ABD’de Adalet Bakanlığı, Fed Başkanı Jerome Powell’ın geçen yıl Senato Bankacılık Komitesi önünde verdiği ifadeyle bağlantılı olarak, cezai iddianame tehdidi taşıyan büyük jüri celplerini merkez bankasına iletti. Powell soruşturmanın aslında ne bu ifadeyle ne de Fed’in Washington’daki genel merkezinde uzun süredir devam eden yenileme projesiyle ilgili olduğunu söyledi. Powell yayınladığı mesajda bunun baskıyla ilgili olduğunu ifade etti. Powell’a göre amaç, Fed’in faiz oranlarını ABD Başkanı'nın taleplerine göre değil, ekonomik koşullara göre belirleme yeteneğini zayıflatmaktı. Kısacası Donald Trump, bağımsız bir Fed istemiyor.
Piyasa izleyicileri sert bir tepkiye hazırlandı. Analistler, küresel yatırımcıların ABD kurumlarına olan güvenlerini yeniden değerlendirebileceği uyarısında bulundu. Evercore ISI’da küresel politika ve merkez bankası stratejisi başkanı olan Krishna Guha, 11 Ocak'ta yayımladığı notta riskten kaçış korkusu olduğunu belirtti. Ancak bu gerçekleşmedi. Piyasalar neredeyse hiç tepki vermedi. S&P 500, Dow Jones Sanayi Endeksi ve Nasdaq günü yükselişle kapattı. Fed'in eski başkanı ve ABD'nin eski Hazine Bakanı Janet Yellen, yatırımcıların “endişe duyması gerektiğini” söyledi. Ancak bu endişe satışa dönüşmedi. Trump daha önce de Powell’la karşı karşıya gelmişti. Bundan pek bir sonuç çıkmamıştı. Mahkemeler kısa süre önce Fed Yönetim Kurulu Üyesi Lisa Cook’u görevden alma girişimini engelledi. Alaska’dan Lisa Murkowski ve Kuzey Karolina’dan Thom Tillis adlı iki Cumhuriyetçi senatör, Adalet Bakanlığı soruşturması sonuçlanana kadar yeni bir Fed adayını engelleyeceklerini şimdiden söylediler. Cumhuriyetçilerin Senato’da 53 sandalyesi var. Onay için 51 oy gerekiyor. Bu da bazı mekanizmaların hala çalıştığını gösteriyor.
Baskı endeksi
Piyasa tepkisinin sınırlı kalmasının başka bir nedeni daha var. Tarih, Fed üzerindeki baskının hisse senetlerine otomatik olarak zarar vermediğini gösteriyor. Bu kanıt, Fed–Başkan Baskı Endeksi’nden (FPPI) geliyor. Endeks, Colorado Denver Üniversitesi’nde finans profesörü olan Yosef Bonaparte tarafından oluşturuldu. Bonaparte, 1980’e kadar uzanan yaklaşık 69 bin gazete makalesini analiz ettikten sonra çalışmasını 2025 yılında yayımladı. Amaç basitti: ABD başkanlarının Fed üzerinde gerçekte ne kadar kamuoyu baskısı kurduğunu ölçmek ve bu baskı arttığında piyasalarda ne olduğunu görmek.
Oynaklık hikayenin bir kısmını anlatıyor. Baskı arttığında piyasa dalgalanmaları da artma eğiliminde. Bonaparte bunun paniği değil, belirsizliği yansıttığını söylüyor. Yatırımcılar, çatışmanın nasıl çözüleceğini ve Fed'e yönelik kurumsal desteğin sürüp sürmeyeceğini görmek için beklerken fiyatları hareket ettiriyor. Bonaparte şöyle diyor: “Baskı oynaklığı artırır ama mutlaka daha düşük getiriler anlamına gelmez.”
