Bu unsurların başında gelen “ekonomik verimlilik” ise kalkınmanın, refahın ve yaşam standartımızın belirleyicilerinden biri. Son olarak TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi Başkanı Ömer Aras da yaptığı açıklamada verimlilik ile asgari ücret arasında doğrudan bir bağ kurdu. “Asıl sorun olan düşük verimlilikle baş edilemezse asgari ücret tartışması hiç bitmez. Verimlilik artmayınca kişi başı gelir de artmıyor” diyen Aras, Türk ekonomisinin temel zayıflıklarından birine dikkat çekmiş oldu.
Ekonomik kalkınmayı verimlilik belirler
Bir ülkenin ekonomik çıktısını genel olarak üç ana unsurla açıklıyoruz: sermaye, emek ve toplam faktör verimliliği (TFV). TFV, büyüme çıktısındaki artışın, girdilerdeki artışla açıklanamayan kısmı olarak tanımlanıyor. Bir ülke düşünelim; hem iş gücünde (emek) hem de sermaye stoğunda bir artış olmamasına rağmen gayrisafi yurt içi hasılası yıllık yüzde 3 büyüyor olsun. Bu büyüme, iş gücünü daha verimli kullanan yeni üretim yöntemleri, ileri teknolojilere geçiş ve altyapıdaki iyileştirmeler gibi faktörlerle açıklanabilir.
Örneğin Güney Kore’nin 1970 ve 1980’lerde eğitim seviyesini yükseltmesi, daha etkin kurumsal yapılar kurması ve Ar-Ge’ye yatırımlar yapması gibi. Güney Kore’nin büyümesi iş gücü veya sermaye artışından değil üretim faktörlerinin daha etkin ve verimli kullanımından kaynaklandığından TFV artışına örnek gösterilebilir.
Peki, TFV ekonomik kalkınmada gerçekten önemli bir rol oynuyor mu? Yapılan araştırmalar ekonomik büyümenin kabaca yüzde 60’ının TFV’den kaynaklandığını gösteriyor. Bu nedenle TFV ekonomik gidişata dair belirleyici etkiye sahip. Grafik, sermaye, emek ve TFV’nin Türkiye’nin 1981’den 2018’e kadar olan dönemlerde ekonomik büyüme ile olan ilişkisini gösteriyor. Bu ilişki de TFV’nin önemini ortaya koyuyor. Zira 2008 – 2010 döneminde emek ve sermaye girdisi artmasına rağmen TFV’deki düşüş ekonomik büyümeyi de yavaşlatmış.
Ülkemizde ise TFV büyümesi yıllar içerisinde değişken bir seyir izlemiş. 1980 - 2018 yılları arasında Türkiye ekonomisinde TFV’nin ortalama büyüme oranı yüzde 1 olmuş. En hızlı yıllık ortalama yüzde 2,2 ile 1980 - 1989 döneminde görülmüş. 2003 - 2013 döneminde TFV yıllık yüzde 1,2 ile genel ortalamanın biraz üzerinde büyümüş. Ancak TFV büyümesi, 1990 - 2002 döneminde yavaş seyrederek yüzde 0,4’te kalmış. 2014 - 2018 ise TFV büyümesi yüzde 0’larda kalmış. Verimlilik ekonomisi açısından bu kadar önemliyse o halde hangi stratejik tercihlerin verimliliği yükselttiği sorusuna yanıt bulmalıyız.
Araştırmalar bu cevabı iki temel unsur üzerinden veriyor. Bunlardan ilki genel kurumsal düzenin geliştirilmesi. Örneğin bürokratik kurumların daha etkin çalışması, eğitim kalitesinin artması ve hukuğun üstünlüğünün tesis edilmesi ile tüm sektörlerde bir verimlilik artışı sağlanabilir. İkincisi ise ülke kaynaklarının daha verimli sektörlere aktarılması. Bu tercih, kaynakların ülke ekonomisi açısından daha fazla verim sağlayacağı sektörlere yeniden tahsis edilmesi (reallocation of resources) anlamına geliyor. Kaynakların verimsiz sektörlerde kullanılmasıysa adeta ziyan olmalarına yol açıyor.
Türkiye açısından ekonominin büyüme döneminde olduğu zamanlarda bile kaynakların inşaat gibi verimsiz sektörlere aktarılmış olması bir eleştiri konusu haline gelmiştir. Ekonomik şartların herkesin canını yaktığı bugünlerde ise tekrar tartışılıyor olması sürpriz değil. Umalım ki bu musibet bin nasihatten daha etkili olsun ve artık ekonomik verimliliği sağlamak ana gündemimiz haline gelsin.