İran’daki savaş, kendilerini küresel finans merkezleri ve giderek daha fazla turizm ile teknoloji gücü olarak konumlandıran zengin Körfez ülkelerinin, uzun vadeli ekonomik gelecekleri açısından ciddi bir stres testi haline geldi. Amerika Birleşik Devletleri ile İran’ın, dünyanın petrol ve gazının beşte birinin geçtiği Hürmüz Boğazı’nı yeniden açmak için yakında bir anlaşmaya varabilmesi durumunda bile, ekonomistler çatışmanın bölgenin planları üzerinde derin etkiler bırakacağı konusunda uyarıyor.
Güvenli liman itibarı zedeleniyor
Orta Doğu Küresel İlişkiler Konseyi’nde kıdemli araştırmacı olan Frederic Schneider, “Körfez ülkelerindeki resmi söylem, bu ekonomik krizin Covid gibi olacağı ve toparlanmanın hızlı gerçekleşeceği yönünde. Ancak kolayca geri döndürülemeyecek yapısal kırılmalar var. Hem petrol hem de petrol dışı sektörler eşit derecede ağır darbe alıyor ve potansiyel olarak uzun vadeli zararlarla karşı karşıya” ifadelerini kullandı. Bölgenin fosil yakıt ekonomisinin görünümünü karartan güvenlik zafiyetleri ve zorlu coğrafya, şimdi yükselen yeni sektörleri de tehdit ediyor. İran’ın istediği anda Hürmüz Boğazı’nı kapatabilme ihtimali, yabancı yatırımcıların güvenini sarsabilir ve zengin Körfez ülkelerinin iş dünyası için güvenli liman olduğu yönündeki itibarı zedeleyebilir.
Asya ekonomileri şimdiden boğazın kapanması nedeniyle ciddi yakıt kıtlıkları, fabrika kapanmaları ve gübre fiyatlarında sert artışlarla karşı karşıya. Bu durum, bölge liderlerini Körfez ülkelerine ticaret açısından bağımlılıklarını yeniden düşünmeye itiyor; küresel maliyetleri artırıyor ve Batılı şirketlerin geçmişte olduğu gibi petrol zengini monarşilerden yatırım çekip çekemeyeceği konusunda soru işaretleri yaratıyor.
600 milyon dolar gelir kaybı
Finans şirketleri, ofislerinin insansız hava aracı saldırılarının hedefi haline gelebileceği bir bölgede faaliyetlerini genişletmenin ne kadar mantıklı olduğunu sorguluyor. Turistler seyahatlerini iptal ediyor; Dünya Seyahat ve Turizm Konseyi, savaşın ilk haftalarında bölgenin günlük 600 milyon dolarlık gelir kaybına uğradığını tahmin ediyor. Teknoloji şirketleri, dev veri merkezi projelerini finanse eden devlet yatırım desteğini kaybetme riskiyle karşı karşıya. Gayrimenkul sektörü ise büyümeyi sağlayan yabancı çalışanların bölgeye taşınmayı yeniden değerlendirmesi nedeniyle sarsılıyor.
Bölgenin ekonomik dönüşümünü finanse etmek için hala büyük ölçüde ihtiyaç duyulan petrol ve gaz gelirlerinin yeniden sağlanmasına ilişkin görünüm ise çatışma çözümsüz kaldıkça daha da belirsizleşiyor. Birleşik Arap Emirlikleri ve Suudi Arabistan’ın Hürmüz Boğazı’nı kullanmadan ihracat yapabilmelerini sağlayan boru hatları bulunuyor. Ancak Carnegie Uluslararası Barış Vakfı’nın Orta Doğu Programı’nda araştırmacı olan Andrew Leber’e göre Kuveyt, Katar ve Bahreyn “çıkış yolu olmadan” sıkışmış durumda. Leber, “Ekonomik olarak daha büyük baskı altındalar” dedi.
Kuveyt ve Bahreyn, bir zamanlar aylık milyarlarca dolar olan gelirlerinin buharlaştığını gördü. Bahreyn’in kredi görünümü, ülkenin temel ihracatlarının durma noktasına gelmesi nedeniyle Moody’s tarafından “durağan”dan “negatif”e düşürüldü. Katar’ın dev doğal gaz ihracat altyapısını ekonomisini desteklemek için kullanma planı da tehlikeye girmiş durumda çünkü ihracat engelleniyor ve üretim tesisleri İran saldırılarında ağır hasar görüyor.
