Dünyada kanser tedavisi için geliştirilen ilaçların büyük çoğunluğu, hâlâ sağlıklı hücreleri de hedef alarak hastaları yıpratan yöntemlere dayanıyor. RS Research’ün bunun için bir çözümü var. Geliştirdiği “akıllı taşıyıcı sistem” sayesinde kanserli hücreyi milimetrik hassasiyetle bulup içine giriyor ve tedavi edici yükünü oradayken serbest bırakıyor. Bu yaklaşım tedavinin etkinliğini artırma ve yan etkileri minimuma indirme potansiyeliyle yalnızca Türkiye’de değil dünyada da sayılı örneklerden biri. Bu yenilikçi yaklaşım, RS Research’ü Türkiye’deki biyoteknoloji sahnesinde hızla öne çıkaran özelliklerinden biri oldu.
Biyoteknoloji alanında yaşanan küresel devrim, bilhassa kanser tedavisinde yeni nesil ilaç teknolojileriyle önemli bir boyut kazandı. Bu alanda Türkiye’den çıkıp uluslararası bir görünürlük yakalayan RS Research, 2018 yılında Forbes Türkiye’nin gündemine geldiğinde, kurucuları Prof. Dr. Rana Sanyal ve erkek kardeşi Sena Nomak liderliğinde Boğaziçi Üniversitesi’nin laboratuvarında klinik çalışmalarına yeni başlayan bir girişimdi. O tarihten bu yana geçen yedi yıl, bir biyoteknoloji girişiminin zorlu ilaç geliştirme sürecinde hangi aşamalardan geçtiğini gözler önüne seriyor.
14 milyon doları aşan yatırım tutarıyla Türkiye’de biyoteknoloji alanında bugüne dek en yüksek finansman alan şirketlerden biri olan RS Research, 2021’den bu yana “beşeri kullanım” için geliştirdiği ilk molekülünü insanlarda denemeye başladı. Faz 1B’den Faz 2’ye geçiş aşamasında olan molekül, Türkiye biyoteknolojisi için hem bilimsel hem de teknik açıdan kritik bir eşik oluşturuyor.
RS Research’ün klinik safhadaki RS-139 molekülü, akciğerden pankreasa birçok ölümcül solid tümöre karşı geliştirilen, hedef odaklı yeni nesil bir ilaç adayı. Mevcut kemoterapilerin aksine bu molekül, sağlıklı dokulara minimum zarar vererek maksimum etkiyi hedefliyor. Günümüzde kullanılan tedavilerin etki gösterebildiği ama çoğu zaman yan etkileri nedeniyle hastanın hayat kalitesini düşüren yöntemlere alternatif olabilecek bir mekanizma sunuyor. RS-139’un hedefi, kanserli dokulara şu anda kullanılan ajanlardan daha hassas ve etkili bir şekilde ulaşmak.
Prof. Sanyal moleküllerini, “RS-139 tümörün yüzeyindeki bir reseptörü yakalayıp içeri giriyor. Arkasında taşıdığı bir kargosu var, içeriye girdiğinde patlıyor gibi düşünebilirsiniz” şeklinde açıklıyor. Böylece daha önceki girişimler gibi reseptörü kapatarak tümörü öldürme stratejisinden farklı olarak, ilacın direkt olarak hücre içine girmesine ve etkinliğinin artmasına olanak tanıyor. Bu “akıllı taşıyıcı sistem” sayesinde ilaç, vücudun sağlıklı hücrelerine zarar vermeden sadece hedeflenen tümör dokusunda yoğunlaşmış oluyor.
Faz 1A’da hasta alımı son derece titizlikle ve tek tek yürütülüyordu. O aşamada, bir hastanın takip süreci bitip güvenlik sonuçları incelendikten sonra hangi dozda çalışmaya dahil edileceğine karar veriliyordu. Faz 1B’de ise durum artık farklı. Güvenli doz belirlendiğinden aynı anda birden fazla hasta çalışmaya dahil olabiliyor, “Şimdi dördüncü, beşinci dozu alan hastalar var” diyor RS Research COO’su Sena Nomak.
Klinik deneylerdeki bu paralel ilerleme, araştırma sürecinin hızlanmasını sağlarken elde edilen verilerin kapsamını da artırmış oluyor. Devam eden süreçte tek önemli faktör hastaya zarar verip vermediği değil. “Toksisitenin yanında fayda görüyor muyuz diye de bakıyoruz. Hastalar fayda görmeye devam ettikçe çalışmanın içerisinde kalıyorlar. Faz 1 hastası olsalar da artık orada toplanan veri Faz 2 verisi. Yani bir hastaya iyi gelip gelmediğini de takip ettiğimiz bir protokolümüz var” diyor Nomak. Bu sayede Faz 2 ve Faz 3 çalışmalarına sağlam bir zemin hazırlanmış oluyor.
