İtalya’nın şaraplarıyla ünlü Montepulciano kasabasına 12 dakika mesafedeki dev çiftlikte, bugünlerde hummalı bir faaliyet var. Bir yandan hasadı yeni bitmiş üzümler mayalanıp şaraba dönüşüyor, bir yandan kamyonlar yeni fıçılar taşıyor, bir yandan da kâhyalar kimi ziraatçi, kimi inşaatçı gelen-gidenin peşinde koşturup duruyor. Zira ıssız geçirdiği son yıllarında hiç görmediği kadar ziyaretçi ağırlayan Tenuta Aliotti, yeni sahiplerinde. Aliotti Çiftliği’ni alanlar da Türk kamuoyunun yakından tanıdığı isimler: Arkas Denizcilik’in sahibi Lucien Arkas ile Alaçatı ve Toskana’da otelleri ve bağları olan mimar Mete Nisari… Arkas ile Nisari Türk iş dünyasının şaraptaki en büyük yurt dışı yatırımını yaptılar ve bin 150 dönümlük dev bir araziyi satın aldılar. Tenuta Aliotti’ye 230 dönüm bağı, 3 bin 600 zeytin ağacı, 150 tonluk şaraphanesi ve 32 binasıyla sahip oldular. Arazinin bağlı olduğu Arezzo şehri piskoposunun 17’nci Yüzyılda yaşadığı malikâne de cabası…
Yatırımcılar ilk elde şarapları Türkiye’ye getirmeyi ve bağları 350 dönüme çıkarmayı planlıyor. Lucien Arkas’ın eşi Merve Arkas’ın başında bulunduğu Monreve Group da villaları restore edip 2026’da turizme açmaya hazırlanıyor.
İzmir - Toskana hattı
Lucien Arkas, bu projeyle aslında köklerine de dönmüş oluyor. Zira ailesi satın aldığı arazinin bağlı bulunduğu küçük bir şehir olan Arezzo kökenli. Aile buradan Sakız Adası’na yerleşmiş, oradan da 1822’de İzmir’e göç etmiş. İzmir’deki ilk kuşaklar uzun yıllar kuru üzüm, incir, meyan kökü ve halı ticaretiyle uğraşmış, Lucien Arkas ise denizciliğe yönelmiş.
Arkas, 2009’da hissedarı olduğu Güçbirliği Holding’in Torbalı’da bin dönüm arazide kurduğu İdol Şarapları’nı satın almış ve adını Lucien Arkas Bağları yaparak şarapçılığa da adım atmıştı. Bu projeyle ise şarap yatırımlarını yurt dışına kadar taşıyor…
Arkas’ı köklerine döndüren proje 15 yıldır Arezzo’da yaşayan Mete Nisari’nin önerisiyle başlamış. Nisari, “Yıllardır böyle bir yer arıyordum. İki yıl önce iki yaşlı kız kardeşin satmak istedikleri bu araziyi buldum. Ama benim için burası çok büyüktü. İzmir’den sevip saydığım ağabeyim Lucien Bey’e önerdim, o da yatırıma beraber girmeyi istedi. Dörtte bir hisse benim, dörtte üç de Lucien Bey’in olmak üzere burayı aldık” diye anlatıyor. 2004’ten beri üzümlerini satan, kendi şarabını üretmeyen arazide yıllar sonra ilk kez bu yıl kendi markaları için bağ bozumu yaptıklarını, 80 bin şişe şarap çıkacağını da ekliyor. Şanslarına arazinin ormanlık kısımlarında trüf mantarlarına da rastlanmış.
