İş dünyası bugüne kadar veriyi, ölçülebilir performansı, optimizasyonu ve rasyonel karar alma modellerini kutsadı. Başarı, KPI’ların, algoritmaların ve sistematik süreçlerin içine yerleştirildi. Oysa bugün, tam da yapay zekanın bu alanlarda insanı hızla yakaladığı hatta geçtiği bir dönemde, başka bir şeyin yeniden kıymetlendiğini görüyoruz: İnsanın insana etkisi…
Bu ay kapağımızda yer alan ve Nilgün Balcı Çavdar’ın mahir kaleminden okuyacağınız Enis Hulli portresi bunun dikkat çekici örneklerinden biri. Portföyünden çıkan ‘unicorn’lar, başarılı yatırımlar, güçlü büyüme hikayeleri elbette önemli. Ama onun hikayesini rakamlarla açıklamak eksik kalıyor. Çünkü Hulli’nin kurduğu sistemin merkezinde yalnızca finansal analiz yok hatta başlangıçta hiç yok. Yıllara yayılan ilişkiler ağı, güven duygusu, sosyal sezgi ve insan okuma becerisi var. Lise yıllarından başlayan bağların, dostlukların ve güven ilişkilerinin bugün milyar dolarlık şirketlerin temel taşlarından birine dönüşmesi tesadüf değil. “Şeytan tüyü” denen o tarif edilmesi zor özellik Hulli vakasında görüyoruz ki, aslında sosyal zekanın en rafine biçimi.
Önümüzdeki dönemde iş dünyasında en kritik ayrımın da burada oluşacağını düşünüyorum. Strateji üretmek, rapor hazırlamak, kod yazmak hatta yaratıcı içerik üretmek bile giderek otomatikleşiyor. Ancak güven inşa etmek, bir insanın içindeki potansiyeli sezmek, doğru insanları bir araya getirmek, zamanlamayı hissetmek, bir odanın enerjisini okumak ya da kriz anında karşı tarafa “yalnız değilsin” hissini verebilmek, içtenlikle bağ kurabilmek… Bunlar hâlâ sadece insana dair beceriler.
Enis Hulli’nin e2vc ile yarattığı ekosistemin kodlarını okumak, özellikle girişim kasının son derece geliştiği gençler için ilham verici olacak.