İnsan varoluşunun en birincil motivasyonu ‘hayatı uzatmak’… Özellikle son 100 yılda, insanlık olarak bu gayretimizde muazzam bir mesafe almış durumdayız. Kesin olmayan verilere göre 1900’lü yıllardan önce ortalama yaşam süresi 30 - 40 yıl arasında değişirken 1950’de bu süre 47 yıla çıktı. Bugün ise dünya genelinde ortalama yaşam süresi 73 yıl. Bu değişim, modern tıbbın gelişimi, sağlık hizmetlerindeki iyileşmeler, çocuk ölümlerinin azalması ve yaşam koşullarının düzelmesi gibi birçok faktörün sonucu. Doğurganlık hızındaki düşüş de bu dengeyi çok değiştirmiyor.
Bu gelişmelerin doğal bir sonucu olarak, dünya genelinde olduğu gibi Türkiye de yaşlanıyor. Ortanca yaş giderek yükseliyor. Türkiye’de bugün ortanca yaş 34. Yani Türkiye’deki insanları yaşlarına göre sıraladığınızda tam ortadaki kişi 34 yaşında. Japonya’da bu sayı 50’ye ulaşmış durumda. Almanya’da 47, Romanya’da 42, Nijerya’da ise 18. Türkiye, ortanca yaş olarak 20’yi 1980’lerden önce geçememişti. Aynı yıllarda beklenen yaşam süresi ise sadece 61 yıldı. Bugün, Türkiye’de ortalama yaşam süresi 78 yıl. 50 yıl içinde yaşam süresi 17 yıl arttı.
Belli bir yaşın üzerinde olan okuyucular, çocukluklarında 50 yaş üstü insanları hayatlarının son evresinde olarak değerlendirdiklerini hatırlayacaklardır. Bugün ise 50 yaşında kariyerinde farklı yollar seçmek normalleşmiş durumda. Yaşlılıktan dolayı bakıma muhtaç kalan 70 yaş altı insanlar nadirleşti. Emeklilik oranı düşük kalmış olsa da sağlığı yerinde olan yaşlı nüfus içinde üretmeye, öğrenmeye ve çalışmaya devam edenlerin oranı artıyor. Türkiye’de 65 yaş üstü grup toplam nüfusun yüzde 10’unu oluşturuyor. Bu oran 35 yıl önce yüzde 5’in altındaydı. Japonya’da yaşlı nüfus oranı yüzde 30’a kadar çıkmışken, birçok Avrupa ülkesinde bu oran yüzde 21 - 25 arası değişiyor. Afrika ülkelerinde ise bu oran yüzde 2’nin altında.
TÜİK’e göre Türkiye’de 20 yıl içinde yaşlı nüfus oranı yüzde 20’ye çıkacak. Bu, nüfusun beşte biri anlamına geliyor. Yani etrafımızda yaşayan her beş kişiden biri 65 yaşının üstünde olacak. Yaşlanmak, aslında bir ülkenin gelişmişliğinin göstergesi. Bu duruma en erken hazırlanan ülkelerden Almanya ve Japonya, emeklilik yaşını yükselterek ve yaşlı bakım sistemlerini geliştirerek önemli adımlar attı. Yaşlıların teknolojiyle ilişkisini güçlendirmek de bu ülkelerin odaklandıkları bir başka konu mesela.
Yaşlılık toplumda nasıl algılanıyor?
KONDA’nın Kasım 2023 Barometresi verilerine göre Türkiye’de insanlar gençliğin 35 yaşında bittiğini, yaşlılığın ise 55 yaşında başladığını düşünüyor. 30 yaş altı gençler bu yaş aralığını 32 - 50 olarak tanımlarken 40 yaş üstü bireylerin tamamı, gençliğin 40’ta bittiğini, yaşlılığın ise 60’ta başladığını ifade ediyor.
Kadınlar ise gençliği üç yaş daha genç bitiriyorlar. Yaşlanma sadece ekonomik etkileriyle tarif edilecek bir konu değil elbette. Nüfusta yaşlıların oranının artması toplumsal zihnimizi de etkileyecektir şüphesiz.
Yine Barometre bulgularından biliyoruz ki Türkiye’de eğitim ve göçle birlikte gelişen toplumsal değerler yaşlılıkla ters bir korelasyon gösteriyor. Modernleşme, özgürlüklere bakış, kadın hakları ve teknoloji ile ilişkilerde genç ve yaşlı nüfus arasında farklılıklar bulunuyor. Özellikle son 15 yılda üniversite mezunu sayısının iki katına çıktığı bir ülkede bu farklılaşma doğal karşılanmalı. Diğer bir deyişle bu sadece bir kuşak çatışmasıyla değil gençlerin genelinin daha hızlı gelişmesiyle de ilişkili. Dolayısıyla toplumun kimyası da bununla paralel bir değişime uğrayacaktır. Yaşlı algısına dair yukarıdaki bulgulara bakarak bu değişimin gerçek bir kuşak çatışmasına dönüşmeyeceğini iddia edebiliriz.
Ancak tüm bunların etkisiyle yaşlı nüfusun da değiştiğini gözlemliyoruz. Daha eğitimli ve çalışma hayatına devam edebilen yaşlı nüfus oranı büyüyor. Kendini modern olarak tarif etmek, teknolojiyle ilişkinin artması gibi değişimler 40 yaş altı kadar hızlı gelişmese de 65 yaş üstünde de hızlanıyor. Her şeyden önce yaşlıların gelecek dendiğinde algıladıkları, gözlerinde canlandırdıkları süre uzuyor. Bu da o yaş grubunun hayatla ilişkisini yani hayat tarzlarını değiştiriyor. Dolayısıyla hızlı değişimiyle gençlerin yaşlılardan farklılaşması kadar, bildiğimizi, tanıdığımızı varsaydığımız yaşlılar da değişiyor, başkalaşıyor.
Türkiye genç nüfusunun hayli kalabalık olmasının da etkisiyle hayat tarzlarını çok hızlı değiştirmiş bir toplum. Büyüyen yaşlı nüfusun kendi içsel değişiminin toplumun geneline nasıl etki edeceğini, diğer kuşaklarla arasındaki ilişkinin nasıl evrileceğini ise hep beraber göreceğiz. Bakalım devlet, siyaset, kurumlar, şirketler, markalar ve her şeyden önemlisi toplum bu durumu nasıl algılayacak, ne tür roller benimseyecek ve nasıl şekillendirecek? Cevap vermek zor ama çoklu krizlere sebep olmadan ‘toplumsal yaşlanma’nın varlığını, olası sorumluluklarımızı ve katkılarımızı konuşmaya başlamamız gerekiyor.