Arama

Çin ekonomisi neden dengeyi kaybediyor?

Deflasyonist baskılar, tüketim krizi, aşırı borçlanma ve gayrimenkul krizine ek olarak ABD’nin korumacı politikalarıyla Çin ekonomisinin sorunları derinleşiyor. Çin, ekonomideki 10 hayati sorunun üstesinden gelip yapacağı hamlelerle geleceğin hâkim ekonomik gücü olabilecek mi?

06 Ağustos 2025, 08:00

Çin uzun zamandır geleceğin büyük ekonomik süper gücü olarak yorumlansa da son dönemde derin ekonomik sorunlarıyla dikkat çekiyor. Özellikle büyük ticaret ortaklarıyla gerginleşen ilişkiler, iç talepteki yavaşlama ve deflasyonist baskılar öne çıkıyor. Bir başka büyük sorun ise gayrimenkul sektörü...

Hayman Capital Management’ın kurucusu Kyle Bass, Çin’de ciddi makroekonomik dengesizlikler olduğunu belirterek, “Çin ekonomisi sonu görünmeyen bir girdapta” diyor. Sorunun özünün, GSYİH’nin yaklaşık yüzde 30’unu oluşturan gayrimenkul sektöründe yattığını vurguluyor: “60 - 70 milyon boş evin üzerinde oturuyorlar. Bu, sonunda çökecek bir Ponzi şeması.” 2021 kriziyle bu balonun sönmesi deflasyonist baskılar yaratıyor ve gölge bankacılığı destekleyen varlıkların değerini düşürüyor.

Oysa Çin ekonomisinden gelen haberler tamamen olumsuz değil. Yılın ikinci çeyreğinde ekonomi yıllık yüzde 5,2 büyüdü. Bu oran beklentileri aştı ancak son üç çeyreğin en yavaşı ve önceki çeyrekteki yüzde 5,4’ün gerisinde. İlk yarıda 6,95 milyon yeni iş yaratıldı. ABD ile gümrük vergisi görüşmeleri sürerken, 12 Ağustos olan geçici anlaşma süresinin uzatılması bekleniyor. Bu anlaşmayla ABD’ye nadir metal ihracatı haziranda yüzde 660 arttı. Temmuzdaki bu olumlu hava yuan ve borsaya da yansıdı; endeksler 41, yuan ise 36 haftanın en yükseğine çıktı.

Ölçülme biçimine bağlı olarak halen dünyanın en büyük veya ikinci büyük ekonomisi konumunda olan Çin ekonomisinin nereye gittiği tüm dünya için önemli. Satın alma gücü paritesine göre küresel GSYİH’de payına baktığımızda ABD yüzde 16, Çin ise yüzde 17 ile birinci… Nominal olarak baktığımızda ABD yüzde 26 pay ile hâlâ en büyük, Çin’in payı yüzde 17, Avrupa Birliği’nin yüzde 15.

Çinli politikacılar, ABD Başkanı Donald Trump tarafından başlatılan ticaret savaşına rağmen ekonomik görünümün olumlu olduğunu ve yüzde 5 büyüme hedefinin yakalanacağını söylüyor. Düşünce kuruluşu Bruegel Institute, Çin’in en yakıcı 10 ekonomik sorununu şöyle sıralıyor:

1. Aşırı borçlanma: Covid dönemindeki teşvikler kamu borcunun hızla artmasına ve halen GSYİH’nin yüzde 100’üne ulaşmasına neden oldu. Kamu borcu gayrimenkul ve altyapı projelerini finansmanından kaynaklanıyor. Yerel yönetim borçlanması da hesaba katıldığında büyük mali açıklar söz konusu...
2. Para politikası kısıtlamaları: Uzun süre faiz oranını yüzde 3 seviyesinde tutan merkez bankası, durgun ekonomiye yanıt olarak son zamanlarda faiz oranlarını isteksizce düşürüyor. Bu zaten güçsüz olan yuan’ı zorladığı gibi bankaların kârlılığını daha da düşürecek.
3. İç talep: Çin, yurt içinde satabileceğinin çok ötesinde üretim yapıyor. Üretimin hızı o kadar büyük ki Çinli tüketici yetişemiyor. 
4. Jeopolitik zorluklar: ABD, Çin’den ithalatı azalttı, dış pazara bağımlı dev ekonomi sorunu, yeni pazarlar ile aşmaya çalışıyor. 
5. Aşırı kapasite ve deflasyonist baskılar: Dünyanın geri kalanı Çin’den ithalat yapsa da, Çin’in endüstriyel kapasitesi karşılanamayacak kadar fazla. Kapasite kullanımı inişe geçerken üretici fiyatları geriliyor ve şirketlerin kâr marjları üzerinde aşağı yönlü baskı var.
6. Düşük özel tüketim: Çin’de özel tüketimin GSYİH’ye oranı, özellikle sabit kıymet yatırımlarıyla karşılaştırıldığında, inatla düşük kalmaya devam ediyor. Tüketimin aksine dünyanın en yüksek tasarruf oranına sahip ekonomisi olmaya devam ediyor. 
7. Gayrimenkul krizi: Uzun süredir büyümenin ana kaynağı olan gayrimenkul sektörü, en büyük şirket Evergrande’nin 2021’de iflas etmesiyle büyük bir çöküş yaşadı. O zamandan beri gayrimenkulün büyümeye katkısı negatif, konut fiyatları ve ticareti yıllardır düşüyor. 
8. Aşırı yatırım: Yüksek tasarruflar büyük yatırım patlamasını besledi. Bu, hızlı büyümeyi beraberinde getirdi ancak çok uzun süre ana büyüme kaynağı olarak kaldı ve sonunda aşırı hale geldi.
9. Azalan nüfus: 1980’de Tek Çocuk Politikası’nın uygulamaya konulmasına paralel doğurganlık oranı 2019’dan bu yana hızla düşüyor. Önümüzdeki dönemde işgücünde azalma ve dolayısıyla olumsuz etkilenecek üretkenlik söz konusu.
10. ABD’nin teknolojik kısıtlamaları: Çin inovasyon konusunda rekabet etmeye çalışmasına rağmen, ABD’yi Ar-Ge harcamalarında geride bırakıyor. ABD, ileri teknolojiye yönelik ihracat kontrolleri de dahil olmak üzere farklı yollarla Çin’in teknolojik ilerlemesini kontrol altına almaya çalışıyor. 

