Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Para Politikası Kurulu (PPK), mart ayı toplantısında piyasa beklentileriyle uyumlu bir karara imza atarak haftalık repo faizini yüzde 37 düzeyinde sabit bıraktı. Karar metninde küresel belirsizliklere ve enflasyonist risklere vurgu yapılırken, bankanın bir sonraki adımı için nisan ayı işaret edildi.
Forbes Türkiye için süreci değerlendiren ekonomistler Özlem Derici Şengül, Mert Yılmaz ve Banu Kıvcı Tokalı kararın ardındaki likidite yönetimini, enerji fiyatlarındaki riskleri ve "örtülü" faiz artışı etkisini analiz etti.
"Merkez Bankası fiilen faiz artırmış oldu"
Ekonomist Özlem Derici Şengül’e göre Merkez Bankası’nın kararı temkinli bir yaklaşımı yansıtıyor. Şengül, faiz koridorunun üst bandında bir artış beklediğini ve kendi tahmininin en az 250 baz puanlık bir yükseliş yönünde olduğunu söyledi. Buna rağmen Merkez Bankası’nın politika faizini sabit tutmayı tercih ettiğini belirtti.
Şengül, "Son dönemde haftalık repo ihalelerinin iptal edildiğini görüyoruz. Bankalar politika faizi olan yüzde 37 üzerinden fonlanmıyor. Bankalar arası piyasada faizler yüzde 40 seviyesine, yani gecelik borç verme faizine kadar yükseliyor; bu da piyasada fiili bir sıkılaşma yaratıyor" dedi.
Bu nedenle Merkez Bankası’nın resmi olarak faiz artırmasa da uygulamada faizlerin yükseldiğini söyleyen Şengül, bunun ekonomide “örtülü faiz artışı” olarak adlandırıldığını ifade etti. Şengül’e göre Merkez Bankası mevcut riskleri şimdilik daha sınırlı görürken, rezervlerde daha sert bir düşüş yaşanması durumunda daha güçlü adımlar atmayı tercih edebilir.
"TCMB belirsizlik nedeniyle bekle-gör politikası izliyor"
Ekonomist Mert Yılmaz ise Merkez Bankası’nın kararını mevcut belirsizlik ortamında alınmış temkinli bir adım olarak değerlendirdi. Yılmaz’a göre ekonomik ve jeopolitik gelişmelerin seyrinin henüz netleşmemesi nedeniyle Merkez Bankası “bekle-gör” yaklaşımını tercih etti.
Yılmaz, farklı bir adımın piyasalarda panik havası yaratabileceğini belirterek alınan kararın bu açıdan doğru olduğunu düşündüğünü söyledi. Merkez Bankası’nın kısa vadede yeni bir adım atmasını beklemediğini ifade eden Yılmaz, gözlerin bir sonraki Para Politikası Kurulu toplantısına çevrildiğini dile getirdi.
Yılmaz, "22 Nisan’daki toplantıya kadar mevcut politikanın korunabileceğini düşünüyoruz. Bundan sonraki süreci anlamak için bankalara sağlanan fonlamanın maliyetini izlemek gerekiyor. Fonlama maliyetinin yeniden yüzde 37 seviyesine çekilmesi normalleşme sinyali olabilir. Koşullar kötüleşirse politika faizinin artırılması ya da faiz koridorunun üst bandında bir yükseliş gündeme gelebilir" diye konuştu.
Yılmaz ayrıca mevcut gelişmelerin enflasyon görünümü üzerinde olumsuz etkiler yaratabileceğine dikkat çekerek, sürecin kısa vadede sona erse bile enflasyon beklentilerindeki bozulmanın daha belirgin hale gelebileceğini söyledi.
"Faiz kararında enerji şoku ve jeopolitik riskler öne çıktı"
BVeri Danışmanlık Kurucusu Banu Kıvcı Tokalı da kararın beklentilere paralel olduğunu söyledi. Tokalı’ya göre Merkez Bankası, mevcut belirsizlikler nedeniyle yeni bir adım atmaktan ziyade gelişmeleri izlemeyi tercih etti.
Tokalı, piyasalarda faiz oranında bir değişiklik beklenmediğini, asıl tartışmanın faiz koridorunda bir düzenleme olup olmayacağı yönünde olduğunu belirtti. Ancak jeopolitik gerilimin ve savaşın yaratacağı ekonomik etkilerin henüz netleşmemesi nedeniyle Merkez Bankası’nın beklemede kalmayı tercih ettiğini ifade etti.
Tokalı, "Merkez Bankası’nın yayımladığı metinde mevcut ekonomik koşulların analizine ağırlık verildiğini görüyoruz. Özellikle küresel enerji fiyatlarındaki artışın enflasyon üzerindeki olası etkileri yakından takip edilecek. Petrol fiyatlarındaki yükseliş hem fiyatlama davranışları hem de ekonomik faaliyet üzerinden enflasyonu etkileyebilecek önemli bir risk olarak görülüyor. Savaşın yarattığı belirsizlik nedeniyle Merkez Bankası bir sonraki politika adımına ilişkin net bir sinyal vermekten kaçınıyor. Buna rağmen Banka’nın genel duruşunda temkinli yaklaşım sürüyor ve enflasyon hedeflerinden ciddi bir sapma görülmesi halinde gerekli sıkılaşma adımları atılacak" dedi.
Bundan sonraki süreçte para politikasının büyük ölçüde enerji fiyatlarının ve küresel gelişmelerin seyrine bağlı olacağını belirten Tokalı, olumsuz bir tablo oluşması halinde Merkez Bankası’nın faiz artırımı seçeneğini tamamen dışlamadığını dile getirdi. Tokalı ayrıca nisan ayındaki Para Politikası Kurulu toplantısına kadar Merkez Bankası’nın likidite adımları ve makroihtiyati tedbirlerle piyasayı yakından izlemeye devam edeceğini belirtti. Bu süreçte atılacak adımların, piyasanın bir sonraki faiz kararına ilişkin beklentilerinin şekillenmesinde etkili olacağını ifade etti.
Tokalı, "Mevcut jeopolitik gelişmeler yaşanmasaydı Merkez Bankası faiz indirim sürecini sürdürebilirdi. Son enflasyon verileri yılın başındaki olumsuz tabloyu kısmen dengeledi. Bu nedenle faiz indirim döngüsünün devam etmesi için ekonomik zemin tamamen ortadan kalkmış değil" diye konuştu.
Ancak enerji fiyatlarındaki şokun yeni bir belirsizlik yarattığını vurgulayan Tokalı, Merkez Bankası’nın bu etkinin boyutunu net şekilde analiz etmeden yeniden faiz indirimine yönelmesinin zor olduğunu sözlerine ekledi.