Dünyanın birçok ülkesinde popülist liderlerin neden yükselişte olduğunu hiç merak ettiniz mi? Peki bu liderlerin çoğunun nasıl olup da (aslında onlardan biri olmamalarına rağmen) kendilerini geniş halk kitlelerin kahramanı olarak kabul ettirebildiklerini? Örneğin, nasıl olup da adeta Amerikan kapitalizminin sembolü olan bir emlak zengininin kendisini işçi sınıfının kurtarıcısı olarak tanıtıp ABD Başkanı seçilebildiğini? Bu sorulara manşetlerin cazibesinden sıyrılıp cevap verdiğimizde iki temel etkenin belirleyici olduğunu görüyoruz. Birincisi, popülizme temel oluşturan sosyal ve ekonomik şartların varlığı. İkincisi ise liderlerin kullandığı retoriğin çekiciliği.
En basit tabiriyle popülizm, siyaseti temel olarak “halk” ile “elitler” arasındaki bir mücadele olarak gören ve toplumun gerçek iradesini yalnızca kendisinin temsil ettiğini iddia eden bir siyasi yaklaşımı ifade eder. Mevcut sisteme duyulan güvensizlik gibi toplumsal rahatsızlıkları merkeze alarak karmaşık sorunlara daha basit ve duygusal çözümler sunar. Tek başına bir ideoloji olmaktan ziyade bir siyaset yapma tarzı olarak görülür. Bu nedenle hem sağ hem de sol siyasi hareketlerde ortaya çıkabilir. İnanmayanlar Donald Trump ile Zohran Mamdani’nin neden iyi anlaştığını biraz daha yakından inceleyebilir.