Arama

ABD’de nüfus araştırması: Ev sahibi olmak doğum oranını artırabilir mi?

ABD’de araştırmacılar doğum oranlarının nasıl artırılabileceğine dair bir fikir bulmak için geçmişteki doğum patlaması dönemini inceledi. Bu araştırmaya göre 2. Dünya Savaşı sonrasında ülkedeki nüfus artışında, hükümetin ev kredi programlarının rol oynadığı belirlendi.

29 Eylül 2026, 12:19

ABD'de doğum oranlarının neden düştüğünü anlamaya çalışan iki ekonomist, yanıtları bulmak için son büyük doğum patlamasının yaşandığı döneme geri döndü. Elde ettikleri bulgular, kişisel mali durumun çocuk sahibi olma kararını nasıl etkilediğine dair yeni bir bakış sunuyor: Ev sahibi olmak doğum oranını artırıyor. Uzmanlar uzun zamandır, doğum oranındaki yirmi yıllık düşüşün insanların maddi durumuyla bağlantılı olduğu konusunda şüpheci. Onlara göre doğum oranları düşerken hane gelirleri yükseldi ve daha yoksul kadınların, daha varlıklı kadınlara kıyasla daha fazla çocuk sahibi olma ihtimali daha yüksek oldu.

Çocuk sahibi olma teşvikleri

Ancak Notre Dame Üniversitesi'nde ekonomi profesörü olan Melissa S. Kearney ile Federal Rezerv Kurulu'nda ekonomist olarak görev yapan Lisa J. Dettling, fiyatlardan ziyade mülkiyetle ilgili farklı bir ekonomik bağlantı buldu. Eylül ayında ABD Ulusal Ekonomik Araştırma Bürosu tarafından nihai hali yayımlanan bulgu, dünya genelinde tarihi düşük seviyelere ulaşan doğum oranlarını gerçekten hangi politikaların artırabileceğine dair yeni bilgiler sunuyor. Hükümetler insanları daha fazla çocuk sahibi olmaya teşvik etmek için vergi indirimleri, sübvansiyonlu çocuk bakımı ve ücretli doğum izni de dahil olmak üzere çeşitli stratejiler denedi ancak bunların hiçbiri kayda değer bir fark yaratmadı.

Dr. Kearney ve Dr. Dettling ise etkili olan bir politika buldu: çoğunlukla savaş sonrası G.I. Bill kapsamında verilen, devlet destekli konut kredileri. Dr. Kearney, “Bu mortgage programı doğum oranını artırmaya yönelik bir politika olarak tasarlanmamıştı ancak görünüşe göre böyle bir etkisi oldu” dedi. Bu bulgu, yaşam maliyetinin ara seçim kampanyalarında merkezi bir konu haline geldiği bir dönemde ortaya çıkıyor. ABD'de özellikle konut, genç Amerikalılar için giderek daha erişilemez hale geldi: İlk kez ev alanların ortalama yaşı 2025'te 40'a yükselerek tarihi bir zirveye ulaştı. Geçen hafta mortgage faizleri yüzde 7'ye sıçradı. Bu Ocak 2025'ten bu yana en yüksek seviye ve ev sahibi olmanın önündeki engeli daha da yükseltti.

ABD'de orta sınıfı oluşturan politika

ABD'de doğum patlaması, 2. Dünya Savaşı'nın ardından 1946'da başladı. 1957'ye gelindiğinde toplam doğurganlık hızı yaklaşık yüzde 30 artarak kadın başına 3,7 çocuğa ulaştı. Bu modern dönemde görülmüş yüksek bir seviyeydi. Araştırmacılar onlarca yıl boyunca bu doğurganlık patlamasını açıklamaya çalıştı. Öne sürülen hipotezler arasında ailelerin savaş yıllarına kıyasla hissettiği ekonomik güvence ve hamilelik sırasındaki sağlık risklerinde yaşanan keskin düşüş de vardı. Ancak Dr. Kearney ve Dr. Dettling yeni ipuçları aramak istedi. Onlar da aynı dönemde artış gösteren ev sahipliğini incelemeye karar verdi. Özellikle G.I. Bill, milyonlarca savaş gazisine düşük ya da hiç peşinat ödemeden ev satın alma imkanı sağladı.

