Trump ve ekibi, haziran ayında Versay Sarayı'nda İran ile imzalanan ön mutabakat öncesinde Hürmüz Boğazı'nın yeniden güvenli şekilde uluslararası deniz trafiğine açılmasını ve buna karşılık İran'ın petrol ihracatına yönelik bazı kısıtlamaların gevşetilmesini öngören bir yaklaşım benimsemişti.
Trump, mutabakatın imzalanmasından kısa süre önce yaptığı açıklamada, yıllardır ağır yaptırımlar altında bulunan İran'ın yeniden petrol gelirine ve uluslararası finans sistemine erişim sağlayarak ekonomik istikrara kavuşmasının diplomatik süreci destekleyeceğini savunmuştu. ABD Başkanı, bu çerçevede anlaşmayı "İran için iyi bir fırsat" olarak nitelendirmişti.
Bir ay içinde diplomasi yerini askeri gerilime bıraktı
Ancak anlaşmanın üzerinden bir ay geçmeden Hürmüz Boğazı'nda ticari gemilere yönelik saldırılar, Washington'ın politikasında sert bir dönüşe neden oldu.
ABD yönetimi önce İran'ın petrol satışlarına tanıdığı muafiyetleri kaldırdı, ardından iki gece süren operasyonlarda 170'ten fazla İran askeri hedefini vurdu. Tarafların ön mutabakatta öngördüğü kapsamlı nükleer ve güvenlik müzakerelerine ilişkin ise şu ana kadar yeni bir takvim açıklanmadı.
Bu gelişmeler, Trump yönetiminin yeniden ekonomik yaptırımlar ve askeri caydırıcılığı temel alan önceki stratejisine döndüğü yorumlarına yol açtı.
Washington'dan yeni stratejiye ilişkin net mesaj gelmedi
ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, son açıklamasında yönetimin yaklaşımını, "Eğer gemilere ateş açarlarsa, karşılığını çok ağır şekilde veririz." sözleriyle özetledi.
Bu açıklama, Washington'ın diplomatik teşviklerden ziyade yeniden cezalandırıcı araçlara ağırlık verdiğini ortaya koyarken, yönetimin bu yöntemin neden önceki dönemlerden farklı sonuç vereceğine ilişkin kapsamlı bir strateji paylaşmaması dikkat çekiyor.
Uzmanlar çıkmaza dikkat çekiyor
Eski ABD diplomatlarından ve çeşitli yönetimlerde Dışişleri Bakanlığı ile Ulusal Güvenlik Konseyi'nde görev yapan Richard Haass, mevcut tablonun stratejik bir çıkmaz oluşturduğunu belirtiyor.
Haass'a göre ABD'nin askeri baskıyı artırması, İran'ın Körfez'deki enerji altyapısı ve petrol sevkiyatına yönelik saldırılarını artırma riskini beraberinde getiriyor. Washington'ın ise bu kritik enerji tesislerini uzun vadede nasıl koruyacağı konusunda henüz kalıcı bir çözüm geliştiremediği ifade ediliyor.
İran'da iç siyasi gerilim de derinleşiyor
ABD-İsrail saldırılarında hayatını kaybeden dini lider Ayetullah Ali Hamaney'in cenaze töreni sırasında yaşanan olaylar, İran iç siyasetindeki görüş ayrılıklarını da gözler önüne serdi.
Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi'nin cenaze töreninde protestocuların hedefi olduğu, Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan'ın ise güvenlik güçlerinin korumasıyla bölgeden ayrıldığı bildirildi.
Buna karşın Trump yönetiminin kamuoyuna yaptığı açıklamalarda İran'daki iç siyasi dengeler yerine daha çok ülke yönetimini tek merkezden hareket eden bir yapı olarak değerlendirdiği görülüyor.
Asıl anlaşmazlık Hürmüz Boğazı'nda ortaya çıktı
Taraflar arasındaki en önemli ihtilaflardan biri Hürmüz Boğazı'nın kontrolü konusunda yaşandı.
Versay'da imzalanan mutabakatta İran'ın ticari gemilerin güvenli geçişi için "azami gayret göstereceği" belirtilirken, metindeki ifadelerin farklı yorumlanması uygulamada ciddi anlaşmazlıklara neden oldu.
ABD tarafı, anlaşmanın İran'a güvenli geçiş sorumluluğu yüklediğini savunurken, Tahran yönetimi bunu boğaz üzerindeki denetimini güçlendirecek bir düzenleme olarak değerlendirdi ve gemilerin kendi kıyılarına yakın rotaları kullanmasını istedi. İran'ın geçişlerden ücret almayı planladığını açıklaması ise krizi daha da derinleştirdi.
ABD Donanması'nın ticari gemilere alternatif güzergâhlarda refakat etmeye başlamasının ardından bazı gemilere ateş açılması, bölgedeki deniz trafiğini büyük ölçüde durma noktasına getirdi.
Nükleer müzakerelerde de kritik belirsizlik sürüyor
Washington ile Tahran arasında gelecekte yürütülmesi planlanan kapsamlı müzakerelerin en önemli başlıklarından biri ise İran'ın nükleer programı olmaya devam ediyor.
Özellikle uranyum stoklarının geleceği, zenginleştirme faaliyetleri ve denetim mekanizmaları konusunda taraflar arasında önemli görüş ayrılıkları bulunuyor. Trump yönetiminin, ABD'nin 2018'de çekildiği 2015 nükleer anlaşmasına kıyasla daha kapsamlı tavizler talep ettiği değerlendirilirken, mevcut siyasi atmosferde kapsamlı bir uzlaşı ihtimali zayıf görünüyor.
Son gelişmeler, Trump yönetiminin diplomatik açılım girişiminden yeniden "maksimum baskı" politikasına yöneldiğini gösterirken, Washington'ın askeri güç ve yaptırımlara dayalı bu stratejisinin İran'ı müzakere masasına kalıcı biçimde çekip çekemeyeceği ise belirsizliğini koruyor.