Yeni dönem; enerji yolları, kritik mineraller, lojistik koridorlar, teknoloji savaşları, yaptırımlar, siber operasyonlar, finansal baskılar ve vekâlet savaşları üzerinden şekilleniyor. Devletlerin gücü yalnızca askeri kapasiteleriyle değil; toplumsal dayanıklılıkları, enerji güvenlikleri, sanayi altyapıları, veri hâkimiyetleri ve uzun süreli kriz yönetme becerileriyle ölçülüyor.
Moskova’daki stratejik çevrelerde de dünyaya tam olarak böyle bakılıyor.
Karaganov: Kremlin’in stratejik zihni
Sergey Karaganov sıradan bir akademisyen veya televizyon yorumcusu değil. Rusya’nın dış politika ve güvenlik düşüncesini son otuz yıldır etkileyen en önemli isimlerden biri olarak görülüyor.
Birçok Batılı analist onu zaman zaman Henry Kissinger veya Zbigniew Brzezinski ayarında stratejik etkiye sahip bir düşünür olarak değerlendiriyor.
Özellikle Rusya’nın nükleer caydırıcılık doktrini, Avrasyacı yaklaşımı ve Batı ile uzun dönemli güç mücadelesi konusunda Kremlin üzerinde ciddi etkisi olduğu düşünülüyor. Son yıllarda nükleer eşik tartışmalarını sertleştiren çıkışları Batı’da da yoğun şekilde tartışıldı.
Karaganov’un temel yaklaşımı şu:
Dünya artık geçici krizlerden değil, uzun süreli sistemik çatışma döneminden geçiyor.
Onun bakışında Ukrayna savaşı sadece Ukrayna değil; Batı-Rusya güç mücadelesinin yeni safhası. Enerji savaşları, yaptırımlar, teknoloji ambargoları ve lojistik koridor rekabeti de bu büyük mücadelenin parçaları.
Bir anlamda “üçüncü dünya savaşı başladı” diyorlar ancak bunun tank-cephane savaşından çok hibrit araçlarla yürütülen uzun dönemli bir küresel mücadele olduğunu düşünüyorlar.
Dmitri Trenin'in daha soğukkanlı realizmi
Moskova’daki stratejik düşünce dünyasında dikkat çeken bir başka önemli isim ise Dmitri Trenin.
Uzun yıllar Carnegie Moscow Center’ı yöneten Trenin, Karaganov’a göre daha temkinli ve daha realist bir çizgide görülüyor.
Karaganov zaman zaman sert nükleer söylemleriyle öne çıkarken, Trenin daha çok Rusya’nın uzun vadeli strateik adaptasyonu, Avrasya yönelimi ve Batı sonrası denge arayışı üzerinde duruyor.
Her iki isim de farklı tonlarda konuşsa da şu konuda birleşiyorlar:
Rusya artık Avrupa merkezli güvenlik düzenine geri dönmeyeceğine inanıyor.
Yeni yönelim Asya, Avrasya, Çin, Hint Okyanusu, Orta Asya ve Küresel Güney eksenine doğru kayıyor.
Moskova’daki sohbetlerde bu zihinsel kopuş çok net hissediliyor.
Rusya dünyayı nasıl okuyor?
Karaganov ile yaklaşık iki saat süren görüşmemizde dikkatimi çeken en önemli noktalardan biri ülkeleri bugünün liderleri üzerinden değil, 20-25 yıllık devlet çıkarları üzerinden okumalarıydı.
Duygularla değil, stratejik menfaatlerle düşünüyorlar.
Doğal olarak sohbetimizde Vladimir Putin sonrası Rusya’yı, Recep Tayyip Erdoğan sonrası Türkiye’yi ve iki ülke ilişkilerinin geleceğini de değerlendirdik.
Rus tarafında Türkiye’ye bakışta iki ana eğilim hissediliyor:
Birincisi, Türkiye’nin NATO içinde kalmaya devam edeceği kabul ediliyor.
İkincisi ise, Ankara’nın artık Batı çizgisine tam bağımlı hareket etmeyen bağımsız bölgesel güç olarak görüldüğü anlaşılıyor.
