;
Arama

Hücreden nihai ürüne yerli güç

Türkiye biyoteknolojide yalnızca üretim kapasitesiyle değil, hücreden nihai ürüne uzanan entegre yetkinliğiyle yeni bir eşik hedefliyor. AbdiBio, yerli biyobenzer geliştirme, ileri Ar-Ge altyapısı ve küresel regülasyonlarla kurduğu temas sayesinde bu dönüşümün en somut aktörlerinden biri olarak öne çıkıyor.

04 Nisan 2026, 07:00 Güncelleme: 07 Nisan 2026, 15:17
Hücreden nihai ürüne yerli güç
AbdiBio Grup Başkanı Dr. Ali Özüer

Biyoteknoloji, önümüzdeki dönemde ülkelerin sağlık güvenliğini ve küresel rekabet gücünü belirleyen en kritik alanlardan biri olmaya aday. AbdiBio Grup Başkanı Dr. Ali Özüer’in değerlendirmeleri, Türkiye’nin bu alandaki potansiyeline ve AbdiBio’nun üstlendiği role ışık tutuyor.

AbdiBio’yu bugün nasıl konumlandırıyorsunuz? Türkiye’nin biyoteknolojideki dönüşümünde nasıl bir rol üstleniyor?

AbdiBio, Türk ilaç sektöründe 24 yıldır kesintisiz liderliğini sürdüren Abdi İbrahim’in biyoteknolojiye verdiği stratejik önemin en somut yansımalarından biri. Bugün biyoteknoloji yalnızca bir sağlık alanı değil; ülkelerin rekabet gücünü, bağımsızlığını ve küresel konumunu belirleyen kritik bir alan. Bu çerçevede AbdiBio’yu, Türkiye’nin bu alandaki iddiasını temsil eden bir mükemmeliyet merkezi olarak konumluyoruz. 2018’de 100 milyon dolarlık ana yatırım ve sonrasında gelen ek yatırımlarla kurduğumuz tesisimiz, bugün Türkiye’nin en büyük biyoteknolojik ilaç üretim altyapısını barındırıyor. Bizim için asıl değer ise ölçeğin ötesinde, geliştirmeden üretime uzanan uçtan uca bir yetkinlik inşa etmiş olmamız. Hücre bankasından nihai ürüne kadar tüm süreçleri yönetiyor; kanser, diyabet, romatizma, merkezi sinir sistemi, göz ve kan hastalıklarına yönelik ürünler üretiyoruz. Tesisimiz yılda 11 milyon likit flakon, 11 milyon şırınga, 11 milyon liyofilize flakon ve 16 milyon kartuş üretim kapasitesine sahip.

Burada kritik fark şu: İlaç sektöründe özellikle kimyasal üretimde etken maddede dışa bağımlılık söz konusuyken, biyoteknolojide en zor ve en kritik aşama olan ‘biyolojik aktif bileşeni’, yani etken maddeyi, kendi altyapımızla üretebiliyoruz. Bu, yalnızca bir üretim kabiliyeti değil; aynı zamanda stratejik bir bağımsızlık alanı anlamına geliyor. Türkiye’nin dönüşümündeki rolümüz net: Biyoteknolojik ilaçları hücreden itibaren yerli olarak geliştirebilen ve üretebilen bir sistem kurmak. Küresel ölçekte biyoteknolojik ürünlerin payı hızla artarken, AbdiBio Türkiye’nin bu alandaki varlığını somut şekilde ortaya koyuyor. Esenyurt’taki tesisimizle geliştirdiğimiz akıllı ilaçlarla hem erişimi artırıyor hem de Türkiye’yi küresel biyoteknoloji haritasında daha güçlü bir konuma taşıyoruz.

Ar-Ge merkezinin akreditasyon onayı AbdiBio için nasıl bir dönüm noktası oldu? Bu gelişme size somut olarak hangi yeni kapıları açtı?

Bu onay, AbdiBio’nun kurduğu Ar-Ge altyapısının ve yaptığı yatırımların uluslararası standartlarda olduğunu teyit eden önemli bir eşik. Biyoteknoloji gibi yüksek uzmanlık gerektiren bir alanda, Ar-Ge merkezimizin akredite edilmesi hem bilimsel hem de operasyonel yetkinliğimizin geldiği noktayı net şekilde ortaya koydu.

Asıl değer ise sonrasında açılan kapılarda. Bu akreditasyonla birlikte uluslararası iş birliklerini daha hızlı ve güçlü şekilde geliştirme imkanı bulduk. Teknoloji transferi süreçlerinde güvenilir bir partner olarak konumumuz pekişti ve daha kompleks, yüksek katma değerli projelere odaklanma kapasitemiz arttı. Kısacası bu gelişme, sonuçtan çok bir başlangıç; AbdiBio’yu yalnızca Türkiye’de değil, global biyoteknoloji ekosisteminde de daha güçlü bir oyuncu haline getiren önemli bir eşik.

Biyoteknoloji güçlü ve entegre bir ekosistem işi

Türkiye’nin biyoteknolojide bir üst lige çıkabilmesi için bundan sonra en çok neye ihtiyaç var: daha fazla yatırım, daha güçlü regülasyon, daha hızlı klinik süreçler ya da daha nitelikli insan kaynağı?

