;
Arama

Veri merkezleri uzaya taşınır mı, Türkiye bu oyunda nereye oturacak?

Yapay zeka ve veri merkezlerinin artan enerji ihtiyacı, teknoloji dünyasını yeni çözümler aramaya itiyor. Uzaya veri merkezi taşıma fikri bugün için uzak görünse de asıl yarışın enerji–veri altyapısı ekseninde şekilleneceği netleşiyor. Türkiye için kritik soru ise bu yeni düzende izleyen mi, uygulayan mı, yoksa üreten ülkeler arasında mı yer alacağı.

13 Şubat 2026, 16:34

Gençlik yıllarımda geleceği okumaya adeta takıntılıydım. Alvin Toffler’ın zihnime kazınan bir cümlesi hâlâ kulağımda: Kazananlar bekleyenler değil, geleceğin değişimi önceden sezerek pozisyon alanlardır.

Aradan on yıllar geçti. Şirketlerle, hükümetlerle, yatırımcılarla çalıştım. Şunu net gördüm: Geleceği erken okuyan gerçekten büyüyor, rakiplerinin önüne geçiyor. Burun kıvırıp geç kalanlar ise er ya da geç bedel ödüyorlar.

Geçenlerde Elon Musk’ın üç saatlik bir video sunumunu izledim. Konu şu: Muazzam enerji tüketen dev veri merkezlerini Dünya’dan alıp uzaya taşımak.

İlk anda kulağa uçuk bir bilim kurgu gibi geliyor. Hatta biraz çılgınca.

Ama Musk’ın geçmişine bakınca bu fikir, alışıldık bir “Musk momenti.”

Çılgınlık mı, stratejik sinyal mi?

Musk’ın mantığı basit:
    •    Uzayda kesintisiz güneş enerjisi var.
    •    Atmosfer olmadığı için enerji kaybı düşük.
    •    Fiziksel sabotaj riski az.
    •    Dünya’daki enerji ve su baskısı hafifleyebilir.

Teorik olarak karbon ayak izi azalır, enerji maliyeti düşer, altyapı yükü hafifler.

Ancak romantizm bir yana, mühendislik ve finans gerçekleri soğuk duş etkisi yaratıyor.

Bugünkü hesaplarla orta ölçekli bir veri merkezini yörüngeye taşımak 100 milyar doların üzerine çıkabiliyor.
Dahası, soğutma uzayda kolay değil; boşluk ısıyı emmez, radyatörlerle dışarı atmanız gerekiyor. Kozmik radyasyon da çip ömrünü kısaltıyor.
Teknoloji hızla eskidiğinden beş yıl sonra “uzay çöpü”ne dönüşme riski var ne yazık ki.

Görüşlerine başvurduğum çizgi dışı düşünmeyi seven iş insanı Erdal Aksoy’un dediği gibi: “Bugün için ekonomik değil, ama mesele zaten bugün değil.”

Asıl mesele şu: Musk bir çözüm mü öneriyor, yoksa bir alarm mı çalıyor?

Veri yeni petrol değil, yeni elektrik

Uluslararası Enerji Ajansı verilerine göre veri merkezleri 2024’te yaklaşık 415 TWh elektrik tüketti.
2030’da bu rakamın 945 TWh’ye çıkması bekleniyor.

Bu, Japonya’nın yıllık elektrik talebine yakın.

ABD’de veri merkezleri şimdiden toplam elektriğin yüzde 4’ünden fazlasını tüketiyor. Bazı eyaletlerde bu oran iki katına çıkmış durumda.

Yapay zeka sunucuları bu artışın ana motoru:
    •    Büyük dil modelleri
    •    Savunma algoritmaları
    •    Otonom sistemler
    •    Kripto altyapıları
    •    Bulut platformları

Hepsi 7/24 çalışan enerji makineleri.

Bir veri merkezi artık küçük bir şehir kadar elektrik tüketiyor.
Isı üretiyor. Su kullanıyor. Regülasyon baskısı yaratıyor.

ABD’de bazı eyaletlerde veri merkezleri su tüketimi ve elektrik fiyatları nedeniyle siyasi tartışmaların merkezine yerleşmiş durumda.

Musk’ın “uzaya taşıyalım” fikri biraz da bu baskının ürünü. Bu sadece teknoloji değil; aynı zamanda regülasyon ve toplumsal dirençten de kaçış arayışı.

Uzay mı, nükleer mi?

Uzay veri merkezleri bir uç senaryo.

