Ekonomik sıkıntı beklenen dönemlere yaklaşırken biz araştırmacılardan -her nedense- kahinlik beklenir. Halbuki fırsat kapılarını öngörüp haber etmek yerine, önünüze çok boyutlu bulgular koyup birbirleriyle ilişki kurmamız ve anlam üretmemiz beklenmeli; herkes kendi perspektifini oluşturmalı, stratejisini çizmeli ve günün sonunda kendi hikayesini yazmalı. Aslında sizlerle bir kısım bulgusunu paylaşacağım Konda Hayat Tarzları Araştırması bu tarifi yerine getirmeye en yakın çalışmalarından biri.
2008’de başlayan araştırma serisinin Ekim 2024’te yaptığımız beşincisi için 15 yaş üstü nüfusu temsil eden bir örneklemle 43 ildeki 951 mahallede 6 bin 137 kişiyle hanelerinde görüştük; 200 üzeri soru sorduk. Temsiliyet, temas ve trend kriterlerini yerine getirmiş bir çalışma bu.
Konda yöneticisi olarak, bu satırları okuyanların ‘endişeli modernler’ veya ‘muhafazakâr modernler’ ifadesini duyduğuna, büyük kısmının Konda’nın dokuz hayat tarzı kümesinden olduğunu bildiğine dair iyimser bir tahminim var. Detaya girmek için bu yazı doğru alan değil; ancak kısaca neler olduğuna bakalım.
Kuşaklar değişti, kümeler içi geçirgenlik oldu. Örneğin muhafazakâr modernler gençleşti ve daha da kentleşti; artık muhafazakârlık özel bir çekim noktası olmaktan çıktı. Diğer yandan modernizmin laneti gibi herkes mutsuz ve tedirgin olduğu için endişeli hal modernler için birleştirici değil artık. Dindar muhafazakârlarsa artık taşra ağırlıklı değil metropolde yaşıyorlar, gelirleri ve çocuklarının eğitimi arttı; mesela kadınları ve gençleri kozmetiğe çok düşkün.
Toplumun fotoğrafını çekmek biraz haşarı bir çocuğa poz verdirmeye benziyor. Yerinde durmuyor, şeklini değiştiriyor, amuda kalkıyor; neticede nereye odaklanacağınız konusunda zorluyor.
Kümeler aslında çerçeve değil çekim noktaları, hangi özellikleriniz ne kadar bir yöne çekiliyor veya itiliyorsa kümeler arasında bir yerde ona göre duruyorsunuz. Dolayısıyla kümelerden bahsetsem de harmanlanmış, iç içe geçmiş bir toplum görüyoruz tepeden: Belli bir yöne ulaşmaya çalışan organizma gibi hareket ediyor. Bu organizma ise -en azından Konda’nın ölçüm yaptığı son 16 yıl- yönünü hiç değiştirmedi: Eşitliğin, hoşgörünün ve insan haklarının ihmal edilmediği bir kalkınmanın ortaya çıkartacağı demokratik refah ortamı; diğer adıyla modern dünya.
İlk önce bu amaca yürüyen topluma biz de tepeden bakalım.
2008’de 50 yaşının üstündekiler dörtte birden azken şimdi üçte birden fazlalar. Nitelikli yaşayan, hayatın içinde kalan yaşlı nüfusun oranı her geçen gün artacak. Bu kesin bilgi.
Türkiye’nin iç göçü devam ediyor. 2008’den beri ya kendisi ya ailesi göç etmiş olanlar dörtte birden üçte bire çıkmış durumda. TÜİK’e göre sadece 2023’te İstanbul’a 230 bin kişi geldi. Özetle daha uzun süre şehirlerimizde kırsal pratiklerin ve geleneksel değerlerin etkisini hissetmeye devam edeceğiz. Ama geçtiğimiz 30 yılda olduğu gibi gitgide azalacak.
Metropollerde yaşayanların bile beşte biri halen yer sofrasında yemek yiyor. Ülke genelinde yüzde 25 olan bu oran altı yıl önce yüzde 42’ydi. Ancak bu sadece geleneksel pratiklerden değil kalabalık yaşanan küçük evlerde, masaya yer bulma sorunsalından da kaynaklanıyor.
Modern pratiklerin artışı için restoranda yemek yiyenlerin 2015’te yüzde 44’ken yüzde 63’e ulaşmasını örnek vereyim. Bara, meyhaneye gitme de aynı süre zarfında hafifçe, yüzde 10’dan yüzde 14’e yükselmiş.
Demografiden devam edersek; bekârların oranı toplumda 16 yılda yüzde 20’den 27’ye çıktı. Gençlerin daha fazla üniversite eğitimi almalarıyla ve daha geç evlenmeleriyle ilgili bir durum bu tabii ki. Bu arada; 15 milyon üniversite mezununun onda biri olan 1,5 milyon kişi iş arıyor ama bulamıyor.
