Piyasalardaki dalgalanmanın merkezinde enerji fiyatlarındaki yükseliş yer aldı. Hürmüz Boğazı çevresinde artan sevkiyat riskleri nedeniyle petrol ve doğalgaz fiyatlarının son dört yılın en yüksek seviyelerine yaklaşması, üretimden taşımacılığa kadar birçok alanda maliyet baskısını artırdı.
ABD’de tüketici enflasyonu nisan ayında yıllık bazda yüzde 3,8’e yükselirken, üretici fiyat endeksi yüzde 6 artış göstererek son yılların en sert yükselişlerinden birine işaret etti. Morningstar analistlerinden Liz Templeton, piyasalardaki yeniden fiyatlamanın özellikle uzun vadeli tahvil getirilerinde belirgin şekilde hissedildiğini ifade etti.
Piyasalar Fed’den faiz artırımı ihtimalini fiyatlıyor
Yılın başında yatırımcıların büyük bölümü ABD Merkez Bankası’ndan üç faiz indirimi beklerken, son gelişmeler beklentileri tamamen değiştirdi. Artık piyasalarda Fed’in bir sonraki hamlesinin faiz artırımı olabileceği ihtimali daha güçlü şekilde değerlendiriliyor.
Bank of America’nın küresel fon yöneticileri anketine göre katılımcıların yüzde 62’si, ABD 30 yıllık tahvil faizinin yüzde 6 seviyesine kadar yükselebileceğini düşünüyor. Benzer şekilde İngiltere ve Japonya tahvil piyasalarında da uzun vadeli faizler üzerinde baskı artıyor.
Artan bütçe açığı piyasaları tedirgin ediyor
Tahvil piyasasında yükselen faizlerin arkasındaki bir diğer önemli unsur ise ABD’nin büyüyen bütçe açığı oldu. Piyasa projeksiyonlarına göre federal bütçe açığının bu mali yıl sonunda yaklaşık 1,95 trilyon dolara ulaşması bekleniyor. Açığın 2027 itibarıyla 2 trilyon doların üzerine çıkacağı tahmin ediliyor.
Wall Street endeksleri geriledi
Tahvil faizlerindeki yükseliş, hisse senedi piyasalarını da olumsuz etkiledi. Dow Jones endeksi günü 322 puan kayıpla tamamlarken, S&P 500 yüzde 0,67, Nasdaq endeksi ise yüzde 0,84 düşüş gösterdi. Böylece üç ana endeks de üst üste üçüncü işlem gününü ekside kapatarak, tahvil piyasasındaki baskının riskli varlıklara yayıldığını ortaya koydu.