Gezi Parkı’nın tam karşısında, Taksim’e yukarıdan bakan tarihi bir apartmanın ikinci katına çıktığınızda meydandaki o telaş yerini sessizliğe bırakırken, kapı aralandığında ise tüm şehir geride kalıyor. X-ist Sanat Galerisi’nde Burcu Urgut’un “KHET” sergisi tam da bu geçiş hissiyle başlıyor.
“Khet”, Antik Mısır’da maddi olanı, bedeni, elle tutulur varlığı ifade ediyor. Ruhun karşısında duran maddesel gerçeklik ile Urgut, bu başlığıyla sergide neye odaklandığını gösteriyor: görünmeyen değil, yüzeyin ağırlığı.
Sanatçı, İzmir’de resim eğitimi almış, Anadolu Üniversitesi’nde Çizgi-Film Animasyon üzerine çalışmış ve Prag’da FAMU Sinematografi Bölümü’nde görsel anlatımını geliştirmiş. Bu deneyimler, resimlerindeki kadraj ve sahne kurma biçimine yansıyor. Ancak “KHET”te hareket akış değil durgun anlar üretiliyor.
Sergideki eserlerden en sevdiğim “Sakra” eserinde sanatçı, geniş bir peyzajı neredeyse bir medeniyet haritası gibi kuruyor. Su yolları, küçük limanlar, ritüel alanlarını andıran meydanlar ve birbirine bağlanan patikalar resmin yüzeyine yayılıyor. Bu kompozisyon bende eski Konstantinopolis’in Sarayburnu çevresindeki topografyasını ve Haliç kıyısındaki yerleşimleri çağrıştırdı.
Doğrudan bir şehir manzarası olmasa da Boğaz ve Haliç kıyılarında görülen parçalı kıyı yerleşimlerinin zihinsel bir benzerliği resmin içine sızmış gibi. Ancak Urgut’un kurduğu sahne bir kent panoraması değil; farklı zamanların ve ritüellerin aynı yüzeyde biriktiği, neredeyse uygarlık öncesi bir peyzaj gibi görünüyor.
Urgut’un çizgileri 19'uncu yüzyıl 'etching' gravürlerini anımsatıyor. Burada çizgi süs değil, kazıma eylemi mürekkep ve rapido ile yapılan katmanlar tuvale oyulmuş bir his veriyor. İzleyici, bakışını yüzeyde gezdirirken resimle fiziksel bir temas da kuruyor.
Burcu Urgut’un sergisini gezerken keşke yanımda bir büyüteç olsaydı diye düşündüm. Karanlığın içindeki paralel, dünya ötesi varlıklar ve sayısız ayrıntı, uzun uzun bakmayı talep ediyor. Uzaklaştığınızda başka bir kompozisyon beliriyor; yaklaştığınızda ise her yüzey, sanki ayrı bir sinema karesi gibi izler taşıyor.
Bu çift yönlü bakış hali, izleyiciyi eserlerin önünde daha uzun süre tutuyor. “KHET”, tek seferde tüketilecek bir sergi değil; her yaklaşımda yeni bir detay fısıldayan, tekrar görme arzusu uyandıran bir deneyim sunuyor.
Sanatçıyla ilk tanışmamız pandemi döneminde olmuştu, sosyal medyadan çokça eserleri hakkında yazışmalar yapmıştık. Sonrasında ise birçok kez niyetlenmemize rağmen görüşememiştik. İngiltere’ye taşındıktan sonra da sanatsal üretimlerini yakından takip etmeye devam ettim, son beş yılın süregelen zaman diliminde bir izleyici olarak sıkı takipçisiyim denilebilir.
Burcu Urgut’un işleri bana yoğun yüzeylerin, zamanın yavaşladığı pandemi günlerini hatırlatıyor. “KHET” ise zamanı askıya almak yerine bedeni ve maddeyi geri çağırıyormuşçasına etkili. İngiltere’deki üretimlerine bakıldığında, coğrafya değişse de yüzeydeki tortu duygusu sabit şekliyle aynı yolculuğuna devam ediyor. Burcu Urgut tam da bu yüzden izleyiciden hız değil, dikkat talep ediyor.