Bu soruya tek bir çerçeveden yanıt vermek mümkün değil. Biyoteknoloji güçlü ve entegre bir ekosistem gerektiriyor. Yatırım, regülasyon, klinik süreçler ve insan kaynağı birbirini tamamlayan unsurlar ve biri eksik olduğunda sistem işlemiyor. Belirleyici iki alan var: Nitelikli insan kaynağı ve çevik işleyen süreçler. Doğru yetkinlikte insan kaynağı olmadan yatırımlar değer üretmez; süreçler yavaş ilerlediğinde rekabet avantajı kaybedilir. Türkiye’nin güçlü bir üretim altyapısı var. Bunu nitelikli insan kaynağı ve hızlanan klinik süreçlerle desteklediğimizde, biyoteknolojide bir üst lige çıkmak mümkün. Özetle mesele, doğru alanlara doğru hız ve insan kaynağıyla yatırım yapabilmek. Milli biyobenzer kanser ilacı hedefi, Türkiye için nasıl bir eşik anlamına geliyor? Bu hedefin gerçekleşmesi için ekosistemde hangi yapıların birlikte çalışması gerekiyor?

Önümüzdeki dönemde sağlık sistemlerinin sürdürülebilirliği, ileri biyoteknolojik üretim kabiliyetine sahip ülkeler tarafından şekillenecek. Özellikle onkoloji gibi yüksek uzmanlık gerektiren alanlarda geliştirme ve üretim yetkinliği, yalnızca endüstriyel bir başarı değil; sağlık güvenliği ve uzun vadeli rekabet gücünün temel belirleyicisi.

Bizim açımızdan bu dönüşümün en somut örneklerinden biri, mAbdi2 projemiz. Türkiye’de hücreden itibaren tamamen yerli imkanlarla geliştirilen ilk biyobenzer onkoloji ilacı olma hedefiyle yürüttüğümüz bu proje kapsamında, 2 L ölçekli laboratuvar üretiminden başlayarak, Türkiye’de bu alanda ulaşılan en yüksek ölçek olan 2000 L’lik tek kullanımlık biyoreaktörlere yalnızca 3 yıl gibi rekor bir sürede ulaştık. Bu süreçte biyolojik aktif bileşen üretimini verim ve kalite açısından tutarlı şekilde gerçekleştirdik. Elde ettiğimiz verileri, ruhsat sürecinin önemli bir aşaması olan klinik çalışmalara geçiş kapsamında hem Amerika (FDA) hem de Avrupa (EMA) sağlık otoriteleri ile paylaştık ve her iki otoriteden de pozitif bilimsel görüş aldık. Bu gelişmeler, Türkiye’nin biyoteknoloji alanındaki uluslararası güvenilirliği açısından önemli bir referans oluşturdu.

Bu tür projelerde en kritik unsur, ‘hücreden itibaren’ geliştirme yetkinliği. Çünkü bu sayede yalnızca bir ürünü değil, o ürünü mümkün kılan bilgi birikimini, teknolojiyi ve üretim disiplinini de ülke içinde inşa ediyorsunuz. Bu da yeni biyoteknolojik ürünler geliştirebilen sürdürülebilir bir yapının önünü açıyor.

Bu ölçekte bir hedef, bir kurumun tek başına başarabileceği bir şey değil. Güçlü bir ekosistem gerekiyor. Üniversiteler, araştırma merkezleri, kamu otoriteleri ve özel sektörün aynı hedef doğrultusunda birlikte çalışması kritik. Klinik araştırma altyapısının güçlendirilmesi, regülasyon süreçlerinin hızlandırılması ve uzun vadeli teşvik mekanizmaları bu süreci hızlandıracaktır. Kısacası burada asıl mesele, tek bir ürünün ötesinde, Türkiye’nin biyoteknolojide kalıcı ve rekabetçi bir yetkinlik kazanması.

Temel motivasyonumuz çok net: Hayat kurtarmak

Önümüzdeki beş yılda biyoteknolojik ilaç alanında asıl dönüşümü hangi başlık yaratacak? AbdiBio bu gelecekte kendisini nerede konumluyor?

Beş yılda dönüşüm, birkaç güçlü trendin kesişiminden gelecek. Bunların başında biyoteknoloji ile yapay zekanın entegrasyonu var. İlaç geliştirme veri odaklı ilerliyor; yapay zeka destekli molekül keşfi ve ileri analitik sayesinde Ar-Ge süreçleri hızlanıyor, başarı oranları artıyor. Hücre ve gen terapileri ile kişiselleştirilmiş yaklaşımlar, özellikle onkolojide daha etkili sonuçların önünü açıyor.

Biz AbdiBio’yu bu dönüşümün merkezinde konumluyoruz. Hücreden nihai ürüne uzanan entegre yetkinliğimizi, global iş birlikleri ve teknoloji transferleriyle sürekli ileri taşıyoruz. Bununla birlikte, biyobenzer ilaçların ötesine geçerek, orijinal biyoteknolojik moleküller ile hücre ve gen terapileri gibi ileri tedavi alanlarını da uzun vadeli vizyonumuzun bir parçası olarak konumluyoruz.

Temel motivasyonumuz çok net: Hayat kurtarmak. AbdiBio’yu; kanser gibi en zorlu hastalıklarda kullanılan ileri biyoteknolojik tedavileri daha fazla hasta için erişilebilir kılmayı hedefleyen ve aynı zamanda ülke ekonomisine katkı sağlayan bir yapı olarak konumluyoruz.

 


Sayfa Sonu

Yüklenecek başka sayfa yok