Arama

Türkiye'nin kafe ekonomisi Yunanistan'la aynı mı? TEPAV'ın cafe latte çalışması

TEPAV'ın hazırladığı son rapora göre, Türkiye'de kafe sektörü devasa bir istihdam motoruna dönüşürken sektörde artan eğitimli iş gücü ve derinleşen sınıfsal uçurum tüm detaylarıyla gözler önüne serildi. Türkiye'deki kafe ekonomisi 2008 sonrası Yunanistan'dan ciddi biçimde ayrışıyor.

31 Ağustos 2026, 10:12

Son günlerde sosyal medyada Yunanistan'daki kafe ekonomisi örnek gösterilerek çeşitli Türkiye analizleri yapılıyordu. Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı (TEPAV), bu tartışmalara ışık tutan kapsamlı bir çalışmaya imza attı. "Cafe latte ekonomisi: Bir fincanda iki Türkiye" başlıklı raporda, iki ülke arasındaki benzerlikler ve derin farklılıklar ortaya kondu.

Türkiye'de konaklama ve yiyecek-içecek hizmetleri tıpkı Yunanistan'daki eğilime benzer şekilde son derece hızlı büyüdü. Sektör, toplam istihdam ile işletme sayısı içindeki payını katlayarak artırdı. Her iki ülkede de eğitimli iş gücü, giderek artan bir oranda düşük beceri gerektiren işlere yönelmeye başladı. Türkiye'de kafe sektöründeki yükseköğretim mezunlarının oranı 2014'te yüzde 6,2 seviyesindeydi. Bu oran 2025'te yüzde 12,9'a çıkarak ikiye katlandı.

Raporda, Yunanistan ve Türkiye arasındaki en büyük farklılığın ekonomik bağlam olduğu vurgulandı. Yunanistan'da kafe ekonomisi daralan ve çöken bir ekonomideki tek büyüme alanını oluşturdu. Türkiye'de ise bu durum büyüyen bir ekonominin içinde gerçekleşti.

Rapora adını veren "cafe latte" benzetmesi, Türkiye'ye özgü ikili bir yapıyı vurgulamak için kullanıldı. Türkiye'de küresel pazara açık, yüksek ücretli ancak az istihdam yaratan bir yazılım ve bilişim çekirdeği espressoyu temsil etti. Düşük ücretli, düşük katma değerli ancak istihdamın çok büyük bölümünü sırtlayan kafe ekonomisi ise süt olarak tanımlandı. Raporda, Yunanistan'da böyle bir teknoloji çekirdeğinin olmadığı belirtildi.

Yunanistan'da kafeler gençler için ucuz bir sosyalleşme alanı olarak kabul görüyor. Türkiye'de ise fiyatların enflasyonun çok üzerinde artmasına rağmen talep sürmeye devam ediyor. Türkiye'de kafeler, konut ve kira krizinin de etkisiyle satın alınabilen küçük bir erişilebilir lüks işlevi görüyor. Aynı zamanda bir üçüncü mekan olarak kullanılıyor.

İstihdam motoru ve büyüyen işletmeler

Sektör Türkiye'de devasa bir istihdam motoru olarak çalışıyor. 2010 ile 2025 yılları arasında yaratılan her 12 yeni kayıtlı işten biri yiyecek-içecek hizmetlerinde ortaya çıktı. Sektördeki kayıt dışılık oranı özellikle 2020 yılındaki kırılmayla birlikte ciddi bir düşüş yaşadı. Bu oran yüzde 27,1 seviyelerine gerileyerek Türkiye ortalamasına yaklaştı.

Kamuoyundaki kısa ömürlü, küçük paravan işletmeler algısının aksine veriler farklı bir tablo çizdi. Yeme-içme girişimleri sadece çoğalmakla kalmadı. Aynı zamanda girişim başına düşen çalışan sayısını artırarak ölçeklerini büyüttü ve zincirleşti.

Kafe ekonomisine doğru yaşanan iş gücü kayması, Yunanistan'da toplam verimlilik kaybının üçte birine sebep oldu. Türkiye'de ise diğer sektörlerdeki verimlilik artışlarının devam etmesi sayesinde böyle bir çöküş yaşanmadı. Toplam ekonomik verimlilikte bir yıkım görülmedi.

Düşük verimlilik ve eriyen ücretler

Tüm bu büyümelere rağmen sektörün verimliliği oldukça düşük kaldı. Yiyecek-içecek hizmetlerinde çalışan başına üretilen katma değer, genel ortalamanın yalnızca yüzde 39'u seviyesinde ölçüldü. Bu oran imalat sanayisinin ise sadece yüzde 24'ü kadarına denk geldi.

Sektörde ücretler ciddi şekilde eridi ve asgari ücrete yığıldı. 2025 itibarıyla yeme-içme sektörü çalışanlarının medyan ücreti ekonomi genelinin dörtte üçüne düştü. Çalışanların üçte birinden fazlası, yani yüzde 37,7'si asgari ücret bandına sıkıştı.

Sektörde ciddi bir aşırı eğitimlilik sorunu baş gösterdi. "Sektörde çalışan üniversite mezunlarının yüzde 68,8'i aldıkları eğitimin çok altındaki vasıfsız işlerde çalışmaktadır." değerlendirmesi yapıldı.

Tüketimde uçurum ve zayıflayan bağlar

Kafe ekonomisi büyürken yerli tarım ve gıda imalatıyla olan üretim bağları giderek zayıfladı. Ara girdiler içinde tarımın ve gıda sanayisinin payı hızla düşerken ithalatın payı artış gösterdi.

Gelir grupları arasında kafeye gitme bakımından sınıfsal bir uçurum oluştu. 2016'dan sonra en yoksul yüzde 20'nin dışarıda yeme-içme harcamaları azaldı. En zengin yüzde 20'nin harcamaları ise artış kaydetti. Raporda bu durum, "Barista, servis ettiği latteyi kendi bütçesiyle içememektedir." şeklinde ifade edildi.

Yeme-içme sektörü, kısa kıdemli ve düşük sermayeli yapısı nedeniyle krizlere karşı son derece kırılgan bir yapıda bulunuyor. Nitekim 2020 yılındaki pandemide bu sektör, ekonominin geri kalanından dört kat daha fazla istihdam kaybı yaşadı. Büyümenin teknoloji veya sanayiden çok bu tarz düşük katma değerli hizmetler üzerinden gerçekleşmesi, Türkiye için erken sanayisizleşme riski barındırıyor.


Sayfa Sonu

Yüklenecek başka sayfa yok