Yine bir yaz yağmuru eşliğinde, çantamda ilginç bir kitapla ada vapurunda Marmara denizinde ilerliyorum. Bisikletiyle ilk dünya turunu yapan İngiliz Thomas Stevens'ın "Bisikletle Türkiye Turu 1884" kitabını ilgiyle okumaya başladım. Thomas Stevens, bir İngiliz gezgin ve dünyayı bisikletle dolaşan ilk insan. Nisan 1884'ten Aralık 1886'ya kadar penny-farthing türünde, kocaman ön tekerleği olan bir bisiklet sürmüş. San Francisco'dan başladığı dünya turunu New York, Londra, İstanbul, Tahran, Karaçi, Hong Kong ve Şanghay'dan geçip Japonya'nın Yokohama şehrinde bitirmiş. Elimdeki kitap ise Osmanlı İmparatorluğu döneminde ülkemiz coğrafyasında geçen kısımla ilgili keyifli bir seyahatname.
Edirne'den bisikletiyle giriş yapıp her geçtiği kasabayı kendi anlatımıyla aktardığı bu kitabı, o günlerden bugünlere coğrafyamızdaki insanları ve davranış şekillerini yorumlamak açısından anlamlı; ki zaten her seyahatname o hissi verir. Kitapta gezginimizin en çok karşılaştığı durum, sürekli olarak bisikletin Osmanlı topraklarında ilk kez görülmesinden kaynaklı, sokaktaki halktan devlette görevli memurlara kadar nasıl çalıştığının görülmesi isteği. Haliyle bu arzu ve merak duygusu, gezgine sürekli olarak "Hadi bin, bin!" karşılığında sözlü veya temaslı çokça tacize neden olmuş. Kimi zaman para karşılığı binilmesini istediği bisikletine, kimi zaman ise zorlayıcı el kol hareketleri de eklenmiş. Genel itibarıyla İngiliz gezgin, Anadolu topraklarında gözlemlediği insanları sevecen ve misafirperver olarak karşılamış. Yine de güvenlik amacıyla seyahati boyunca kullanmasını gerektirmese de bir Bulldog marka tabancası da belinde kendisine eşlik etmiş.
İstanbul'a ulaştığında ise Galata'dan Sultanahmet’e, Üsküdar’a ve Büyükada gibi semtleri de fırsat bulmuşken bir rehber eşliğinde gezintiler düzenlemiş. Ramazan ayına denk gelen bu süreçte de Müslümanlara özgü ritüel ve eğlenceleri görme fırsatı bulmuş. Hatta esnafın tezgah ve kahve masalarının kaldırımları işgal ettiğini okudukça "Konstantinopolis'ten bugüne pek de durum değişmemiş" dedim.
Kitap 10 bölümden oluşmakla birlikte, Edirne'den başlayıp Babaeski üzerinden İstanbul, sonrasında vapurla İzmit’e varıp, bisikletiyle Ankara, Beypazarı, Yozgat, Sivas, Erzincan ve Erzurum vilayetlerini de takip ederek Ağrı Dağı'nda sonlanıyor. Yazarın Anadolu ve doğu halklarına oldukça önyargısız ve pozitif bir yaklaşımla seyahatine ilerlemesi ve geçmiş dönem uygarlıklara dair bilgi birikimi de metinde ilerledikçe şaşırtıcılığını koruyor.
Tabii Thomas Stevens'dan ilham alıp 1890'lı yılların sonlarında, bisiklet meraklısı İstanbullu bir genç, Bursa ve çevresinde bir keşif gezisine çıkmaya karar verir. Günümüz yazarları gibi, geçeceği yolları önceden belirler, ziyaret edeceği şehirler ve kasabalar hakkında bilgiler derler. İstanbul'dan Mudanya'ya yaptığı gemi yolculuğundan, Bursa-İnegöl-Yenişehir-Bursa güzergahındaki bisiklet turuna, tüm gezisini kayda geçirir. İş Bankası yayınlarından çıkan bu kitabın adı "Velosipet ile Bir Cevelan", yazarı da gazeteci Ahmet Vefik.
Vites ve freni olmayan bir bisikletle ve neredeyse hiç malzeme olmadan Stevens, evine dönene kadar doğuya doğru yol almış.

Gezginlik insanlık tarihinde her zaman vardı, bundan sonra da olmaya devam edecek gibi. Değişen yalnızca kullandığımız araçlar. Stevens'ın 1884'te bisikletiyle geçtiği yolların bir kısmından bugün otomobiller, otobüsler ve trenler geçiyor. Bizim gördüğümüz manzara belki değişti ama merak duygusu pek de değişmedi.
Kitabı kapatıp yeniden ada vapurunun penceresinden dışarı baktığımda Stevens'ın yıllar önce bisikletiyle geçtiği yolları düşündüm. Bir yabancının gözünden okuduğum bu coğrafyayı, bu kez kendi gözlerimle yeniden görme isteği doğdu içimde. Sanırım iyi seyahatnamelerin asıl başarısı bu oluyor: Size yalnızca geçmişi anlatmayıp yeniden yola çıkma isteği de veriyor.