Dünya iki aydan uzun süredir tek bir deniz geçidinin kapanmasının küresel ekonomi üzerindeki etkilerini izliyor. 28 Şubat’ta ABD ve İsrail’in İran’a yönelik hava saldırılarının ardından İran Devrim Muhafızları’nın Hürmüz Boğazı’na mayın döşemesiyle başlayan kriz, dünya enerji ticaretinin merkezindeki bu kritik hattı neredeyse işlevsiz hale getirdi. Dünyanın en önemli petrol geçiş noktalarından biri olan Hürmüz’de gemi trafiği yüzde 90’dan fazla gerilerken, Brent petrolün varil fiyatı savaş öncesindeki 74 dolar seviyesinden 112 doların üzerine çıktı.
Uluslararası Enerji Ajansı, yaşananları küresel petrol piyasası tarihindeki en büyük arz kesintilerinden biri olarak değerlendiriyor. Körfez’de yüzlerce gemi beklerken, yaklaşık 20 bin denizci denize açılmayı bekliyor. Birleşmiş Milletler ise uzun sürecek bir kapanmanın milyonlarca insanı yoksulluğa sürükleyebileceği ve dünya ekonomisini durgunluğa itebileceği uyarısında bulunuyor.
Sadece 34 kilometrelik bir su yolu… Ancak etkisi tüm küresel sistemi kilitlemeye yetiyor.
Her şirketin bir “Hürmüz Boğazı” var
Bu tablo yalnızca devletler ve enerji piyasaları için değil, şirketler için de önemli bir ders niteliği taşıyor. Çünkü her işletmenin kendi içinde kritik bir darboğazı bulunuyor. Bazen tek bir tedarikçi, bazen tek bir müşteri, bazen de yalnızca bir kişiye bağlı hale gelen sistemler, görünmez bir risk oluşturuyor.
Sorun şu ki, birçok yönetici şirketindeki en büyük kırılma noktasının farkında bile değil. Farkında olanların önemli bir bölümü ise bunu değiştirmek için somut adım atmıyor.
Apple’ın en büyük riski: Tek merkezde üretim
Bunun en çarpıcı örneklerinden biri Apple’ın üretim yapısı. Şirketin iPhone üretiminin büyük bölümü Çin’in Zhengzhou kentindeki Foxconn tesislerinde gerçekleştiriliyor. Apple, yıllardır bu yoğunlaşmanın ciddi bir risk yarattığını kendi raporlarında da kabul ediyor.
Şirket üretimi Hindistan ve Vietnam’a yaymaya çalışsa da süreç yavaş ilerliyor. Zhengzhou’daki tesisin pandemi, jeopolitik kriz, işçi protestoları ya da ticaret savaşları nedeniyle devre dışı kalması halinde Apple’ın aynı üretim kapasitesini kısa sürede başka bir yerde oluşturması mümkün görünmüyor.
Bu durum, dünyanın en değerli şirketlerinden birinin bile tek bir operasyon merkezine bağımlı olmasının nasıl stratejik kırılganlık yarattığını ortaya koyuyor.
Fark edilmeyen bağımlılıklar daha büyük risk taşıyor
Bazı darboğazlar ise çok daha tehlikeli çünkü uzun süre fark edilmiyor.
2024 yılında siber güvenlik şirketi CrowdStrike’ın yayımladığı rutin bir yazılım güncellemesi, dünya genelinde milyonlarca Windows cihazının çökmesine neden olmuştu. Havayolları uçuşlarını durdurmuş, hastaneler ameliyatları ertelemiş, bankalar işlemleri gerçekleştirememişti.
Şirketler aslında sektörün en güvenilir güvenlik yazılımlarından birini kullanıyordu. Ancak kimse “Bu sistem çalışmaz hale gelirse ne olur?” sorusunu yeterince ciddiyetle sormamıştı.
Asıl tehlike de burada yatıyor. Çünkü bazı bağımlılıklar zamanla altyapının doğal bir parçası gibi görülmeye başlanıyor. Sorun ortaya çıkana kadar kimse bunların kritik bir risk olduğunu fark etmiyor.
Liderin kendisi de bir darboğaz olabilir
Darboğaz yalnızca teknoloji ya da tedarik zinciriyle sınırlı değil. Bazen en büyük risk, şirketin tepesindeki kişi olabiliyor.
Fiat Chrysler’in eski CEO’su Sergio Marchionne bunun dikkat çekici örneklerinden biriydi. Şirketi finansal krizden çıkarıp dünyanın en büyük otomotiv üreticilerinden biri haline getiren Marchionne, kritik kararların çoğunu kendisi veriyordu. Çalışma temposu ve kontrolcü yönetim tarzıyla tanınıyordu.
Ancak 2018’de beklenmedik şekilde hayatını kaybetmesi, şirket içinde büyük bir boşluk yarattı. Yerine hazır bir lider bulunmaması nedeniyle şirket uzun süre stratejik yönünü yeniden oluşturmaya çalıştı.
Bu örnek, “vazgeçilmez lider” anlayışının aynı zamanda büyük bir kurumsal risk anlamına geldiğini gösteriyor.
Şirketler dayanıklılığı yeniden düşünmek zorunda
Uzmanlara göre şirketlerin artık yalnızca büyümeye değil, dayanıklılığa da odaklanması gerekiyor.
Bunun için öncelikle organizasyon içindeki kritik bağımlılıkların tespit edilmesi gerekiyor. Şirketlerin, rakiplerin ya da krizlerin hangi noktadan zarar verebileceğini analiz etmesi önem taşıyor.
Bir diğer kritik adım ise stres testi yapmak. Olası bir krizin yaşandığını varsayarak geriye doğru düşünmek, görünmeyen riskleri ortaya çıkarabiliyor.
En önemli konu ise alternatif sistemler kurabilmek. Çünkü tek tedarikçiye, tek yazılıma ya da tek bir yöneticiye bağımlı yapıların kısa vadede maliyet avantajı sağlasa da uzun vadede büyük kırılganlık yarattığı belirtiliyor.
Hürmüz Boğazı er ya da geç yeniden açılacak. Petrol akışı normale dönecek ve piyasalar sakinleşecek. Ancak bu süreç iş dünyasına önemli bir gerçeği yeniden hatırlattı:
Her şirketin bir Hürmüz Boğazı vardır. Asıl soru, o kırılma noktasını şirketten önce kimin fark edeceğidir.