Artık dünya, ABD’nin egemen olduğu uluslararası düzenden, Çin’in bu üstünlüğe meydan okuyan bir güç olarak konumlandığı bir senaryoya geçiş yapıyor. Rekabet kızıştıkça, Çin’in olağanüstü büyümesiyle uzun vadede ABD’nin yerini alabileceği yönündeki tartışmalar da alevleniyor. Her ne kadar Çin’in dünya imalat sanayisindeki payı yüzde 28,8 ile ABD’nin neredeyse iki katı, şirketlerinin piyasa değeriyle ABD’den sonra ikinci sırada yer alsa da ciddi kısıtları var. Sınırlı askeri gücü, küresel ölçekte yayılmamış finans sistemi ve üretim kapasitesindeki eksikler nedeniyle hegemonik güç olması şimdilik zor görünüyor.

Uzmanlara göre ABD - Çin küresel hegemonya mücadelesini alevlendiren Trump yönetimi, iki gücün ekonomik ayrışmasını hızlandırarak ve Washington’ın ittifak ağını zayıflatarak rekabeti daha önce hiç görülmemiş bir boyuta taşıyor.

Trump’ın kapsamlı gümrük vergisi saldırısı önde gelen iki ekonominin aniden ayrışmasına yol açtı. İki ülke arasında 2022 yılında 690 milyar dolar ile zirveye çıkan dış ticaret hacmi 2024’te 583 milyar dolara düştü. Buna 70 milyar dolarlık hizmet alışverişini de eklediğimizde ticaretin hâlâ gerginliğin tırmanmasını engelleyen güçlü bir fren olduğunu söylemek mümkün.

2018’den 2024’e kadar İspanya’nın Çin büyükelçisi olarak görev yapan Rafael Dezcallar, meseleyi şöyle özetliyor: “Yapısal rekabet kaçınılmaz. Asıl soru, bunun farklı düzeylerde nasıl gelişeceği: Siyasi, askeri, ticari, ekonomik, teknolojik ve ideolojik ayrışma ilerledikçe durum daha da istikrarsızlaşacak.”

Düşünce kuruluşu Chatham House’un eski yöneticisi ve The New Cold War kitabının yazarı Robin Niblett de “İki ülke arasındaki ekonomik uzaklaşma Trump’ın başlattığı bir şey değil ama bunu açıkça hızlandırıyor. Çirkin bir ekonomik savaşa doğru gidiyor gibiyiz. Bu, ABD - Çin ilişkilerinde daha tehlikeli bir aşamaya girdiğimiz anlamına mı geliyor? Sanırım öyle” diyor. 

İspanyol düşünce kuruluşu Elcano Royal Institute’un başkanı José Juan Ruiz’in “Parçalanmış hegemonya: Güç siyasetinin yeni çağında ABD ile Çin arasındaki rekabet” yazısında vurguladığı gibi, korumacı politikalar ile ‘Önce Amerika’ söylemi oyunun kurallarını değiştiriyor. Kurallara dayalı uluslararası liberal düzenin sonunu ve en güçlünün hayatta kaldığı bir dünyanın ve “Tukidides Tuzağı”nı (yükselen bir gücün hegemonyayı tehdit etmeye başlamasıyla iki taraf arasında savaş riskinin artması) çağrıştıran küresel bir rekabetin ortaya çıkışını müjdeliyor.

Ruiz, olası senaryoları analiz için beş bloğun etkileşimde bulunduğu bir oyun teorisi modelinden söz ediyor: ABD, Çin, ABD’nin müttefikleri, Çin’in müttefikleri ve tarafsız ülkeler. Buna göre müttefiklerin, özellikle Avrupa’dakilerin, üç seçeneği var: ABD ile uyumlu kalmak, Çin ile uyumlu olmak veya izolasyona yol açmak yerine ticaret ve jeopolitik ilişkilerin çeşitlendirilmesini, tarafsız ve gelişmekte olan ülkelerle bağların güçlendirilmesini gerektiren stratejik bir özerkliği tercih etmek. Her iki blokla da flört etme yeteneğine sahip olan tarafsız ülkeler ise uluslararası güç dengesini önemli ölçüde değiştirebilir.


Sayfa Sonu

Yüklenecek başka sayfa yok