Güzel Türkçemizde benim bir türlü sevemediğim bir kelime bu eğitim. Eğitim kelimesinin geldiği yer “iğmek” fiili. Yani eğip bükmek, bir şekle sokmak. İşte zurna burada zırt diyor. Eğip bükme hakkı, yetkisi ve eğip büktüğünün nihai formu hakkında karar verme otoritesi olan bir özne var burada. Eh tabii bir de kendini eğilip bükülmek üzere teslim eden, ya da velileri tarafından “eti senin kemiği benim” düsturuyla bu özneye tabi kılınan bir nesne. Özneye eğitmen diyoruz, nesneye de öğrenci.
Bir de öğrenmek var, bunun da aslı “ögrenmek ya da öglenmek”; bir şeyi anlamayıp daha sonra idrak eden birini anlatmak için kullanılan bir kelime. Bakın bunu seviyorum çünkü burada öğrenen kişi öznenin ta kendisi. Özgür iradesiyle, kendi merakıyla, muhtemelen dışarıdan destekle, deneyerek, yanılarak, hayatına yansıtarak gelişen bir özne var ortada. İşte bu kelimeyi seviyorum ve evet ögrenmek şart diyorum zihnimle ve ruhumla.