Getiriler ise hikayenin diğer kısmını anlatıyor. Ortalama olarak, merkez bankası üzerindeki baskı arttığında hisse senedi getirileri biraz daha yüksek oluyor. Ancak bu kazançlar daha çok küçük şirketlerde yoğunlaşıyor. Bonaparte’ın araştırmasına göre büyük ölçekli hisseler neredeyse hiç tepki vermiyor.
Siyasi baskı neredeyse her zaman daha yüksek piyasalar hedefiyle yapılır, bu da genellikle daha gevşek bir politika sinyali verir. ABD Başkanları Fed'i etkilemeye çalıştığında, yatırımcılar daha düşük faiz oranları ya da sıkılaştırmanın ertelenmesini beklemeye başlayabilir. Daha düşük faizler, özellikle küçük ve faiz oranlarına daha duyarlı şirketler için hisse fiyatlarını destekleme eğilimindedir. Bonaparte’ın çalışması, baskının yüksek olduğu dönemleri izleyen aylarda kısa vadeli faiz beklentilerinin düştüğünü ortaya koyuyor.
Endeks, yakın tarih ile de uyumlu. Beyaz Saray ile ABD merkez bankası arasında gözle görülür gerilimlerin yaşandığı dönemlerde sıçrama yapıyor. Bunlar arasında 2000’lerin başındaki durgunluk, 2008 finansal krizi ve para politikasının yeniden siyasi gündemin merkezine oturduğu pandemi sonrası enflasyon dalgası yer alıyor. Ancak en büyük artışlar Trump yıllarında görülüyor. FPPI, Trump’ın ilk döneminde keskin biçimde yükseldi ve ikinci döneminde daha da arttı. Aylık ortalama olarak bakıldığında, Trump Fed üzerinde ABD'nin eski Başkanı Joe Biden’ın neredeyse iki katı ve Ronald Reagan'ın yedi katı kadar baskı uyguladı. Veriler Temmuz 2025’e kadar uzanıyor.
Daha önce de Fed'e baskı yapıldı
Fed üzerindeki başkanlık baskısı yeni değil. Lyndon Johnson, John F. Kennedy’nin ekonomik gündemini sert biçimde ileri taşıdı; 1964’te büyük vergi indirimlerini imzaladı ve ardından büyümeyi ve Vietnam Savaşı’nı desteklemek için merkez bankasına faizleri düşük tutması yönünde baskı yaptı. 1965’te Johnson, Fed Başkanı William McChesney Martin ile Teksas’taki çiftliğinde hararetli bir görüşme sırasında karşı karşıya geldi. Sebastian Mallaby’nin The Man Who Knew: The Life and Times of Alan Greenspan adlı kitabına göre, bu karşılaşma fiziksel bir boyut kazandı; Johnson, Martin’i iterek “Vietnam’da çocuklar ölüyor ve Bill Martin umursamıyor” diye bağırdı. Johnson’dan sonraki başkanlar da aynısını yaptı.
Mart 1971’de, yıllık enflasyon yüzde 4,7 seviyesindeyken Richard Nixon, 1972 başkanlık seçimleri öncesinde ekonomiyi “canlandırmak” için Fed Başkanı Arthur Burns’e para politikasını gevşetmesi yönünde baskı yaptı. Hisseler birkaç ay yükseldi, ardından enflasyonun körüklediği derin bir durgunluk yaşandı ve ayı piyasası başladığında sert biçimde düştü. Bu örnekler FPPI’nın zaman aralığının dışında kalsa da araştırmanın temel bir noktasını vurguluyor: Fed üzerindeki siyasi baskı nadir değil ancak önemsiz de değil.
Siyasi baskı ekonomik belirsizliği artırır. Devlet borcunun satılmasını zorlaştırabilir. ABD Hazine Bakanı Scott Bessent’in soruşturmadan memnun olmamasının bildirildiği düşünüldüğünde bu şaşırtıcı değil. Bonaparte’ın çalışması ayrıca baskının enflasyon beklentilerini de yükseltebileceğini gösteriyor. Zamanla bu durum, güvenilirliğe zarar verme riski taşıyor.