Halihazırda daha gerçekçi olan şu:
    •    Nükleer destekli veri merkezleri
    •    Küçük Modüler Reaktörler 
    •    Mega güneş + batarya depolama
    •    AI destekli enerji optimizasyonu

ABD’de, Fransa’da ve Çin’de veri merkezlerinin nükleer enerjiyle eşleştirilmesi bugün açıkça tartışılıyor.

Çünkü dijital medeniyetin enerji altyapısı yeniden tasarlanıyor.
 20.    yüzyılın jeopolitiğini petrol belirledi. 21.    yüzyılın jeopolitiğini veri + enerji altyapısı belirleyecek.

Peki Türkiye nerede duracak?

Rüyalara dalmayalım. Türkiye bugün uzaya veri merkezi koyamaz. Oraya gelmeden yapacağı çok daha öncelikli işler var.

Ama mesele bu değil.

Unutmayalım ki her teknolojik kırılmada ülkeler üçe ayrılıyor:
    1.    İcat edenler
    2.    Uygulayanlar
    3.    Seyredenler

Birinci lig dar. Ama ikinci lig ekonomik değerin büyük kısmını yaratıyor. Türkiye tam bu noktada kendisini konumlandırabilir.
    •    Avrupa ile Asya arasında doğal veri köprüsüyüz.
    •    Güneş potansiyelimiz yüksek.
    •    Akkuyu devreye giriyor; Sinop ve Trakya seçenekleri masada.
    •    Genç ve dinamik mühendis nüfusumuz var.
    •    Enerji ve lojistik kavşağıyız.

Eğer büyük ölçekli AI kampüsleri, enerji yoğun veri merkezleri ve bölgesel bulut altyapıları yarışında geç kalırsak, başkalarının teknolojisini kiralayan bir pazar oluruz.

Erken davranırsak?

Doğu Avrupa–Orta Doğu–Orta Asya hattında dijital enerji merkezlerinden biri olma ihtimali güçlü.

Bu konuda çalışan genç girişimci Uğur Kaan İşbaşaran’ın dediği gibi:
“Üreten olursak oyunun kurucuları arasına gireriz.”

Gerçek risk

Veri merkezlerinin uzaya taşınıp taşınmaması ikincil.

Asıl risk şu: Dijital çağın enerji yükünü eski yöntemlerle taşımaya çalışmak.

AI talebi katlanıyor. Çip savaşı kızışıyor. ABD–Çin rekabeti veri altyapısı üzerinden yürüyor.

Yarın karşılaşacağımız asıl sorular şunlar olacak:
    •    Kimin verisi?
    •    Kimin enerjisi?
    •    Kimin yörüngesi?
    •    Kimin hukuku?

Uzay veri merkezleri bir gün gerçek olabilir. Ama ondan önce enerji-jeopolitik rekabet sertleşecek.

Musk haklı mı?

Bugün için ekonomik değil. Ama bence stratejik olarak doğru bir sinyal veriyor: Enerji ve veri altyapısı yer değiştirecek.

Dijital medeniyet sabit değil. Fiziksel sınırlar yeniden tanımlanıyor.

SpaceX’in yeniden kullanılabilir roketleri, Tesla’nın elektrikli otomobil dönüşümü, Starlink’in küresel ağı…“Çılgın” fikirlerin mühendislik disipliniyle gerçeğe dönüştüğünü gördük.

Bu yüzden alay etmek yerine doğru okumak gerekiyor.

2035’e doğru

Türkiye için mesele uzay değil.

Mesele şu:
    •    Bölgesel AI üretim merkezi olabilir miyiz?
    •    Enerji yoğun veri kampüsleri kurabilir miyiz?
    •    SMR teknolojisinde yer alabilir miyiz?
    •    Avrupa’nın enerji-veri güvenliği zincirinde kilit oyuncu olabilir miyiz?

Bugün pozisyon almazsak, 2035’te başkalarının kurduğu sistemin kullanıcıları oluruz.

Pozisyon alırsak? Oyunun kurucularından biri olabiliriz.

Veri merkezleri yarın uzaya taşınır mı?

Belki. Ama şu kesin: Dijital çağın enerji yükü büyüyor.
Jeopolitik rekabet veri altyapısına kayıyor.
Enerji artık sadece elektrik değil; stratejik güç.

Gelecek sessiz gelmiyor.

Kapıyı çalıyor.

Türkiye bu kapıyı açmaya hazır mı?

Hazırlanmaya bugünden başlamazsak pişman olabiliriz 10 yıl sonra.


Sayfa Sonu

Yüklenecek başka sayfa yok