Küresel diplomaside bazı süreçler vardır; yeni gibi görünür ama aslında eski dosyaların yeniden açılmasından ibarettir. Bugün Islamabad’da ABD ve İran liderleri arasında yürütülen temaslar tam da böyle bir sürecin parçası. Mevcut gerilim, savaşın gölgesinde yeniden müzakere masasına taşınmış durumda. Ancak bu masa, ilk bakışta göründüğünden çok daha kırılgan, çok daha karmaşık.
Geriye dönüp baktığımızda aslında şaşırtıcı bir durum yok. Dahs önce, Cenevre’de, İstanbul’da, Maskat’ta yapılan görüşmelerde de aynı başlıklar konuşuluyordu: nükleer program, füzeler, vekâlet savaşları, yaptırımlar, bölgesel denge. Hatta bir noktada tarafların anlaşmaya oldukça yaklaştığı bile söyleniyordu. Bugün masada olan dosya, esasen o dönemin devamı.
Ama oyunu değiştiren ve daha önce müzakere edilmeden yeni kritik bir unsur var: Hürmüz Boğazı.
Hürmüz: Enerjiden daha fazlası
Hürmüz Boğazı sadece bir enerji geçiş hattı değil; küresel sistemin nabzı. Günlük yaklaşık 20 milyon varillik petrol akışı, LNG taşımacılığı ve bölgesel ticaretin büyük kısmı bu dar su yolundan geçiyor.
Savaş öncesi müzakerelerde bu konu arka plandaydı. Bugün ise İran, Hürmüz’ü açık bir stratejik koz olarak masaya koymuş durumda. Bu, müzakerenin doğasını kökten değiştiriyor.
Çünkü artık tartışma sadece “İran ne kadar uranyum zenginleştirecek?” sorusu değil. Asıl soru şu: “Küresel enerji akışı kimin kontrolünde olacak?”
ABD (ve Asya ekonomileri) için bu boğazın serbest geçişe açık olması vazgeçilmez. İran için ise bu, hem güvenlik hem de pazarlık gücü.
İşte bu nedenle taraflar aynı kelimeleri kullanıyor ama farklı bir oyunu oynuyor.
Müzakere mi, algı yönetimi mi?
Islamabad görüşmelerinin en büyük sorunu teknik değil, psikolojik.
Her iki taraf da masaya “kazandığı” varsayımıyla oturuyor.
Donald Trump yönetimi İran’ın sunduğu çerçeveyi sadece “müzakereye açık” olarak kabul ettiğini söylerken, Tahran bunu “kabul edildi” şeklinde yorumluyor.
Bu tür yanlış okumalar diplomaside sık görülür. Ancak bu seviyede bir güvensizlik ortamında, her yanlış yorum yeni bir kriz başlığına dönüşebilir.
Bugün yaşanan tam olarak bu:
Taraflar aynı metni okuyor ama farklı anlamlar çıkarıyor.
Nükleer dosya: Çözüm var ama yeterli değil
Aslında en ironik olan şu: Nükleer konuda çözüm zemini var.
Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Anlaşması çerçevesinde İran’ın nükleer silah geliştirmemesi gerektiği konusunda prensipte bir mutabakat bulunuyor. Hatta savaş öncesi dönemde, İran’ın belirli sınırlamalar ve sıkı denetimler karşılığında zenginleştirme faaliyetlerini kontrol altına alacağı bir model neredeyse kabul edilmişti.
Ama bugün bu yeterli değil.
Çünkü mesele teknik bir anlaşma değil; siyasi bir zafer hikâyesi yazmak.
Özellikle Washington açısından “net ve tartışmasız bir kazanım” ihtiyacı süreci zorlaştırıyor.
İsrail, Körfez ve görünmeyen gerilimler
Bu masanın en dikkat çekici yönlerinden biri de masada olmayan aktörlerin etkisi.
İsrail bu sürecin dışında gibi görünse de aslında en kritik belirleyicilerden biri. Tel Aviv için ideal senaryo İran’ın zayıflatılması, hatta mümkünse iç sorunlarla meşgul hale getirilmesi.
Ancak ABD daha geniş bir resme bakıyor. Enerji güvenliği, Körfez dengesi ve küresel liderlik iddiası Washington’un önceliklerini belirliyor.
Bu noktada Suudi Arabistan ve diğer Körfez ülkeleri de sürecin aktif parçası olmak istiyor. Çünkü alınacak her karar doğrudan onların ekonomik ve güvenlik mimarisini etkileyecek.
Çin ve Rusya: Sınırlı etki
İran’ın Çin ve Rusya’yı sürece dahil etme çabası anlaşılır. Ancak bu iki aktörün rolü büyük ihtimalle sınırlı kalacak.
Çin ekonomik istikrarı önceliklendiriyor ve askeri garanti vermekten kaçınıyor.
Rusya ise Ukrayna sahasında yoğunlaşmış durumda.
Dolayısıyla bu aktörler “oyun kurucu” değil, daha çok “dengeleyici gözlemci” rolünde kalacak.
Geçici anlaşma senaryosu
Tüm bu tablo bize tek bir gerçekçi senaryo sunuyor: Kalıcı çözüm değil, geçici denge.
Taraflar büyük ihtimalle temel sorunları çözmeden, onları bir süreliğine donduracak. Bu sayede hem askeri tansiyon düşürülecek hem de siyasi nefes alınacak.
Ve en önemlisi: Her iki taraf da kendi kamuoyuna “kazandık” mesajı verecek.
Diplomasi çoğu zaman gerçeklerden çok algıları yönetir. O
ABD’nin aşınan gücü, İran’ın yüksek bedeli
Bu süreçte dikkat çeken bir diğer unsur, ABD’nin yaşadığı güvenilirlik aşınması.
Donald Trump’ın sert tehditlerle başlayan ve uzlaşma mesajlarıyla devam eden dalgalı söylemi, Washington’un stratejik tutarlılığına zarar verdi.
Öte yandan İran da bu süreci ağır bedellerle geçirdi: insan kayıpları, altyapı hasarı, ekonomik yıpranma…
Ama buna rağmen direndi. Ve bugün masaya daha sert bir pozisyonla oturabiliyor.
Barış değil, yönetilen gerilim
Bugün Islamabad’da gördüğümüz şey bir barış süreci değil. Bu, kontrollü bir gerilim yönetimi.
Taraflar konuşuyor ama aynı zamanda pozisyonlarını güçlendiriyor.
Anlaşma olursa bile büyük ihtimalle geçici olacak.
Ve sorunlar çözülmeden sadece ertelenecek.
Kısacası, bu bir son değil. Bu sadece bir ara perde.
Ve büyük oyun, sahne arkasında tüm hızıyla devam ediyor.