Arama

Tüvit kumaşın çarpıcı hikayesi

Bir dönem Britanyalıların milli giysisi olarak kabul edilen tüvit kumaştan yapılan kıyafetler artık elit azınlığa hitap eden niş bir ürün. Ancak bugünkü konumuna gelmeden iki yüzyıl önce İskoçya’nın köylerinden çıkan tüvitin şehirli olup ‘sınıf atlamasının’ hikayesi oldukça ilginç.

03 Ocak 2025, 08:00

Tüvit kumaş aslında açık havada çalışan çiftçileri soğuktan ve rüzgardan korumaya yönelik bir dış giysi olarak tasarlanmış, sonrasında işe yaradığını gören İskoç toprak sahibi soylular tarafından da benimsenmişti. İngiliz aristokratlar avcılık, atıcılık ve balıkçılık gibi hobileri için İskoçya’nın kırsallarında vakit geçirmeyi tercih ediyorlardı.

Tüvit ceketler, bu aristokratların İskoçlar’ın üzerinde gördükleri ceketleri çok beğenip giymeleriyle işlevselliğinin ötesinde moda trendi haline geldi. Hatta “outdoor” giysisi olarak tilki peşinde koşan soylu İngiliz avcılarının av aksesuarına dönüşmekle kalmadı, zamanla hafta sonları Londra’da “smart casual” giyim kodunun başat oyuncularından biri oldu. Dahası köyden şehre inip böylesi bir başarı kazanan tek ‘İskoç köylüsü’nün tüvit olduğunu düşünüyorsanız fena halde yanılıyorsunuz. Bir parantez açalım: 1823’te Kral George İskoç viskilerin üzerindeki vergileri, Londra’daki cin baronlarının lobisine rağmen kaldırdı ve İskoç viskisi kaçak dövüşmekten kurtulup yasallaştı. Böylece cinin tahtını sallamış oldu. Başka bir deyişle cini şişesine geri soktu.

Chanel, tüvit kumaşı erkek egemenliğinden kurtararak 1960’lı yıllara damga vuran bir döpiyes tasarladı.

Tüvitin hikayesine geri dönelim. Sert hava koşullarına karşı koruyucu ve dayanıklı yapısından dolayı sadece avcılar tarafından değil bisikletçiler, golfçüler, dağcılar ve doğada yürüyüş yapmayı sevenler tarafından da benimsenmişti tüvit. Üst sınıflar ve açık hava sporları yapanlar arasındaki popülerliği 20’nci yüzyılın başında İngiliz orta sınıfının da dikkatini çekti ve onların da kullanım alanına girdi. Sert yapısından dolayı yıpranmaması ile ünlü tüvit ceketler zamanla tıpkı lüks saatler gibi babadan oğula hatta toruna kalan kültürel bir miras mertebesine ulaştı. Nihayetinde tüvit ceket halka inmiş, demokratikleşmişti. 2

0’nci yüzyılın ortalarında, Londra’nın sosyal yaşamında lacivert blazerler ve takım elbiseler hüküm sürerken kahverenginin egemen olduğu tüvit ceketler, yalnızca hafta sonları değil iş günlerinde de tercih edilmeye başlanınca bu durum, İngiliz aristokratlarının tepkisini çekti Hatta bu konuyla ilgili en bilinen anektodlardan biri şöyledir: Winston Churchill ile randevusuz olarak bir kişi görüşmeye gelir ve bitmeyen ısrarları nedeniyle özel kalem müdürü Churchill’in huzuruna çıkıp “Efendim, kahverengi ceketli bir centilmen sizinle mutlaka görüşmesi gerektiğini söylüyor” der. Bunun üzerine Churchil şu cümleyle yanıt verir: “Kahverengi giyen biri asla centilmen olamaz.”

