Bir yanda hızla büyüyen, “dünyanın fabrikası” haline gelen bir güç… ABD, Almanya, Japonya, Hindistan ve Güney Kore’nin toplamından daha fazla otomobil üreten, ABD’nin 200 katı gemi inşa kapasitesine sahip olan, dünyanın geri kalanının toplamından daha fazla sanayi robotu kurulumu yapan ve ticari gemi üreten… ABD’nin iki katından daha fazla elektrik tüketen, sadece 2025 yılında ABD’nin yedi katı güneş enerjisi kapasitesi ekleyen, dünyanın çelik, çimento, güneş panelleri ve pil gibi sanayi mallarının yarısını üreten ve dünyada 157 ülkenin en büyük ticari ortağı haline bir ekonomik dev...
Diğer yanda yorgun, yıpranmış bir süper güç… ABD Başkanı Donald Trump’ın neredeyse on yıldır bir Amerikan başkanının yaptığı ilk Çin ziyareti mayıs ortasında böyle bir küresel konjonktürde gerçekleşti. ABD’nin İran’a yönelik üç aydır süren saldırısının gölgesinde Trump’ın elindeki kartlar pek güçlü değildi. Trump, Pekin’e İran’ın fatihi olarak varmayı ve Çin’in enerji kaynaklarını kontrol altına alarak şartlarını dayatmayı umuyordu.