Tel Aviv Üniversitesi’ne bağlı Ulusal Güvenlik Araştırmaları Enstitüsü’nde Körfez Araştırmaları alanının başkanı olan Yoel Guzansky, “Körfez ülkeleri petrol ihraç etmek ve diğer malları ithal etmek için çözümler bulmaya çalışırken bile, savaş bu ülkelerin ne kadar kırılgan olduğunu açıkça ortaya koydu” dedi. İran, Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrolünü sürdürürken aynı zamanda Suudi Arabistan’daki Doğu-Batı boru hattını ve pazartesi günü saldırılar sırasında alev alan BAE’deki Fujairah Limanı’nı da hedef aldı. Analistler, kalıcı bir barış anlaşmasının giderek daha az olası görünmesi nedeniyle bu tehditlerin yıllarca bölge üzerinde asılı kalabileceği uyarısında bulunuyor.
Aynı zamanda savaşın yarattığı fiyat şoklarından etkilenen ülkeler alternatif enerji kaynakları arayışına yöneldi; bu da küresel petrol ve gaz talebini kalıcı biçimde azaltabilir. Guzansky, “Körfez’de yeniden düşünülmesi gereken çok fazla şey var” dedi. Körfez ülkelerinin liderleri, büyüme planlarını uygulamaya devam edebilecekleri konusunda güven vermeye çalışıyor. BAE hükümeti yaptığı açıklamada, ülkenin “jeopolitik ve ekonomik baskıları absorbe etme kapasitesini artıran ileriye dönük ekonomik stratejiler benimsediğini” söyledi. “Bu bağlamda yatırım planlarında veya uzun vadeli ekonomik önceliklerde herhangi bir değişiklik yok” diye ekledi.
Fonların kullanım alanı değişiyor
Bununla birlikte, Körfez ekonomilerinde sıkıntı şimdiden yayılmaya başladı. Dış İlişkiler Konseyi’nde kıdemli araştırmacı olan Rebecca Patterson’a göre milyarlarca dolarlık altyapı hasarı, İran kaynaklı artan güvenlik tehditleri ve petrol gelirlerindeki kayıplar, ülkelerin daha önce yurtdışı projelere ayırdığı fonları artık iç ihtiyaçlara yönlendirmesine neden oluyor. Bu ihtiyaçlar arasında petrol ve gaz üretim tesislerinin onarılması, Hürmüz Boğazı’na bağımlılığı azaltacak yeni boru hatlarının inşası ve askeri harcamaların artırılması yer alıyor.
Bunlar kısa vadeli projeler değil. Önceliklerin temel ve potansiyel olarak kalıcı biçimde değişmesi anlamına geliyor. Suudi Arabistan, ekonomiyi çeşitlendirmeyi amaçlayan ve 2016’da duyurulan kapsamlı yatırım planı Vision 2030 girişimini şimdiden küçültmeye başladı. İsteğe bağlı yatırımlar kesiliyor; bunlar arasında geçen ay geri çekilen New York Metropolitan Opera’sına yapılacak 200 milyon dolarlık bağış da bulunuyor. Suudiler ayrıca LIV Golf turnuvasına finansman sağlamayı durdurmayı planlıyor.
Patterson’a göre daha da önemli olan, Orta Doğu ve ABD’de milyarlarca dolarlık veri merkezi projelerini finanse etmek için Suudilere güvenen büyük teknoloji şirketlerinin artık başka finans kaynakları aramak zorunda kalabilecek olması. Sıkıntıyı hissedecek olanlar yalnızca yabancı şirketler değil. Kuveyt’te savaşın etkileri, vatandaşların ve şirketlerin alışık olduğu neredeyse ücretsiz elektriğin sürdürülebilir olmayabileceğini gösteriyor. Elektrik talebinin arzı aşması nedeniyle kesintiler yaşanıyor; hükümet ise bu santralleri sübvanse etmenin maliyeti çok yüksek olduğu için yeni tesisler kurmaya isteksiz davranıyor.
Rice Üniversitesi Baker Kamu Politikaları Enstitüsü’nde enerji uzmanı olan Jim Krane, “Sattıkları her kilovat elektrikten zarar ediyorlar. Şimdi dünya bir enerji krizinin içinde ve Kuveyt vatandaşları bu fiyat sinyallerinden korunuyor” diye konuştu. Krane’e göre bazı Körfez ülkeleri, bölgenin ayırt edici özelliklerinden biri olan cömert sübvansiyonları ve ücretsiz hizmetleri yeniden gözden geçirmek zorunda kalacak. Aynı zamanda Körfez liderlerinin gurur kaynağı olan hızla büyüyen turizm ve gayrimenkul sektörleri de ciddi baskı altında.