Son 10 yılda Türkiye’den 1 milyondan fazla nitelikli genç yurt dışına göç etti. Bu hem beyin hem “umut göçü”. Çünkü iyi eğitimli ve küresel rekabete hazır gençler, ülkelerinde önlerinin tıkandığını gördükçe farklı ülkelere yöneliyorlar. Geriye kalanlar ise hayata küsüyor, üretme heyecanını kaybediyor.
Yeni nesil liderlik ve gençlik yönetimi
Türkiye’de siyasetin ve kamunun büyük çoğunluğu 60 yaş üstü aktörler tarafından yönetiliyor. Bu yaşlanmış liderlik anlayışı, gençlerin beklenti ve hayalleriyle örtüşmüyor. 21’nci yüzyılda, hâlâ 20’nci yüzyıl kalıplarıyla yönetilmeye çalışılan bir ülkenin kalkınması mümkün değil. Değişim kaçınılmaz. Ya bu değişimi yöneteceğiz ya da değişim bizi yönetecek. Liderlik artık tek bir kişinin karizmasıyla değil kolektif akılla inşa ediliyor. Gelecek, cesaret, yaratıcılık, şeffaflık, ortak akıl ve hesap verebilirlik üzerine kurulu yeni nesil liderlik anlayışıyla mümkün. Gençlerin karar alma süreçlerine gerçek anlamda dahil edilmesi, onların dijital, çok kültürlü ve küresel dünyaya uyum sağlamaları için alan açılması gerekiyor.
Dünyanın birçok başarılı ülkesinde gençlerin kalkınmadaki rolü açıkça görülüyor: İsrail’e Start-up Nation ünvanını gençlerin teknolojiye olan tutkusu ve inovasyon kapasitesi kazandırdı. Güney Kore’nin gençlere verdiği eğitim ve destek, teknoloji ve sanayide devrim yarattı. İskandinav ülkelerinde gençlerin yerel yönetime katılımı aktif ve teşvik ediliyor. Üniversite öğrencilerinin girişimcilik başarıları ABD ekonomisine büyük katkı sağlıyor. Estonya’da ise dijital dönüşüm genç mühendislerin öncülüğünde gerçekleşti. Bu ülkelerin ortak noktası, gençlere sadece sorumluluk değil, yetki de vermeleri.
Dünyada yükselen genç liderler dalgası
Son yıllarda dünya siyasetinde genç liderlerin yükselişi dikkat çekici bir ivme kazandı. Geleneksel, yaşlı siyasetçilere karşı halkın güvenini kazanan bu yeni nesil liderler; teknoloji çağının dilini konuşuyor, toplumsal değişim taleplerine duyarlılık gösteriyor ve çoğu zaman alışılmadık yöntemlerle iktidara geliyor.
Fransa’da Gabriel Attal, 2024’te 34 yaşında başbakan olarak ülkenin en genç lideri oldu. Şili’de Gabriel Boric, öğrenci hareketlerinden gelerek 35 yaşında devlet başkanlığına yükseldi. El Salvador’un karizmatik lideri Nayib Bukele, 37 yaşında göreve gelip kripto para ve güvenlik politikalarıyla küresel gündem yarattı. Avusturya’da Sebastian Kurz, 31 yaşında başbakan olarak Avrupa’daki genç sağ liderlerin önünü açtı. Finlandiya’da ise Sanna Marin, 34 yaşında başbakanlık koltuğuna oturarak sosyal demokrat değerleriyle örnek gösterildi. Bu liderlerin ortak noktası; genç yaşlarına rağmen etkili politikalar üretmeleri, halkla doğrudan iletişim kurabilmeleri ve siyasi statükoya meydan okumaları. Ancak unutulmamalı ki gençlik tek başına demokratikleşme garantisi değil; bazıları otoriter eğilimler de gösterebiliyor.
Gençliği taşeron değil, geleceğin mimarı yapmak
Türkiye’nin gerçek kalkınması için gençliği merkeze alan, onlara gerçek söz ve yetki veren kapsamlı bir strateji şart. Bunun için:
Gençlerin çağın gereklerine uygun becerilerle donatılması, yeteneklere göre fırsatların yaratılması.
- Start-up ekosistemi, mentörlük ve risk sermayesi fonları aracılığıyla genç girişimcilerin önünün açılması.
- Gençlerin karar alma mekanizmalarına yetkinlik esaslı katılımının sağlanması.
- Yurt dışındaki nitelikli gençlerle bilgi, yatırım ve ağ paylaşımlarının artırılması.
- Gençlerin düşüncelerini özgürce ifade edebileceği ortamın tesis edilmesi.
- Gençlerin öncülüğünde akıllı ve çevre dostu politikaların hayata geçirilmesi gerekli.
Ya önlerini açarız, ya onları kaybederiz
Türkiye’nin önemli başarılara imza atmış ama artık bugün yeni şeyler verecek gücü ve enerjisi olmayan kuşağın kenara çekilip acilen bu kuşağa alan açması gerekiyor.
Bugün üniversite sıralarında, kırsaldaki köy okullarında, teknoloji kuluçka merkezlerinde, dijital platformlarda sessizce birikmekte olan dev bir enerji var. Bu enerjiyi ya yönlendiririz ya da patlamasını izleriz.
Gençlik bir “bekleme odasında” tutulamaz. Sadece “geleceğin liderleri” demekle yetinilmemeli, bugünün yönetimine de ortak edilmeliler.
Türkiye, sadece geçmişiyle değil geleceğiyle de büyük olabilir. Ve o geleceğin adı artık belli: Gençlik.