Arama

Hürmüz Boğazı'nda serbest geçiş dönemi tarihe mi karıştı?

Geçici ateşkes Hürmüz Boğazı'nda gemi trafiğini yeniden başlatsa da güvenlik, yönetim ve ticari kurallara ilişkin soru işaretleri devam ediyor. Bölgedeki güvenlik riskleri, mayın tehdidi ve geçiş ücretine ilişkin belirsizlikler normal deniz trafiğine dönüşü zorlaştırıyor.

03 Temmuz 2026, 11:14

17 Haziran'da ABD ile İran, dünyanın petrol ve doğalgaz taşımacılığı açısından en önemli geçiş noktası olan Hürmüz Boğazı'nı yeniden açmak üzere bir anlaşmaya vardı. Boğaz, iki ülkenin şubat ayında savaşa girmesinin ardından büyük ölçüde kapanmıştı. Geçici anlaşma kapsamında taraflar, kalıcı bir barışa yönelik çalışmalar sürerken ticari gemilerin 60 gün boyunca ücret ödemeden geçiş yapmasına izin verilmesi konusunda mutabakata vardı. Bu gelişme, su yolundaki gemi trafiğinin artmasına yol açarken, Orta Doğu ham petrol arzının yeniden piyasaya döneceği beklentisiyle petrol fiyatları da sert şekilde geriledi.

İran'ın ücret tehdidi

Bununla birlikte durum hala istikrarsızlığını koruyor. İran, ticaret açısından kritik öneme sahip bu dar geçiş noktası üzerindeki kontrolünü sürdürmeye devam ediyor ve boğazdan geçen gemilerden kalıcı geçiş ücreti alma tehdidinde bulunuyor. Ayrıca ABD'nin ticari gemilere boğazda deniz koruması sağlama girişimine de karşı çıkıyor. Devam eden riskler, 25 ve 27 Haziran'da bir konteyner gemisi ile bir petrol tankerinin saldırıya uğramasıyla bir kez daha gözler önüne serildi.

Basra Körfezi'ni Hint Okyanusu'na bağlayan boğazda normal ve engelsiz deniz trafiğinin yeniden sağlanmasının uzak bir olasılık olarak görülmesinin nedenleri:

Saldırı riski

ABD'nin boğazın Umman kıyılarına yakın güney kesimini takip eden rotayı kullanan gemilere deniz desteği sağlaması, daha fazla gemi işletmecisini bu güzergahı kullanmaya teşvik etti. Böylece Basra Körfezi'nde mahsur kalan milyonlarca varil petrolün Umman Körfezi'ne ulaşması mümkün oldu. İran tarafından onaylanan ayrı bir rota da özellikle ülkenin kendi petrolü olmak üzere büyük miktarda petrol ve doğalgaz taşınmasını sağladı.

İran ordusu, Umman rotasını "kabul edilemez ve son derece tehlikeli" olarak nitelendirdi. Gemilere ve mürettebatlarına yönelik şiddet riski ise devam ediyor. Haziran ayının sonundaki iki saldırıda gemiler hasar görmesine rağmen mürettebat yaralanmadı. Ancak donanmalar ile ticaret gemileri arasında koordinasyonu sağlayan Ortak Denizcilik Bilgi Merkezi (JMIC), tehdit seviyesini kısa süre önce "orta" düzeye indirmişken yeniden "yüksek" seviyeye çıkardı.

Ticaret gemilerinde çalışan denizciler, en uygun koşullarda bile çatışma bölgelerinde görev yapma konusunda tedirgin oluyor. Birleşmiş Milletler'e bağlı Uluslararası Denizcilik Örgütü'ne (IMO) göre İran'daki çatışmalarda en az 14 denizci hayatını kaybetti ve 30 Haziran itibarıyla gemilere zarar veren 49 saldırı meydana geldi. Bu nedenle denizcilik sektörü, çatışmaların gerçekten sona erdiğine emin olmak istiyor.