Özellikle enerji, Karadeniz, savunma sanayii, Orta Asya, Kafkasya ve lojistik koridorlar konusunda Türkiye’nin öneminin daha da artacağı düşünülüyor.
Enerji, koridorlar ve yeni güç mücadelesi
Görüşmemizin önemli bölümü enerji, kritik kaynaklar, yeni yatırım alanları ve Avrasya merkezli ekonomik açılımlar üzerineydi.
Karaganov, Rusya’nın önümüzdeki dönemde Batı yaptırımlarını aşacak yeni ekonomik ve stratejik ağlar kurmaya çalıştığını açık şekilde hissettirdi.
London Energy Club ve Global Resources Partners bünyesinde yürüttüğümüz enerji, jeopolitik risk, kritik mineraller ve yatırım alanındaki çalışmalar üzerine de görüş alışverişinde bulunduk.
Ben de Rusya’nın geliştirmeye çalıştığı yeni girişimlere ilişkin düşüncelerimi açık biçimde paylaşma fırsatı buldum.
Hepsine katıldığı söylenemez.
Ama dikkatle dinledi, notlar aldı.
Ben de aynı şekilde.
Çünkü bugün artık hiçbir büyük güç merkezi tek başına dünyayı okuyamıyor.
Washington da Moskova’yı anlamaya çalışıyor.
Pekin de Washington’u.
Avrupa Birliği de Çin’i.
Körfez de hepsini aynı anda.
Nükleer caydırıcılıkta yeni ve daha tehlikeli dönem
Moskova’daki stratejik çevrelerde hissedilen bir başka önemli unsur ise nükleer caydırıcılık anlayışının yeniden sertleşmesi.
Batılı düşünce kuruluşları da son dönemde Rus stratejisindeki bu değişime dikkat çekiyor. Özellikle Ukrayna savaşı sonrasında Rusya’nın nükleer doktrininde daha agresif sinyaller verdiği, “tırmandırarak caydırma” yaklaşımını daha görünür kullandığı belirtiliyor.
Ancak Moskova’daki bütün stratejik çevreler aynı düşünmüyor.
Bazı Rus uzmanlar da aşırı nükleer söylemin Batı’yı korkutmaktan çok daha sert karşılık vermeye yöneltebileceği uyarısını yapıyor.
Bu da aslında Rus stratejik dünyasının kendi içinde de ciddi tartışmalar yaşadığını gösteriyor.
Türkiye için asıl ders ne?
Bence Türkiye açısından asıl mesele şu:
Yeni dünya düzeni kurulurken bütün büyük güç merkezleriyle diyaloğu açık tutabilmek.
Çünkü dünya yeniden bloklara ayrılıyor.
Enerji yolları yeniden şekilleniyor.
Kritik mineraller yeni petrol haline geliyor.
Lojistik koridorlar küresel nüfuz mücadelesinin parçasına dönüşüyor.
Karadeniz’den Doğu Akdeniz’e, Orta Asya’dan Afrika’ya kadar geniş bir coğrafyada yeni güç mücadeleleri oluşuyor.
Böyle bir dönemde Türkiye’nin yalnızca Batı’yı veya yalnızca Doğu’yu okuyarak hareket etmesi yeterli olmaz.
Washington’u da anlamalı.
Moskova’yı da.
Pekin’i de.
Brüksel’i de.
Körfez’i de.
Ben de uzun süredir bunu yapmaya çalışıyorum.
ABD, Avrupa Birliği, Çin, Hindistan ve Körfez ülkeleriyle yürüttüğüm temasların benzerini Rusya’yla da sürdürmeye devam edeceğim.
Çünkü Türkiye’nin stratejik menfaatleri açısından bütün büyük güç merkezleriyle temas kanallarını açık tutmanın önemli olduğuna inanıyorum.
Bunu mümkün olduğunca “Track-2 diplomasisi” çerçevesinde, gerçek karar vericilerle fikir alışverişi yaparak ve iş dünyasıyla hükümet çevrelerine stratejik farkındalık sağlamaya çalışarak sürdürüyorum.
Moskova’dan geriye zihnimde kalan en net izlenim şu oldu:
Büyük güçler artık geleceği bugünün manşetleriyle değil, önümüzdeki yirmi yılın sert hesaplarıyla okumaya çalışıyor.