Dünya uzun bir süre kanser hücrelerinin reseptörlerini tıkayıp hücreyi öldürmek için çalıştı. RS-139 hücrenin içine girip kargosunu orada bırakan hedefli bir ilaç olarak dünyada öncü işlerden biri. –Prof. Rana Sanyal
Değişen yatırım ortamı
2018’de Türkiye’deki biyoteknoloji ekosistemi dünyadaki büyük inovasyon dalgasının gerisindeydi. 2017’deki tohum yatırım turunda, “Etiler’de bir daire bile alınamayacak” bir yatırımla yola çıktılar. Dünya genelindeki yatırımlara bakıldığında devede kulak kalan bu 2 milyon euro, klinik deneylere başlamaları için yeterli oldu. Seri A yatırım turlarının ise 2021’de, bir pandemi sürecinin ortasında olması aslında işlerine yaramış. Prof. Sanyal pandemi döneminin biyoteknolojinin ne olduğu hakkında bir farkındalık yarattığını söylüyor: “Covid-19 zamanında mRNA aşısının geliştirilme süreci sayesinde insanlar klinik araştırmanın, fazların ne olduğunu bile konuşur oldu. Bu süreç, biyoteknolojiye bakış açısında, biz 100 yıl bile uğraşsak başaramayacağımız muazzam bir etki yarattı.”
2021 sonunda Seri A yatırım turunu tamamlarken, RS Research o döneme dek Türkiye’de biyoteknoloji alanında görülmemiş bir tutar olan 12 milyon dolarlık yatırım aldı. Nomak, yatırım anlamında bakıldığı zaman pandemi döneminde sağlık yatırımlarında “uzaydan görülen bir pik” olduğunu söylüyor ve ekliyor: “Bazı yatırımcılar ilk kez biyoteknolojiye, sağlığa yatırım yaptı. Birçok yatırımcının ‘Türkiye’de biz o işlere girmiyoruz’ deme lüksü varken artık o lüksleri olmadığını fark edip bu alanı öğrenmek için çaba sarf ettiler.” Şirketin erken yıllarında laboratuvar ölçeğinde yürütülen araştırmalar bugün kapsamlı klinik deneylere evrilmiş durumda.
Altyapı mücadelesi
Bu yola çıkarken sadece bilimsel değil yapısal olarak da büyük bir eşikten geçmeleri gerekmiş: Klinik çalışma yürütebilmek için GMP sertifikalı bir üretim tesisi kurmak. İlaç adayının artık “beşeri ilaç” kalitesinde üretilmesinin gündeme gelmesiyle laboratuvarda kendi başlarına ürettikleri bir üründen Sağlık Bakanlığı’nın denetiminde, GMP (İyi Üretim Uygulamaları) yetkinliği olan bir tesiste üretime başlamışlar.
Şirketin 2021’de aldığı GMP sertifikası, ilaçların güvenli, etkili ve kaliteli bir şekilde üretilmesini sağlayan küresel standartları tanımlıyor. Sertifika, üretim tesislerinin fiziki koşullarını, üretim süreçlerini, personel eğitimini, hammadde kullanımını ve dokümantasyonun sıkı şekilde denetlendiğini garanti ediyor. Finansal ve stratejik sebeplerle tesis Pendik Teknopark’ta kurulmuş.
Nomak ilaçlarını yurt dışına gönderme konusunda kaygıları olduğunu söylüyor: “Avrupa ve Amerika maddi olarak zorlayıcı, Asya ise ürkütücü. Bizden önce piyasaya çıkabilecekleri için oraya bu ürünümüzü göndermek istemedik.” Böyle şeylerle karşılaşmak istemedikleri için kendi üretim tesislerini kuran Prof. Rana Sanyal ve Sena Nomak klinik araştırmalarda kullandıkları ürünlerini burada üretiyor.
Kendi üretim tesislerini açmalarının bir diğer nedeni ise Türkiye’de bu kadar küçük ölçülerde bunu yapabilecek bir altyapı olmaması. “Genelde şirketler sadece bir klinik araştırma için GMP tesis kurmuyor. Yaptığımız şeyin Türkiye’de çok fazla örneği yok” diye ekleyen Nomak, ürünün piyasaya çıkması söz konusu olduğunda o boyutta üretim yapacak bir tesis olmasa da bu süreçlerde kendi tesislerine sahip olmanın çok avantajlı olduğunu söylüyor.