Bu politika dönüştürücü nitelikteydi ve Amerikan orta sınıfının oluşmasına yardımcı oldu. Özellikle genç aileler bundan faydalandı: Çocuk sahibi olma çağındaki Amerikalılar arasında ev sahipliği oranı 1940'ta yüzde 20 iken 1960'ta yüzde 50'ye yükseldi. Peki ekonomistler, artan ev sahipliğinin bebek patlamasını gerçekten tetikleyip tetiklemediğini nasıl anlayabilirdi? Araştırmacılar bunun için Fed'in binlerce sayfalık mortgage kayıtlarına baktılar.

Lisans öğrencilerinden oluşan araştırma görevlileri bu kayıtları iki yıl boyunca dijitalleştirdi. Araştırmacılar daha sonra bunları her eyalete ait demografik verilerle eşleştirerek herhangi bir etki olup olmadığını test etti. Dr. Kearney, “Verileri sürekli daha ayrıntılı parçalara ayırıp incelemeye devam ettik. Sonuçlar sürekli olarak birbirini doğruluyordu" dedi. Sonuç şaşırtıcıydı: Hükümet programları aracılığıyla verilen her bin yeni mortgage için takip eden yıl yaklaşık 300 ek doğum gerçekleşiyordu.

Mortgage'lar tek başına belirleyici değildi ve herkes için de öngörücü bir etkiye sahip değildi: Savaş sonrası mortgage programından haksız biçimde dışlanan ailelere mensup siyahi kadınlarda da çocuk sahibi olma oranları arttı. Dr. Kearney, bulguların aynı zamanda dönemin demografisindeki bağlantılı bir değişimi açıklamaya yardımcı olduğunu söyledi. Kadınlar daha genç yaşta evleniyor ve önceki kuşaklara kıyasla daha erken çocuk sahibi olmaya başlıyordu. Daha sonra da daha kalabalık ailelere sahip oluyorlardı.

Gelecek güvencesi

Kendisi, hükümet programlarının doğumlar üzerindeki etkisinin konut maliyetleriyle değil, ev sahipliğiyle bağlantılı olduğunu özellikle vurguladı. Tapuda adınızın bulunması, geleceğe dair güven yaratabilecek belirli bir tür duygusal ve finansal güvenceyi temsil ediyor. Günümüzde kadınlar da çocuk sahibi olmadan önce çoğu zaman böyle bir güvenceye sahip olmak istediklerini söylüyor.

Araştırmayı inceleyen diğer araştırmacılar çalışmanın sağlam olduğunu ancak tarihsel bir döneme ait olduğunu belirtti. Dr. Kearney ile daha önce makaleler yazmış ancak bu çalışmaya dahil olmamış olan Wellesley College ekonomi profesörü Phillip Levine, “Ampirik çalışma oldukça güçlü görünüyor ve oldukça büyük bir etki buluyorlar” dedi. Ancak geçmişten bugüne ne ölçüde çıkarım yapılabileceğinin net olmadığını da ekledi. “Bu, bugün de aynı sonucu alacağımız anlamına mı geliyor? Bilmiyoruz.”

Dr. Kearney, bulguların bugün de geçerli olduğunu ancak bağlamın farklı olduğunu söyledi. Genç ailelerin mortgage almasını kolaylaştırmak, daha erken yaşta ve daha fazla çocuk sahibi olmalarını hala teşvik edebilir. Ancak bugün böyle bir politika, konut arzının 20. yüzyılın ortalarına kıyasla çok daha kısıtlı olması nedeniyle konut fiyatlarını da yükseltebilir. O dönemde banliyöler hızla gelişiyordu. Dr. Kearney'e göre yetkililerin karşı karşıya olduğu asıl zorluk da bu.


Sayfa Sonu

Yüklenecek başka sayfa yok