Baby boomer kuşağı parayı şaşırtıcı bir hızla harcadı. McKinsey verilerine göre yalnızca 2005 yılında ABD'deki baby boomer'lar, bugünkü kur değerlendirmelerine göre 7 trilyon dolar harcadı. Yirmi yıl önce, 1985'te ise onlardan önce gelen sessiz kuşak aynı ölçekte bugünün parasıyla yalnızca 3 trilyon dolar harcamıştı. Zenginler daha da zenginleştikçe, giderek daha büyük evlere taşındıkça ve isteğe bağlı harcamalara para saçmaya heveslendikçe sanat harcamaları da hız kazandı.
Baby boomer kuşağının yatırımlarıyla sanat dünyası büyüdü
Sanata yönelik bu benzeri görülmemiş talep aynı zamanda benzeri görülmemiş bir sanat arzı da yarattı. Bağışçıların eserlerini kabul etmeye istekli müzeler bulmaya çalışan Museum Exchange şirketinin kurucu ortaklarından Michael Darling'in belirttiği gibi sanat dünyası baby boomer kuşağının yaşamı boyunca profesyonelleşti. Sanatından geçimini sağlayan sanatçıların sayısı daha önce hayal bile edilemeyecek seviyelere ulaştı; buna paralel olarak galerilerin sayısı da arttı. RAND'ın 2005 tarihli bir raporuna göre 1946'da New York'ta yaklaşık 150 sanat galerisi vardı. Bu sayı 1961'e gelindiğinde iki katına çıktı, 2000'li yılların başında ise yeniden ikiye katlandı. Los Angeles'ta ise galeri sayısı 1957'de neredeyse sıfırken, 2005'te 400'ün üzerine çıktı.
Sanatın başlıca hamileri birkaç kraliyet sarayı ve dini kurumla sınırlıyken, sanat üreterek geçimini sağlayabilecek insanların sayısı da görece düşüktü. Sayıca çok daha kalabalık olan baby boomer kuşağı ise servetini koleksiyon değeri taşıyan sanatçılardan oluşan adeta taburlara dönüştürdü. Müzayedelerde satılan sanatçıları takip eden Artnet Fiyat Veritabanı'nda 1988 yılında, 8 bin 300 sanatçı yer alıyordu. 2012 yılına gelindiğinde bu sayı 90 bin 275'e yükselmişti.
Satın alındığında pahalı olan bir sanat eserini miras aldığınızda, onu çöpe atılabilecek ya da ikinci el yardım mağazasına bağışlanabilecek sıradan bir eşya olarak görmek zordur. Öte yandan, onu depolamak ve ne yapacağınıza karar vermek son derece güç olabilir. Eserin gerçekten değerini bilen birine ulaşmasını sağlamanın bir yolu onu satmak. Ancak alıcı bulmak olağanüstü derecede zor olabilir. Sanatçıların çoğu zamanla unutulur. Hayatta olan sanatçılar bile eserlerini satmakta zorlanıyorlar. Vaughan gibi ölmüş bir sanatçının ise, ona yönelik ilgiyi yeniden canlandırmaya kendini adamış bir galericiye ihtiyacı vardır ancak böyle galericiler son derece az çünkü yaşayan bir sanatçının eserlerini satmak neredeyse her zaman ölmüş bir sanatçının eserlerini satmaktan daha kolay.
Servet transferi
Deloitte'a göre mevcut sanat eserlerinin yalnızca çok küçük bir bölümünü oluşturan ve ikincil piyasada nakde çevrilebilen eserler dikkate alındığında bile gelecek 10 yıl içinde yaklaşık 1 trilyon dolarlık sanat eserinin el değiştirmesi bekleniyor. Hiç kimse buna hazır değil. Büyük servet transferi, beraberinde muazzam miktarda tablo ve heykelin de el değiştirmesini içeriyor. Bunların küçük bir kısmı duygusal değeri nedeniyle elde tutulabilir ancak büyük çoğunluğu bir şekilde elden çıkarılacak, satılacak, bağışlanacak ya da hatta çöpe atılacak.
Bu kadar çok sanat eseriyle ne yapılabilir?
Ailelere koleksiyonları konusunda danışmanlık veren Fine Art Group’un kurucusu ve başkanı Philip Hoffman, “28 ülkede yaklaşık 350 aile ofisi koleksiyonunu yönetiyoruz. Bunların çoğunda sonraki kuşak bu koleksiyonla ne yapacağını hiç konuşmuş değil. Üstelik birçoğu aslında pek de ilgilenmiyor” dedi.