Her ne kadar RS Research’ün Türkiye’de kalması ve Türk yatırımcılar tarafından fonlanması hoşumuza gitse de artık global yol göstericilere de ihtiyaç var. –Sena Nomak
Geniş portföy
RS-139, RS Research’ün cephanesindeki tek mermi değil. Şirketin dört farklı platformu ve buna bağlı çok sayıda molekülü var. “İlk konuştuğumuzda ikinci taşıyıcımız da vardı ama başlangıç aşamasındaydı. Artık dört çeşit taşıyıcımız var, farklı kanser türlerine, farklı dokulara gitmeye çalıştığımızdan birisi tamamen suda çözülen, birisi nanoparçacık formunda. Bir tanesi sadece bir antikor platformu. Dördüncü platformumuz da radyoaktif molekülleri taşıyabiliyor” diyor Prof. Sanyal.
Dördüncü platformları, radyoaktif molekül taşıyabilme özelliği sayesinde, İngilizce “therapy” (tedavi) ve “diagnostic” (teşhis) kelimelerinin birleşiminden türetilen “teranostik” kategorisinde yani hem teşhis hem de tedavi amacıyla kullanılabilecek bileşikler geliştirme potansiyeline sahip. Hedefleri arasında ellerindeki platformların her birinden ikişer – üçer molekülü klinik aşamasına getirmek var.
Ana molekül üzerindeki çalışmalar ilerledikçe yaptıkları iş global olarak görünür hale gelmiş. Molekülleriyle ilgili datanın, onkoloji alanındaki en prestijli meslek örgütlerinden biri olan American Society of Clinical Oncology’nin (ASCO) her yıl düzenlediği “ASCO Annual Meeting”de yer almasıyla şirkete ilgide bir değişim gözlemlediklerini söylüyorlar. Nomak, “Boston’da BIO Convention’daydık. Yıllardır gidiyoruz ama bir anda toplantı taleplerinde kabul alma oranımız değişti. Daha önceki yıllarda kapısında yattığımız insanlar kendileri toplantı talep etmeye başladı” diyor. “Sürekli bilgi vermeye devam ediyoruz. Burası çok değerli çünkü bir seri B yatırım turu olacak ve artık global oyuncular istiyoruz.”
Kendi aralarında 2026 için yeni bir yatırım turu konuşmaya başlayan kurucu kardeşler şirketlerini henüz satmayı düşünmüyor. Sena Nomak, “Faz 1’de insan deneyine geçişimiz değerlememizde nasıl büyük bir atlamaya sebep olduysa hastalara iyi geldiğimizi gördüğümüzde bu da bir kırılma yaratacak. O kırılmayı biz yaşamak istiyoruz” diyor.

RS Research’ü, bu teknolojiyi geliştirmeye yönelten etkenler yalnızca bilimsel hedeflerle sınırlı kalmıyor; kişisel deneyimler de sürece yön veriyor. Prof. Dr. Rana Sanyal’ın 2000’li yılların başında Amerika’da dünyanın en büyük biyoteknoloji şirketlerinden biri olan Amgen’de çalıştığı dönemde geliştirdikleri bir molekül, tedavi şansı kalmamış 27 yaşındaki bir hastada denendi. “Hastayı ilk gördüğümüzde yatağında güçsüzce yatıyordu. İki hafta sonra röntgen için odasına girdiğimizde yatağında oturmuş kendi yemeğini yiyordu” diyor Prof. Sanyal. “O an hissettiğim şeyi yeniden yaşayabilmek için çalışıyorum.” Bugün RS-139 ile hedefledikleri de tam olarak bu: Umudu tükenmiş hastalara yeni bir şans sunmak.
Bir ilacın yolculuğu
İlaç geliştirme süreci üç ana fazdan oluşuyor. Faz 1, az sayıda hasta üzerinde güvenlik ve doz araştırması yapar. Faz 1B’den Faz 2’ye geçiş aşamasında olan RS Research, ilacın hem güvenliğini hem faydasını ortaya koyuyor. Sonraki aşamalar olan Faz 2 ve Faz 3, daha geniş hasta gruplarında etkinlik ve yan etkilerin detaylı değerlendirilmesini kapsıyor. Ruhsatlandırma için başvurular bu fazlar başarıyla tamamlandığında yapılabiliyor. Prof. Dr. Rana Sanyal Faz 2’den piyasaya çıkabileceğini düşündüğü bazı molekülleri olduğunu söylüyor: “Faz 2’den piyasaya çıkmak kanser söz konusu olduğunda çok nadir değil, çünkü orada çok acil bir durum var.”
Laboratuvardan start-up’a: Mucit patronlar / Haber Detay - Tıkla Oku