Mayın tehdidi

İran'ın, daha önce Hürmüz Boğazı'nda en yoğun kullanılan deniz ulaşım koridorlarını mayınladığı düşünülüyor. Bu nedenle gemiler artık ya İran kıyılarına daha yakın ya da Umman tarafındaki rotaları kullanıyor. Ancak bu alternatif güzergahların ne kadar yoğun trafiği kaldırabileceği henüz tam olarak test edilmiş değil. Ana geçiş koridorundaki mayınların temizlenmesi, deniz trafiğinin normale dönmesine yardımcı olacaktır. İran ile ABD arasında imzalanan 14 maddelik anlaşmada da İran'ın mayınları etkisiz hale getirmesi gerektiği belirtiliyor. IMO, Hürmüz Boğazı'ndaki deniz koridorlarında yaklaşık 80 mayın bulunduğunu tahmin ediyor. Bunların temizlenmesi haftalar sürebilir ve bu görevi kimin üstleneceği konusunda da görüş ayrılıkları bulunuyor.

Kontrol belirsizliği

Savaş başlamadan önce birkaç istisna dışında, Hürmüz Boğazı'nda seyrüsefer serbestisi diğer büyük deniz boğazlarında olduğu gibi doğal kabul ediliyordu. Ancak İran, boğazdaki deniz trafiğini tehdit edebilme kapasitesini yabancı güçlerle yürüttüğü ilişkilerde önemli bir koz olarak görmeye başladı. Yeni kurulan İran Basra Körfezi Boğaz İdaresi ise gelecekte gemilerin geçiş yapabilmesi için kendi izninin gerekeceğini açıkladı.

Bloomberg'e konuşan birçok gemi sahibi, bu sulardan geçerken hiç kimseyle iletişim kurmak istemediklerini, özellikle de uluslararası seyrüsefer serbestisi kurallarına tabi olması gereken sularda İran yönetimiyle muhatap olmayı tercih etmediklerini söyledi. Nihai düzenleme ise hala müzakere ediliyor. 14 maddelik anlaşmaya göre İran ve Umman'ın, Basra Körfezi'ne kıyısı bulunan diğer ülkelerle birlikte boğazın gelecekteki yönetimi ve denizcilik hizmetlerini belirlemesi öngörülüyor. İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Kazem Gharibabadi, 30 Haziran'da yaptığı açıklamada İran'ın, gemi geçişlerini ortak denetlemek amacıyla Umman ile ikili bir düzenleme yapmak istediğini, bunun mümkün olmaması halinde ise kendi planlarını uygulamaya koyacağını söyledi.

Dünyanın en büyük gemi sahipleri ticaret kuruluşu olan Baltık ve Uluslararası Denizcilik Konseyi (BIMCO), gelecekte gemi geçişlerini kimin koordine edeceğinin netleştirilmesi gerektiğini belirtiyor. Kuruluş, bu görevin ya Birleşmiş Milletler'e bağlı bir kuruluş ya da tarafsız bir devlet tarafından üstlenilebileceğini öneriyor.

Geçiş ücreti veya harç ihtimali

ABD ile İran arasındaki çerçeve anlaşmasına göre ücret alınmayan dönem, 60 günlük geçici sürenin sonunda sona erecek. Sonrasında Hürmüz Boğazı'ndan geçen gemilerden ücret alınıp alınmayacağı ise belirsizliğini koruyor. İranlı yetkililer, uygulanacak olası geçiş ücretlerinden yılda milyarlarca dolar gelir elde edilebileceğini ve bu kaynağın savaş nedeniyle ağır zarar gören ekonominin yeniden inşasında kullanılabileceğini ifade ediyor. ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio hedefin tam anlamıyla seyrüsefer serbestisine dönüş olduğunu söylese de bir üst düzey ABD'li yetkili, boğazdaki gelecekteki denizcilik yönetiminin savaş öncesine kıyasla oldukça farklı olabileceğini kabul etti.

