Siz bu yazıyı okuyabildiğiniz günlerde ramazan ayına girilmiş olacak. Her ne kadar toplumun dini pratikleri ve değerlerinin azaldığına dair araştırma verileri paylaşıyor olsak da nerede yaşıyor olursanız olun ramazanın geldiğini bu topraklarda hissedersiniz. Bunun sayısal olarak en önemli sebebi Konda Araştırma’nın Ekim 2024 verilerine göre yetişkin nüfusumuzun yüzde 63’ünün ‘sık sık’ veya ‘her zaman’ oruç tuttuğunu belirtiyor olması. Bu oran 2008 yılında yüzde 77 seviyesindeydi. Hiçbir zaman oruç tutmadığını belirtenler ise aynı süre zarfında yüzde 8’den yüzde 15’e yükseldi. Bu oranlar beyan olduğundan dolayı sağlık sebebiyle tutamayanların çok etkisi olmadığını iddia edebiliriz.
Neticede toplumun yüzde 85’inin oruç pratiğiyle ilgili az ya da çok bir ilişkisi var. Bu bulgulara göre marka yöneticisi de olsanız bir siyasi aktör de, oruç tutanlar sizin için önemli bir hedeftir. Dolayısıyla ramazanla kişisel ilişkiniz olmasa bile hiçbir akvaryum sizi ramazanı hissetmekten alıkoyamayacaktır.
Bunun tek sebebi çoğunluğun bir şekilde oruç tutuyor olması değil aslında. Zira toplumun üçte ikisi oruç tuttuğunu iddia ediyor olsa bile ne kadarının gerçekten tutuyor olduğunu hiçbirimiz bilemeyiz. Ama şunu biliyoruz ki oruç tutanlarla tutmayanlar farklı yapıda insanlar değiller. Bu iddiamın sayısal kanıtlarını aktarmadan önce neden bu iddiayı ortaya koyduğumu söylemek isterim: Son iki ayın politikayı ilgilendiren gelişmelerine baktığımızda siyasi aktörlerin toplumu yeniden bir kutuplaştırma gayretine girdiğini görmek mümkün.
Hükümetin şaşırtıcı hamlelerine de onların karşısında oluşturulan söylemlere de baksanız, vatandaşlara siyasi görüşlerinin diğeriyle arasında keskin bir çizgi çizmesi gerektiğini salık verir nitelikte olduğunu görüyorsunuz. ‘Onlar/bunlar’ söylemlerini yine sıkça duyar olduk. Bu elbette çok zehirli bir araç. Bu toplum şimdiye kadar siyasi rekabetin hayat tarzı kutuplaşmasına taşınması karşısında her zaman direndi. Oluşan siyasi kamplar yanlarına hayat tarzı kümelerini tam anlamıyla çekemediler. Ama toplumsal zarar vermediğini de iddia etmek güç. Hırpalanıyoruz hepimiz... Bir siyasi söylem ortaya koyduğumu düşünmeyin. Tam tersine orucun da muhtemelen siyasi malzeme yapılacağı günlere girerken oruç tutanlar üzerinden aslında hepimiz bir harmanız iddiasında bulunmak istiyorum.
Geniş ailemde kimse oruç tutmazdı diyecek insan sayısı gerçekten toplumsal bir araştırmanın hata payı kadar. Geleneksel pratik bir tarafı olması, dayanışma tarafının güçlü olması gibi sebepler tüm toplumsal kümelerde hissedilmesi sonucunu doğruyor. Global şeytan olarak görülen markaların dahi ramazan temalı kampanyalarına verdiği önemden de bunu fark etmek mümkün. Yaygınlaşması modern pratiklerle artan e-ticaret şirketleri için bile ramazanlar büyük bir fırsat kapısı.
Biz de bakalım oruç tutanlar toplum genelinden farklı mı? Bu noktadan sonra oruç tutanlar diye tabir edeceğimiz kişiler ‘sık sık veya her zaman’ oruç tuttuğunu söyleyenler olacak.
Kadınlar erkeklere göre biraz daha fazla oruç tutuyor. Şaşırtıcı bir biçimde yaşa göre oruç tutma pratiği çok değişmiyor. En fazla oruç tuttuğunu söyleyenler 50 - 60 yaş arasındakiler ki onlarda da yüzde 70’e çıkıyor. Yaşlılar daha dindarlardır ama onlar da sağlık problemlerinden dolayı tutamıyor olabilirler. Başını örtmeyen kadınların ise yüzde 42’si oruç tutuyor.