Vatikan’ın gözde şarabı
Ancak elbette en büyük armağan, arazinin şaraptaki yüksek statüsü. Zira Vino Nobile di Montepulciano, yani “Montepulciano’nun Soylu Şarabı”, İtalyan şarap hiyerarşisinin en yüksek ünvanı DOCG sıfatına lâyık görülen ilk ürün. Soyluluğu 1980’deki bu pâyeden çok önce de tescil edilmiş, 1500’lerde Papa III. Paolo Farnese’nin mahzencisi Sante Lancerio tarafından keşfedilmiş. Lancerio bu şarabı “Yazda olduğu kadar kışın da mükemmel, hoş kokulu, yuvarlak, asla ekşi olmayan, Lord’lara lâyık bir şarap” olarak nitelemiş ve “Perfectissimo” (çok mükemmel) sıfatına lâyık görmüş. Şarap o günden sonra Vatikan’ın birinci tercihi olmuş. Şair Francesco Redi de 1600’lerde ona “Tüm şarapların kralı. Kalbe işleyen bir içki” demiş. ABD Başkanı Thomas Jefferson’ın 1803’te şaraptan 123 şişe ısmarlaması da Vino Nobile tarihinin ışıltılı sayfaları arasında.
Kısacası, Arkas ve Nisari çıtayı yükseğe koymuşlar ve İtalya’nın en saygın şaraplarından birinin –dönümde 800 kilo üzüm randımanı ile- yılda ortalama 200 bin şişesini garantilemişler.
Ya turizm ayağı? Yatırımın bu kısmını ise projeyi bizzat yürütecek olan Monreve Group’un Yönetim Kurulu Başkanı, Lucien Arkas’ın eşi Merve Arkas anlatıyor: “Monreve Alaçatı butik oteli ile İzmir’deki fine-dining stili Montiano restoranlarını işletiyoruz. Monreve Torbalı da yakında açılacak. Monreve Toscana ile ise markamızı küresel arenaya taşıyacağız. Buradaki ‘Art and Wine Resort’umuz sadece otel ya da şarap üretim merkezi olmakla kalmayıp sanatı, doğayı ve gastronomiyi bir araya getirecek. Zeytinyağı üretmeyi de planlıyoruz. Piskopos malikanesi butik otel olacak, tarihi özellikteki yedi villa da ise kısa veya uzun dönemli kiralanabilecek. Çoğunda özel havuz ve bahçe de mevcut…”
“Türkiye’den daha uyguna aldık”
Gerek Nisari, gerek Arkas araziyi kaça aldıklarıyla ilgili ser verip sır vermiyorlar. Mete Nisari, “Türkiye’nin gözde yerlerine göre daha makûl olduğunu söyleyebilirim” diyor. “Hoş, şu sıralar Miami bile Türkiye’den uygun…” Urla’da 1 dönüm bağlık arazi ortalama 200 bin euro iken Toskana’da bu rakamın 15 bin euro civarında olduğunu dikkate alınca, hak vermeden edemiyoruz. Yine Montepulciano’da 310 dönümü bağ olan 480 dönüm arazinin şaraphane ve villasıyla 15 milyon euro’ya satıldığını öğrenince, bu yatırımın miktarıyla ilgili bir tahmin yürütüyoruz.
Toskana halkının ataları Etrüskler, yaklaşık 3 bin yıl önce o zaman Smyrna olan İzmir’den İtalya’nın bu bölgesine göç etmişler. Batı Anadolu’nun gelişmiş tarım ve kültürünü o topraklara taşımışlar. O coğrafyanın sıkıntılı yıllarında ise aralarında Lucien Arkas’ın büyük büyük dedesinin de bulunduğu bir grup Toskanalı tekrar İzmir’e göçmüş, atalarının topraklarında binlerce yıl sonra kendilerine yeni bir hayat kurmuşlar.
Kaderin cilvesine bakın ki bu bağ 21’inci yüzyılda tekrar kuruluyor ve İzmir -Toskana hattı bir kez daha canlanarak bu kez Arkasların bu dev yatırımına yol döşüyor.
Arkas ailesi, Tenuta Aliotti’nin önümüzdeki yıl Türkiye’ye de gelecek üç şarabının birine Arcas, diğerine büyük halaya atfen Aurelia, üçüncüsüne de büyük dedenin anısına Niccolo adlarını koymuşlar. Niccolo’dan sonra çıkacak şarabın adı ise belki “Ciclo Infinito” olmalı. Öyküye yakışacak şekilde, “büyük döngü”…