Kadınlarda ev kadını oranı ilk defa bu yıl yarının altına düştü. Kadınların istihdamdaki varlıkları, özellikle beyaz yakadaki artışı sayılarda çok net görünür oldu.
Kadınlara bakış toplumda modernleşmeye dair en hızlı değişen gösterge. Eşit haklara sahip olmayı onaylayanlar yüzde 90’ın üstüne çıktı. Ne kadarı içten söylüyor bilmiyorum ama algıların değiştiğini gösteriyor. Buna rağmen her üç erkekten biri kadınların iyi araba kullanamadığını, her beş erkekten biri de karşı cinsten bir doktorun eşini muayene edemeyeceğini söylüyor.
10 yıl öncesine kadar kadına kıymet vermenin göstergesi olan bulaşık makinesi artık 10 evin dokuzunda var. Dörtte bire yakınında da kurutma makinesi. Araştırmadaki beyanlara göre 7 milyonun üstünde hanede airfryer, 4 milyonun üstünde hanede de mutfak robotu bulunuyor. Türk kahvesi makinesi ise hanelerin yüzde 40’ına girmiş.
Bu yılın ilgi çekici bir değişimi de kültürel faaliyetlerde göze çarpıyor. Sinemaya gitme beklendiği gibi azalırken konsere gidenler 10 yılda yüzde 7’den yüzde 22’ye çıkmış. Son bir yıl içinde bir müze ziyaret edenlerse üç katına çıkarak yüzde 15 olmuş. Sosyal medya paylaşımlarının etkisi olarak düşünebiliriz. En hızlı yükselen sosyal medya platformu ise Tiktok: 15 yaş üstünde bile her beş kişiden birinin hesabı var.
Influencer’ların etkisi de beni hayli şaşırttı araştırmada; her beş kişiden biri influencer tavsiyesiyle İnternet’ten alışveriş yaptığını belirtiyor. Yemek siparişi, alışveriş, bankacılık, dijital platform üyeliği ve İnternet’le ilgili her pratik yaygınlaşıyor. Ancak İnternet’e ve nimetlerine dair şüpheler halen mevcut. Mesela yüzde 43 yapay zekaya dair endişe duyuyor. Kullanan da kullanmayan da... İnternet’ten alışverişe şüpheyle bakanlar azalmış olsa da halen yüzde 74. Buna rağmen son bir yılda İnternet’ten ikinci el alışverişi yapma cesaretini göstermiş 10 milyonun üzerinde kullanıcı var.
Hayatımıza yeni giren yapay zeka uygulamalarını bile kullananların oranı yüzde 14. Yüzde 7’nin telefonunda da uygulama olarak var.
Toplumda bir endişe hali hakim tabii; parasız kalmaktan korkmayan sadece yüzde 16 var. Çocuğunun eğitim alamamasından endişe duyanlarsa yüzde 70’e varıyor.
Dindarlığın etkisi de azalıyor. Ramazanda restoranların kapalı olması gerektiğini düşünenler yüzde 52’den yüzde 38’e düştü. Ama yüzde 90 “Ezan okunduğunda müziğin sesini kısarım” diyor. Yani halen bir takım değerler toplumun tüm kümelerinde etkisini hissettiriyor.
Bu ay itibarıyla sorunsuz geçinebildiğini belirtenlerin oranı sadece yüzde 17. Fiili olarak ekonomik krizde olduğumuzu düşünenler ise yüzde 80’in üstünde.
Peki, yerinde durmasa da bu araştırma serisiyle fotoğrafını çekebildiğimiz biricik ülkemizin görüntüsünden ne anlamalıyız?
Tabii ki pazarlamacının hedef belirlemek, kurumsal iletişimcinin iletişim kurabilmek, siyasetçinin de hitap edebilmek için muhataplarını kategorize etme ihtiyacı var. Biz de kümeler üzerinden açıklıyoruz. Ancak daha genelinde toplum denen organizma burnunu muasır medeniyet dediğimiz istikametten geri çevirmeyecek. Bunun romantik bir beklenti olmadığını gösteren birçok bulgu sundum. Eğer ülkenin modernlikten uzaklaştığını düşünüyorsanız yeterli dozda araştırma incelemiyor olabilirsiniz. Aşağıdaki bulgu sizi şaşırtıyorsa ne dediğimi anlayacaksınız:
Sizler 31 Aralık gecesi neler yaptınız bilmiyorum ama toplumumuzun yüzde 28’i yılbaşını kutladığını söylüyor. “Ne kadar fazlaymış” ya da “Ne kadar azmış” mı dediniz acaba? Ancak bu oran sadece 10 yıl önce yüzde 19’du. Yani ne yaşandığını bilmiyor olabilirsiniz ama kesinlikle değişiyoruz.
2025’in mutlu bir yıl olması dileğiyle.