Arama

Dünya finansal sistemi aynı kalabilir mi?

ABD ve Avrupa arasındaki gerginlik artık kırılma seviyesinde. Küresel ticaret dengeleri değişirken ABD’nin yeni ekonomi politikaları dünya düzenini yeniden şekillendiriyor.

Şant Manukyan “İş Yatırım Menkul Değerler Genel Müdür Yardımcısı"
05 Nisan 2025, 08:00

ABD hükümet üyelerinin kendi aralarında yaptıkları bir görüşmeye The Atlantic’in editörü Jeffrey Goldberg’ün de dahil edilmesi (ki hata olabileceği gibi bilinçli bir davet de söz konusu olabilir) bir skandal olarak değerlendirildi ve görüşmenin içeriğinden daha fazla dikkat çekti. Oysa konuşma esnasında ABD Donanması’nın Yemen operasyonlarını tartışan Başkan Yardımcısı Vance bölgenin global deniz ticaretinde payının yüzde 12 ila 15 arasında olduğunu, AB ticaretinin yüzde 40’ının kanalı kullandığını, ABD içinse oranın sadece yüzde 3 olduğunu söylüyor. Rakamların doğruluğu tartışılabilir olsa da daha hassas hesaplandığında da ana fikir değişmeyecektir. Bölge, ticari açıdan Avrupa için ABD’ye oranla çok çok daha önemli. Böyle olduğu ve söz konusu operasyonlara İngiltere dışında diğer büyük Avrupa güçleri katılmadığı için ABD öfkeleniyor ve faturanın Avrupa tarafından ödenmesini istiyor. Hatta başkan yardımcısının kullandığı kelime “beleşçilik”. 

Tarihi açıdan baktığımızda bölge, 1956 Süveyş Krizi’nde dönemin başkanı Eisenhower tarafından İngiliz ve Fransızların bölgeden uzaklaştırılmasından bu yana ABD Donanması’nın kontrolünde. Aslında dünya denizlerinde serbest ticaretin hamisi İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana ABD. Dünya savaşlarının birer paylaşım ve kaynaklara erişim savaşı olduğunu gören ABD, savaş sonrası barışın tahsisi için tüm ülkeleri serbest ticaret şartı ile kaynaklara erişebilir hale getirdi. Birinci Irak Savaşı zamanında bir ülke başka bir ülkenin kaynaklarına el koyduğunda karşısında ABD ordusunu buldu. ABD bunu elbette şövalye ruhu ile yapmadı. Komünizm tehlikesi altında olan Avrupa’nın kendi arkasında sıralanması için de bu maliyeti yüklendi. Kitabımda bu konuya daha detaylı değinmiştim. 

Avrupa’nın savunması da ABD’nin yüklendiği bir diğer maliyet oldu. Batı Avrupa’nın SSCB’ye karşı savunulması hem ABD’nin bölgedeki hakimiyetini pekiştirip İngiltere, Fransa veya Almanya gibi 19’uncu veya 20’nci yüzyılın başındaki hakim güçleri sahneden indirdi hem de bölge ekonomilerinin hızla toparlanmasına yardımcı oldu. Ancak bugün ABD, Avrupa’nın Çin karşısında yeniden kendisi ile hizalanmasını beklediğinde umduğu yanıtları alamıyor. Ve iki kıta arasında gerginliğin artık kırılma seviyesine geldiğini görüyoruz.

1 Nisan itibarıyla Trump da bürokratların hazırladığı ticaret raporunu değerlendirecek ve 2 Nisan’da gümrük vergilerinin daha yükseldiği bir dünyaya uyanacağız. Çoğumuz bu adımın ABD ile ticari ilişkileri olan ülkeleri hizaya getirmek üzere bir adım olduğunu düşünüyoruz. Buna karşın, ABD’nin kendi içinde artık oyunun kurallarını koyanın Çin olduğu ve ABD’nin de bu yeni kuralları uygulamaya başladığını düşünenler de var. Yani yüksek koruma duvarları, üreticiye destek, kurun yapay bir değerinin oluşması, yabancı yatırımcıların ancak belli oranda ‘know-how’ transfer etmeleri durumunda pazara girebilmeleri gibi serbest ticaret fikrinden uzak yeni bir sistem.

Thesus’un gemisi paradoksu tüm bileşenleri tek tek değiştirilen bir geminin aynı gemi olarak kalıp kalmayacağı konusundaki bir tartışmayı ele alır. Global gidişatı da bu paradoksa paralel görüyorum ve paradoksun etrafında dönen tartışmanın aksine bu kez cevap net: Hayır aynı dünya olmayacak. Mart sonlarına doğru bence yine yeterince önem verilmeyen bir konu; yeni bir krizde Fed’in kredi musluklarını Avrupa’ya açıp açmayacağı tartışması oldu. ECB’nin kendi içinde bu senaryoyu tartıştığını biliyoruz. Dünya ticareti ve savunması değişiyorsa finansal sistemi aynı kalabilir mi? Cevap elbette “hayır” olacak. Fed kendi bankalarının çıkarlarını gözeterek karar verecektir ancak söz konusu Çin veya ABD ile ilişkilerde sorun çıkartan başka bir ülke olduğunda cevabın doğrudan “hayır” olacağını ön görmek zor değil. ABD bir yandan eski sistemin sınırlarını zorlarken bir yandan da altın ihracatını artırarak ve Bitcoin rezerv fonu kurarak olası yeni sistemlerin yapı taşlarını da kontrol altına almaya çalışıyor. 

Bize de olan biteni izlemek değil daha iyi anlayıp önlem almak düşer. 


Sayfa Sonu

Yüklenecek başka sayfa yok