılmalı
Siyasi ve ticari baskılardan bağımsız bilimsel denetim şart.
Yerel halk karar süreçlerine dahil edilmeli
Doğayı korumanın en etkili yolu, bölge insanını sürecin parçası yapmaktır.
Eğitim sistemi ekolojik bilinç üretmeli
Çevre duyarlılığı yalnızca aktivistlerin değil toplumun ortak refleksi haline gelmeli.
Geleceğin en büyük hukuk ve vicdan mücadelesi
1. yüzyıl büyük ihtimalle yalnızca enerji savaşlarının, ticaret savaşlarının veya teknoloji rekabetinin değil; aynı zamanda doğayı koruma mücadelesinin de yüzyılı olacak.
Çünkü mesele artık sadece “yeşil politika” değil.
Mesele:
* suya erişim,
* temiz havaya erişim,
* sağlıklı toprağa erişim,
* güvenli gıdaya erişim,
* yaşanabilir şehirler,
* iklim güvenliği,
* ve nihayetinde medeniyetin sürdürülebilirliği.
Belki de gelecek kuşaklar bizim çağımıza dönüp şu soruyu soracak:
“İnsanlar birbirlerini öldürmenin suç olduğunu anlamıştı da, gezegeni öldürmenin neden ağır suç sayılması bu kadar gecikti?”