Sorun yalnızca mirasçılarda değil hatta esas olarak koleksiyoncularda yatıyor. Acaba çocuklar gerçekten bütün bu sanat eserlerini istiyor mu? Hoffman, çalıştığı aileler arasında “Bunu gerçekten düşünmüş yalnızca yaklaşık beş aile sayabilirim” diye ekledi. Geri kalanlar ise farklı biçimlerde inkar içinde; çocuklarının koleksiyonu sürdürmekten daha çok isteyeceği hiçbir şey olmadığına inanmayı tercih ediyorlar.
En zengin kesim için satış yapmak kolay
Oysa Hoffman’a göre genel kanı nunu tam tersi: Yeni nesil bunları istemiyor. Yaklaşık 100 milyon dolar veya daha fazla değerde bir sanat koleksiyonunu miras alabilecek en zengin yüzde 0,1’lik kesim için satış yapmak oldukça kolay. Muhafazakar bir tahmine göre bu ölçekte bir miras devri ortalama haftada en az bir kez gerçekleşiyor. Bu ultra zenginler genellikle iki büyük müzayede evinden biri tarafından çok iyi şekilde yönlendirilir. Bunlardan biri olan Sotheby’s, yakın zamanda onlarca yıldır “gözlerden uzak kalmış” sanat eserlerini satmak amacıyla Büyük Koleksiyonlar adlı bir bölüm kurdu.
“Yaklaşan bir çığ var”
Ancak çoğu insan için büyük müzayede evleri çok daha seçici davranacaktır. Belki ilgilendikleri bir ya da iki eser olur, fakat bu eserler milyonlarca dolar değerinde değilse onlar için rekabet etmezler. Mirasçıların devraldığı diğer tüm eserler için ise iki seçenek var: Ya küçük yerel müzayede evlerine başvurup hangileriyle ilgilenebileceklerini öğrenmek ya da daha yaygın olarak tüm koleksiyonu profesyonel bir tereke tasfiye şirketine satmak. Bu şirket de eserleri çeşitli toptan satış ve müzayede kanalları üzerinden elden çıkarır. Koleksiyonun içinde gizli kalmış çok değerli parçalar varsa, bunların fark edilmemesi oldukça olasıdır.
Bu tür satışların çoğu zaman beklenenden düşük gelir sağlaması nedeniyle birçok kişi çok sevdiği eserleri bunun yerine bir müzeye bağışlamaya çalışır; en azından bunun vergi indirimi gibi bir avantajı vardır. Sorun ise son yıllarda bunun belirgin biçimde zorlaşmış olmasıdır. Darling, “Yaklaşan bir çığ var. Müzelerin ve kâr amacı gütmeyen kuruluşların bütün bu sanat eserlerini bünyelerine katıp yönetmeleri çok zor olacak” dedi.
Eskiden geçerli olan model şuydu: “Koleksiyoncular sanat eserlerini toplar, müzeler ise koleksiyoncuları toplardı.” Prestijli kurumlar, paha biçilemez koleksiyonların kendilerine vasiyet edilmesini umarak ultra zenginlerle yakın ilişkiler kurardı. Bugün ise neredeyse bütün büyük müzeler sergileyebileceklerinden çok daha fazla esere zaten sahip ve kendilerine gerçek bir başyapıt teklif edilmediği sürece çoğu yeni eser arayışında değil.
Baby boomerlar satın almaya devam ediyor
Pandemi, müzelerin mali durumunu ağır biçimde sarstı. Bağışçılar önceliklerini değiştirdi, bilet satışları sert biçimde düştü ve personel işten çıkarılmak zorunda kaldı. O zamandan beri bir müzeye sanat eseri bağışlanmak istendiğinde, çoğu zaman eserle birlikte nakit bir bağış da talep ediliyor.
Sanat dünyasında hiçbir şey hızlı gerçekleşmez. Bazı baby boomerlar eserlerini satsa bile, diğerleri hala satın almaya devam ediyor. Büyük müzayede evlerinde, 60 yaşın üzerindeki alıcıların sayısı hala 40 yaşın altındakilerden fazla. Sotheby’s’de müzayede yöneticisi Madeline Lissner, “İnsanlar belirli bir yaşa geldiklerinde durmuyorlar. 80, 85, 90 yaşlarına geldiklerinde de koleksiyon yapmaya devam ediyorlar" dedi. En yaşlı Amerikalı baby boomer’lar bu yıl 80 yaşına giriyor, 10 yıl sonra bile 70’li yaşlarında veya daha genç yaklaşık 30 milyon baby boomer olacak.