Belli bir yaşı aşmış kadınlara karşı erkek şiddetiyle iş hayatında ilk karşılaşmam, Sultan V. Murad’ın torunu Selma Hanımsultan’ın kızı, ünlü romancı Kenize Murad sayesinde oldu. Murad’ın 50’lerinde olduğu, “Saraydan Sürgüne” kitabının küresel bir rüzgar estirdiği yıllardı. Hatırlı kişiler üzerinden randevu koparmıştım, Türk medyasında ilk olacaktı. Haber toplantısında, Türk dergiciliğinin duayeni merhum Ercan Arıklı’ya müjdeyi verdim. Okkalı bir “aferin” beklerken Arıklı’nın cevabıyla donup kaldım: “40’ını aşmış bir kadın bu dergiye giremez, isterse bir yerlerini açsın!” O ‘bir yerleri’nin yerine siz, aklınıza gelen en sinkaflı kelimeyi koyuverin ki havayı tam hissedin! Sonuçta röportaja gitmeme izin vermedi, aracılara mahcup oldum, Kenize Murad’la da tanışamadım…
Tazeliğin solmaya başladığı 40’larını geçen bir kadının bedeni üzerinden konuşulan, onu görünmez kılmaya çalışan dille sert bir tanışma oldu benim için. Aradan geçen bunca zamanda dilin kabalığı azalsa da mantığı pek değişmedi. Hele kadın 50’yi aştı mı daha da kolayca ve açıkça saldırılır oldu. Zira Türkiye’de kadın 50 yaşına geldiğinde toplumsal bir kabul var sanki: Artık göz önünden çekil!