Kıtalar arası yolculuk

Tüvit kumaşın Britanya’dan kıta Avrupası’na seyahati ise Coco Chanel ile başlar. Chanel’in tüvit kumaştan yaptığı döpiyeslere sahip olmak Fransız kadınlar arasında statü sembolüne dönüşerek bu tasarımlar Chanel’in ünlü siyah mini elbisesi kadar ses getirir. Tüviti feminenleştiren Coco Chanel böylece onu erkeklerin egemenliğinden kurtarır. Tüvit herkesi kucaklar: Zenginlerden halka dikey iniş yaptıktan sonra cinsiyetler arasındaki yatay geçişini tamamlamıştır. Erkekten kadına, tarım işçisinden lorda kadar hemen her sınıfın kullandığı “tüvit” bir anlamda Marx’ın maddi ve sosyal anlamda hayalini kurduğu sınıfsız toplum idealini gerçekleştirir.

Amerika’da ise Ralph Lauren’in öncülüğünde birçok marka tüvit kumaştan erkeklere yönelik tasarımlar yapar. Ne de olsa özünde Britanyalı ve “old school” olan her şey Amerikalılar’ın beğenisine sunulmalıdır. Tüvit çılgınlığı Vivienne Westwood’un “Harris tüvit” hayranlığından dolayı çoğrafi işareti sembolize eden Harris tüvit logosunun neredeyse aynısını ( küçük değişiklikler dışında) markasının logosu olarak kullanması ile zirveye çıkar. Bu olayın sonucunda Harris Tüvit Üreticiler Derneği’nin açtığı davalar yıllarca sürer. 1960’lı yıllardaki tüvit kumaş üretimi 7 milyon metreyi bulur. Tek renkten, farklı renk kombinasyonlarına kadar on binlerce tasarım yapılır.

Ancak her yükselişin bir de düşüşü vardır. 2006 yılına gelindiğinde üretim 700 bin metreye düştü. Son güncel rakamlar ise 320 bin metre olarak açıklandı. Gastronomide coğrafi işaret çok yaygın olmakla birlikte, kumaş üretiminde tek örneği elde dokunan Harris tüviti. Tüvit, İskoçya’nın başka bölgelerinde ve İngiltere, İrlanda (Donegal tweed) ve Galler’de üretilmekle birlikte kumaşın coğrafi olarak Harris tüviti olarak tescillenmesi için İskoçya’nın batı sahilinin açıklarındaki Lewis, Harris, Uist ve Barr adalarının birinde üretilmesi gerekiyor. Harris tüvit kumaşı parlamentodan geçirilen bir yasayla taklitlerinden korunuyor ve dünyada bunun başka örneği yok. Harris Tüvit Kurumu’nun verdiği sertifika orijinal olduğunun anlaşılması için üretilen kumaşların üzerine özel olarak dikiliyor.

Sert hava koşullarına dayanıklı yapısından dolayı tüvit golfçülerin favori kumaşı olmuştu.

Oldukça güç kaybeden tüviti yeniden ayağa kaldırmak için Yorkshirelı işadamı Brian Haggas halihazırda Harris tüvit üretiminin yüzde 95’ini gerçekleştiren Kenneth Mackenzie dokuma fabrikasını geçen yıllarda satın aldı. Amerika’daki İskoç diasporasının desteğiyle kapanan iki dokuma tezgahı daha yeniden faaliyete geçirildi. Pazarlama desteği de Harris Tüvit Derneği’nden geldi. Peki bu gelişmeler ışığında iki asırdır İskoç adalıların geçim kaynağı olan tüvit bakalım küllerinden yeniden doğabilecek mi?

Markaların hikayelerine aşinayız. Ancak kumaşların hikayelerine değil. Burberry’nin trençkotla, Louis Vuitton’un sandıkla, Hermes‘in at eyeri ile doğup büyümesi kadar önemli oysa tüvit kumaşın hikayesi. Demans olup da geçmişini unutan, yok olmaya yüz tutan bir annenin ya da babanın geçmişine benziyor tüvitin başına gelenler. Dokunan kumaşlarda metrelerce hüzün, tonlarla keder, alın teri ve emek var. Bakalım tüviti unutmayan sevenleri onu el birliğiyle ayağa kaldırabilecekler mi? Tarihine her zaman sahip çıkan inatçı İskoçlar’ın, İskoç kimliğiyle özdeşleşen bu geleneksel kumaşa sahip çıkacağına inanıyorum. 


Sayfa Sonu

Yüklenecek başka sayfa yok