Oruç tutma oranı metropolde yüzde 60, kırsal alanlarda ise yüzde 72. Metropolde yaşayıp da köyde büyüdüğünü belirtenlerde ise yüzde 80’e çıkıyor. Her zaman olduğu gibi dini bir pratik çocukluktan gelen bir alışkanlık olarak tarif edilebiliyor.
Üniversite mezunlarının yarısı sık sık veya her zaman oruç tutuyorum diyor. En fazla oruç tutan küme yüzde 80 ile ev kadınları. Üniversite öğrencilerinin yarısı oruç tuttuğunu söylüyor. Oruç tutanların yüzde 51’inin ramazanda restoranların tüm gün açık olmasıyla ilgili hiçbir problemi yok. Toplum genelinin de yüzde 62’sinin... Yüzde 34 iftara kadar kapalı olsun diyor, yüzde 4 de tamamen kapalı olması gerektiğini söylüyor. 2007’de aynı soruyu sorduğumuzda bu oran yüzde 14’tü.
Türkiye insanının yüzde 29’u alkole ilişkin olarak “Ben içmiyorum kimse de içmemeli” diyorken bu oran otuç tutanlarda yüzde 39’a yükseliyor. Yani yüzde 60’ının alkol tüketimiyle ilgili bir derdi yok. Tüm yetişkinlerin sadece yüzde 28’i bazen veya daha sık içki içtiğini belirtirken oruç tutanlarda da bu oran yüzde 15’e düşüyor. Yüzde 5’i rakı, yüzde 10’u da bira içtiğini söylüyor. Tabii ki ramazanda içki içtiklerini iddia eden bir bilgi değil bu.
Oruç tutanların siyasi kimlikleri de ülke genelinden çok kopuk bir noktada değil aslında. Yüzde 34’ü muhafazakar, yüzde 25’i İslamcı, yüzde 27’si de kendini Atatürkçü olarak tarif ediyor. Ülke genelinin ise yüzde 19’u İslamcı, yüzde 25’i muhafazakar, yüzde 40’ı da Atatürkçü.
Ülke genelinin yüzde 32’si kendi hayat tarzına modern derken bu oran oruç tutanlarda yüzde 24. Kendine modern diyenlerin oruç tutma oranı 2008’den beri yüzde 60’tan yüzde 40’a düşmüş. Tabii ki burada insanların modern kelimesinin içini nasıl doldurduğu konusunda da düşünmek gerekir. Zira dindar muhafazakarların içinde hep yüzde 90 oruç tutuyor.
Son olarak iki şaşırtıcı bulgu;
2015’ten beri “Son üç ayda bir konsere gittin mi” sorusunu yönlendiriyoruz araştırmalarımızda. Bu oran sürekli ülke genelinde artıyor. Ancak 10 senedir konserlere gidenler arasında oruç tutanların oranı hiç yüzde 50’nin altına düşmedi. Konserleri ve diğer tüm kültürel aktiviteleri kendine rakip gördüğü iddia edilen Netflix kullanıcıları arasında oruç tutanların oranı ise 2018’de yüzde 27 iken bugün yüzde 47’ye gelmiş durumda. Netflix kullanıcılarının mı, oruç tutanların mı profili değişti onu iddia etmek bu yazıda güç ama toplumsal değişime dair ipuçlarını nasıl farklı yerlerde arayabileceğinize dair ufak bir ipucu.
Bu bulgular bütününden sizlerin de anlamış olduğunu tahmin ettiğim gibi oruç tutanlar diye sınırları keskin bir profil yok. Evet, belli farkları var ama ayrışacak bir küme profili çizmek neredeyse imkansız. Aslına bakarsanız namaz kılanlar için de içki içenler için de benzer bir şey söylemek mümkün. Ve hatta siyasi parti seçmenlerinin oluşturduğu çekirdek kümelerde bile pratikler anlamında net ayrışmalar yok. Siyaset ekosistemi seçmen kümesini kutuplaştırma üzerinden büyütmeye çalışsa da parti seçmenleri günün sonunda aynı masada buluşabiliyor. Kimi zaman iftar sofrasında, kimi zaman rakı masasında.
Dolayısıyla ‘hepimiz aynı gemideyiz’ söylencesinin romantik bir temenniyi değil sayılara dayalı bir tespiti ortaya koyduğunu unutmamak lazım. Neticede siyasi aktörler ve aktörcülük oynayanlar yaşam pratikleri üstünden bireyler arasında çizgiler koymaya çalışsa da toplum o çizgileri her zaman siliyor.