;
Arama

Çin, Trump krizinden faydalanarak nasıl küresel ticarette yer ediniyor?

Donald Trump’ın güçlü korumacılık vurgusuyla Beyaz Saray’a dönüşü, küresel ticarette dengeleri yeniden sarsarken; bu tablo en fazla Xi Jinping’in elini güçlendiriyor. Washington’ın gümrük vergisi tehditlerini artırması ve Avrupa dahil müttefiklerine yönelik baskı dozunu yükseltmesi, Pekin’e kendisini “serbest ticaretin savunucusu” olarak konumlandırma fırsatı veriyor.

21 Şubat 2026, 09:00

Trump’ın yarattığı belirsizlik AB ülkelerinde adeta bir şok etkisi yaratırken, Çin cephesinde bu durum stratejik bir avantaja dönüştürülüyor. Pekin yönetimi, Avrupa Birliği ve Körfez ülkeleri dahil büyük ekonomik bloklarla ilişkilerini derinleştirmeye, dev üretim kapasitesini yeni pazarlara entegre etmeye odaklanıyor. Çok taraflı ticaret söylemini güçlendiren Çin, sanayi üretimindeki agresif genişlemenin yarattığı endişelere rağmen çok sayıda anlaşmayı ya devreye alıyor ya da yeniden canlandırıyor.

Pekin’in çok taraflı hamlesi

Trump’ın “MAGA” yaklaşımı çerçevesinde korumacılığı teşvik etmesi ve gümrük vergilerini dış politika aracı olarak kullanması, küresel değer zincirlerinde yeni kırılmalar yaratıyor. Çin ise bu boşlukta, Washington’la geleneksel olarak aynı çizgide yer alan ülkeler dahil olmak üzere geniş bir diplomatik ve ticari açılım yürütüyor.

Pekin’de hâlihazırda 20’yi aşkın ticaret müzakeresi sürüyor. Bunlar arasında Kanada ile varılan çerçeve anlaşma öne çıkıyor. Anlaşma kapsamında Çin’den yılda 49 bin adede kadar elektrikli aracın yüzde 6,1 gümrük vergisiyle Kanada pazarına girişine izin verilmesi planlanıyor. Karşılığında ise Pekin’in Kanada kanolasına uyguladığı vergilerde indirime gitmesi bekleniyor. Uzun süredir gergin seyreden ilişkiler açısından bu gelişme, dikkat çekici bir normalleşme sinyali olarak değerlendiriliyor.

ABD ile bazı tarihsel müttefikler arasındaki gerilim de bu tabloyu besliyor. Trump’ın yıl başında Grönland konusunda güç kullanma ihtimalini gündeme getirmesi, NATO içinde dahi soru işaretleri doğurdu. Bu gelişmeler, Çin’in Batı’ya yönelik “güvenilmez ortak” anlatısını güçlendiren bir zemin oluşturuyor.

Reuters’ın 2017’den bu yana Çin’de hükümete yakın araştırmacı ve danışmanlar tarafından yayımlanan 2 binden fazla belgeye dayandırdığı analiz, Pekin’in Washington’ın çevreleme stratejisini aşmayı ve yeni bir çok taraflı düzenin merkezine yerleşmeyi hedeflediğini ortaya koyuyor. Aynı analizde, Çin’in küresel ticaret standartlarını daha etkin biçimde şekillendirme arayışında olduğu vurgulanıyor.

Trump’a yakın bir yetkili de Reuters’a yaptığı değerlendirmede, ABD küreselleşmenin yarattığı sorunları sınırlamaya çalışırken, diğer ülkelerin Amerikan pazarına erişimin daralması nedeniyle küreselleşmeye bağlılıklarını artırdığını ifade etti.

Ticaret savaşı Çin’i yavaşlatmadı

Washington’ın başlattığı ticaret savaşı, Çin ekonomisini zayıflatmak yerine yeni yönelimlere itti. Çin, 2025’te yaklaşık 1,2 trilyon dolarlık rekor ticaret fazlası verdi; bu rakam 2024’e göre yüzde 20 artış anlamına geliyor. ABD ile ticarette yüzde 20’lik gerilemeye rağmen, toplam ihracat yüzde 5,5 artarak 3,77 trilyon dolara ulaştı.

Devlet medyası ayrıca Pekin’in 1 Mayıs 2026’dan itibaren 53 Afrika ülkesinden yapılan ithalatı gümrük vergisinden muaf tutacağını duyurdu. Bu adım, Çin’in küresel Güney’deki ekonomik etkisini pekiştirme stratejisinin bir parçası olarak görülüyor.

Avrupa sanayisi baskı altında

Çin’in sanayi kapasitesindeki hızlı yükseliş, özellikle Avrupa için ciddi bir meydan okuma anlamına geliyor. 2025 itibarıyla 7 milyondan fazla araç ihraç etmeyi hedefleyen Çin, otomotivde hacim bazında dünya liderliğine oynuyor. Bu tablo, Avrupa Birliği pazarında doğrudan rekabet baskısı yaratıyor.

Fransa merkezli Strateji ve Planlama Yüksek Komiserliği’nin raporunda Çin rekabeti, 27 üye ülke için “sistemik bir şok” ve “buhar silindiri” olarak tanımlanıyor. Rapora göre otomotiv, batarya, endüstriyel ekipman ve kimya gibi sektörlerde Çin’in artan hakimiyeti, Avrupa ihracatının dörtte birini kritik rekabet baskısına açık hale getiriyor. Mevcut eğilimlerin sürmesi halinde Avrupa imalat üretiminin yüzde 55’ine kadarının orta vadede risk altına girebileceği belirtiliyor.

Avrupa, benzer kalitedeki ürünlerin Çin’de yüzde 30 ila yüzde 40 daha düşük maliyetle üretilmesi karşısında zorlanıyor. Daha önce maliyet farkları teknolojik üstünlük veya üst segment konumlandırmayla telafi edilebiliyordu; ancak rapora göre bugün bu avantajlar giderek aşınıyor.

Brüksel, sübvansiyon karşıtı mekanizmalar ve yabancı yatırımlara yönelik daha sıkı kontrolleri tartışmaya açmış durumda. Ancak rekor ticaret fazlası veren ve küresel çapta yeni anlaşmalar imzalayan Çin karşısında zaman baskısı artıyor.

Avrupa yol ayrımında

Pekin ile Brüksel arasında dönemsel gerilimler yaşansa da Çin, ticaret diplomasisini hız kesmeden sürdürüyor. Münih Güvenlik Konferansı’nda Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi, ani ayrışma çağrılarına karşı çıkarken, Trump’ın Nisan ayında planlanan ziyareti için hazırlıkların sürdüğünü belirtti. Buna karşın, AB-Çin serbest ticaret anlaşması şu aşamada resmi müzakere sürecine girmiş değil.

Ortaya çıkan tablo, Avrupa’yı stratejik bir yol ayrımına getiriyor: Öngörülemez bir Amerikan müttefiki ile sanayi gücüne güvenen, planlı ve iddialı bir Çin arasında sıkışan bir Avrupa. Kısa vadede Batı’daki parçalanma, küresel değer zincirlerinin Pekin lehine yeniden şekillenmesini hızlandırabilir. Uzun vadede ise temel soru şu: Avrupa Birliği, ticaret politikasını ve ekonomik egemenlik araçlarını köklü biçimde yeniden tanımlamadan sanayi modelini koruyabilir mi?


Sayfa Sonu

Yüklenecek başka sayfa yok