Bu konu gemi sahipleri açısından oldukça hassas. Çünkü ABD daha önce İran hükümetine geçiş ücreti ödenmesini yaptırıma tabi tutulabilecek bir işlem olarak değerlendirmişti. Dolayısıyla gemi sahipleri, İran'a ödeme yaptıktan sonra ABD yaptırım makamları tarafından kara listeye alınmaktan endişe ediyor. Büyük enerji şirketlerinin de olası geçiş ücretlerine karşı çıkması bekleniyor. Chevron Üst Yöneticisi (CEO) Mike Wirth, mayıs ayında Bloomberg Television'a yaptığı açıklamada şirketinin boğazdan geçmek için ödeme yapmayı değerlendirmeyeceğini söylemişti.

Aksayan petrol ve doğalgaz üretimi

Savaş nedeniyle petrol ve doğalgaz üretiminin durması da Hürmüz Boğazı'ndaki ticaretin tamamen normale dönmesinin önündeki önemli engellerden biri. Savaştan önce dünya petrolü ile sıvılaştırılmış doğal gaz arzının yaklaşık beşte biri bu boğazdan geçiyordu. Savaşın zorunlu kıldığı alternatif rotaların daha fazla kullanılması boğazın önemini bir miktar azaltmış olsa da bu değişim sınırlı kaldı. Bir petrol kuyusunun, gönüllü olarak bile olsa kapatılması, verimliliğini azaltabilir ve uzun vadeli operasyonel kayıplara yol açabilir. Bazı durumlarda ise üretimin durmasına doğrudan savaşın verdiği hasar neden oldu. Piyasa araştırma ve veri şirketi Rystad Energy'ye göre bölgedeki petrol ve doğalgaz altyapısının yeniden inşasının maliyeti yaklaşık 42 milyar dolar olacak.

Bazı ülkelerde üretim yalnızca Hürmüz Boğazı'nın kapanması nedeniyle ihracatın imkansız hale gelmesi yüzünden durduruldu. Alternatif ihracat boru hatlarına sahip olmayan Kuveyt'te üretim mayıs ayında günlük 490 bin varile kadar düştü; bu rakam savaş öncesi seviyenin yaklaşık beşte birine karşılık geliyor. Ülke haziran ayında üretimi yeniden artırmaya başladı. Yetkililere göre hem Birleşik Arap Emirlikleri hem de Suudi Arabistan, petrol kuyularındaki basıncı korumayı başardı ve birkaç hafta içinde savaş öncesi üretim seviyelerine dönebilecek durumda.

Altyapı yeniden devreye alınırken, daha önce Basra Körfezi'nde çalışan ancak farklı rotalara yönlendirilen veya hizmet dışı bırakılan tankerlerin de yeniden bölgeye konuşlandırılması gerekiyor. Rystad analistleri bunun yaklaşık iki ay süreceğini belirtiyor. Analistlere göre Basra Körfezi bölgesindeki üretimde asıl büyük artış, sahaların yeniden tam kapasiteye yaklaşacağı ağustos ve eylül aylarında gerçekleşecek. Kaybedilen üretimin yüzde 85 ila 90'ının yılın dördüncü çeyreğinin başına kadar geri kazanılması, tam toparlanmanın ise Ocak 2027'de sağlanması bekleniyor.

Wood Mackenzie analistlerine göre bölgedeki rafinerilerin büyük bölümü faaliyetlerini asgari seviyede sürdürmeyi başardı ve bu sayede uzun süreli yeniden devreye alma süreçlerine ihtiyaç duyulmadı. Ayrıca yalnızca az sayıda rafineri savaştan ciddi fiziksel hasar gördü. Hürmüz Boğazı kademeli olarak yeniden açılmaya devam ederse öncelik ham petrol ihracatına verilecek. Ancak jet yakıtı ve dizel dahil rafine petrol ürünlerinin sevkiyatının da yıl sonuna kadar 2025 seviyelerine ulaşması bekleniyor.


Sayfa Sonu

Yüklenecek başka sayfa yok