ABD Başkanı Donald Trump’ın, dünyanın en büyük adası ve Danimarka’nın özerk bölgesi olan Grönland’ın kontrolünü ele geçirme arzusu, diplomatik bir fanteziden ciddi bir güvenlik krizine dönüşüyor. İkinci başkanlık döneminde ada üzerindeki baskısını artıran Trump, hem Kopenhag hem de Grönland’ın başkenti Nuuk’taki yetkilileri endişeye sürükledi.
Danimarka hükümeti, geçmişte Trump’ın bu taleplerini ciddiye almazken, ABD özel kuvvetlerinin 3 Ocak’ta Venezuela Devlet Başkanı’na yönelik operasyonu durumu değiştirdi. Trump’ın başka bir ülkenin iç işlerine doğrudan askeri müdahalede bulunabilmesi, Danimarka’da alarm zillerinin çalmasına neden oldu. Bu operasyonun hemen ardından Trump’ın Grönland hedeflerini yinelemesi, Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen’den sert bir yanıt buldu.
ABD artık bir "güvenlik riski"
Trump’ın tırmanan söylemleri karşısında Danimarkalı yetkililer, ABD büyükelçisini defalarca Dışişleri Bakanlığı'na çağırarak rahatsızlıklarını iletti. Daha da önemlisi, Aralık ayında yayınlanan bir Danimarka istihbarat raporunda, ABD ilk kez "potansiyel bir güvenlik riski" olarak nitelendirilerek müttefiklik ilişkisinde tarihi bir kırılma yaşandı.
Trump yönetimi, Venezuela hamlesini 19. yüzyıl Monroe Doktrini’nin (Batı Yarımküre’nin dış müdahalelere kapatılması) modern bir yorumu olarak sunarken, bu mantığın teorik olarak Kuzey Amerika kıtasının bir parçası sayılan Grönland’a da genişletilebileceği endişesi hakim.
NATO ittifakı için varoluşsal tehdit
Uzmanlar, Grönland’a yönelik olası bir askeri hamlenin Venezuela’dan çok daha farklı sonuçlar doğuracağı uyarısında bulunuyor. ABD, Venezuela’yı bir hasım olarak görürken, Danimarka hem ABD’nin yakın bir ortağı hem de NATO üyesi. Grönland’a karşı güç kullanımı, NATO’nun 5. maddesini (kolektif savunma) tartışmaya açarak ittifak üyelerini birbirine düşürebilir ve örgüt için varoluşsal bir kriz yaratabilir.
Başbakan Frederiksen’den net mesaj: İlhak hakkınız yok
Venezuela operasyonu sonrası 4 Ocak’ta bir açıklama yapan Danimarka Başbakanı Frederiksen, Trump’a seslenerek tehditlere son verilmesini istedi. Adanın NATO koruması altında olduğunu hatırlatan Frederiksen, “Bunu ABD’ye çok açık söylemeliyim; ABD’nin Danimarka Krallığı’nın üç ülkesinden herhangi birini ilhak etmeye hakkı yoktur” ifadelerini kullandı.
Gayrimenkul anlaşmasından ulusal bekaya
Trump, 2019’daki ilk başkanlık döneminde Grönland’ı satın almayı Danimarka ekonomisini rahatlatacak “büyük bir gayrimenkul anlaşması” olarak sunmuştu. Ancak ikinci döneminde retoriğini değiştiren Trump, konuyu bir “ulusal güvenlik” meselesi olarak çerçeveliyor.
Tarihte Alaska’yı Rusya’dan satın alan Başkan Andrew Johnson gibi iz bırakmak isteyen Trump, Danimarka’nın adayı korumak için yeterli harcama yapmadığını öne sürüyor. Trump, 22 Aralık’ta yaptığı açıklamada, “Danimarka hiç para harcamadı, askeri korumaları yok. 300 yıl önce bir tekneyle oradalarmış, biz de oradaydık. Hepsini halledeceğiz” diyerek niyetini açıkça belli etti. Oysa Kopenhag yönetimi, 57 bin nüfuslu adanın savunması ve altyapısı için milyarlarca dolar aktarıyor.
Arktik’te stratejik satranç
Meksika ve Suudi Arabistan’dan yüzölçümü olarak daha büyük olan Grönland, Kuzey Atlantik ve Arktik bölgesindeki stratejik konumuyla küresel güçlerin iştahını kabartıyor. İklim değişikliğiyle eriyen buzullar, adanın zengin mineral ve fosil yakıt rezervlerini erişilebilir kılarken, Asya-Avrupa-Amerika arasındaki ticaret rotalarını kısaltıyor. Trump, her ne kadar ABD’nin kaynağa ihtiyacı olmadığını savunsa da, Çin ve Rusya’nın bölgeye ilgisi Washington’ın iştahını artırıyor.
Halihazırda ABD’nin en kuzeydeki Thule Hava Üssü’ne ev sahipliği yapan ada, füze erken uyarı sistemleri için kritik önemde. Danimarka yönetimi, mevcut anlaşmalar çerçevesinde ABD’nin askeri varlığını artırmasına açık olsa da egemenlik devrine kapıları kapatıyor.
Grönlandlılar ne diyor?
Mart 2025’te yapılan seçimlerin ardından Grönland’daki tüm siyasi partiler, Trump’ın yaklaşımını “kabul edilemez” olarak nitelendirerek ortak bir kınama yayınladı. Başbakan Jens-Frederik Nielsen, “Grönland satın alabileceğiniz bir ev değildir” diyerek tepkisini ortaya koydu.
Halkın büyük çoğunluğu ABD’ye katılma fikrine karşı çıkarken, tam bağımsızlık tartışmaları da sürüyor. Trump’ın adayı rıza ile almasının tek yolu, Grönland’ın Danimarka’dan bağımsızlığını kazanıp ardından ABD ile anlaşması olarak görülüyor. Ancak son seçimlerde halkın dörtte üçünün “yavaş geçişi” savunan partilere oy vermesi, Grönlandlıların Danimarka şemsiyesinden erken çıkıp savunmasız kalmaktan korktuklarını gösteriyor.