KONDA Barometresi’nin abonelerine özel Mayıs 2025 raporunda yer alan evlilik ve çocuk sahibi olma verileri, bu ülkede bir hayat kurmanın neye dönüştüğünü çok açık biçimde ortaya koyuyor. Ben de size bu yazı aracılığı ile birkaç ipucu aktarmak istiyorum. Bu bulguların içinde sadece sayı yok; tereddüt var, yorgunluk var, güvensizlik var. Ve evet, hâlâ umut da var. Ama o umut, artık hesapsız değil.
Gençlerin yarıdan fazlası evlenmek istiyor. Bu cümle, kulağa hâlâ geleneksel bir toplum olduğumuzu fısıldıyor. Ama devamı var: Evlenmek isteyenlerin büyük bir kısmı, bunu ne zaman ve nasıl yapabileceğinden emin değil. Çünkü bu kararın ucu, aşk kadar maaş bordrosuna, güven kadar kiralık ev bulma ihtimaline dayanıyor. O yüzden evlilik kararı, romantik bir hedef değil, giderek ertelenen bir proje haline geliyor.
Kadınlar için ideal evlenme yaşı 25, erkekler için ise 27. Bu fark, sadece bir istatistik değil; hayalle gerçek arasındaki zaman boşluğunun işaret fişeği. O boşlukta biriken şeyler kolayca ölçülemiyor: Gelecek kaygısı, ekonomik yetersizlik, yalnızlık korkusu, güven ihtiyacı…
Her beş gençten biri ise evlilik düşünmüyor. Nedenleri sorulduğunda ilk sırada “gelecek belirsizliği” var. Bu, artık klişe haline gelmiş gibi dursa da hâlâ geçerli. Hayat pahalı, zaman dar, umut kısıtlı. Yüzde 25’i maddi sebeplerle evlenemiyor. Doğru kişiyi bulamayanlar, evliliği gereksiz bulanlar, evliliği çocukla eşleştirip çocuk istemediği için geri duranlar… Hepsi aynı noktada birleşiyor: Evlilik, bir “Olsa iyi olur”dan çok, “Şartlar uygun olursa düşünülür”e dönüşmüş durumda. Peki çocuk konusu? İşte orada mesele daha da ağırlaşıyor.
Artık çocuğun rızkını veren yok…
Son zamanlarda sıkça duyduğunuz gibi kaba doğum hızı Türkiye’de birçok Avrupa ülkesine kıyasla hayli düşmüş durumda. Anlayacağınız bu konuda ülke olarak bir problemimiz var; Yaşlanıyoruz.
Ancak yine de çocuğu olmayan bireylerin üçte ikisi çocuk sahibi olmak istiyor. Bu, hâlâ umut taşıyan büyük bir kitle. Ama “Neden henüz çocuk yapmadınız?” sorusunun yanıtları, o umudu neyin bastırdığını açıkça gösteriyor. Maddi zorluk, geleceğe dair kaygı, bakım emeğinin ağırlığı, yalnız kalma korkusu… Liste uzuyor. Ama özeti şu: Sevgi yetmiyor. İsteme duygusu da yetmiyor. Artık çocuk yapmak için kalbinizi ikna etmek yeterli değil, hesabınız tutmuyorsa kendinizi de tutmanız gerekiyor.
İki çocuk annesi biri üçüncüyü düşünüyor mu? Veriler diyor ki üçte biri evet, ikisi hayır. Dört çocuğa çıkan neredeyse kalmıyor. Çünkü çocuk sayısı arttıkça sevgi değil, yük artıyor. Ve yük hem ekonomik hem de zihinsel, duygusal, zamansal. Ve hâlâ -maalesef- o yük eşler arasında tam anlamıyla paylaşılmıyor. Paylaşmış ve paylaşıyor olanlarımız vardır ama halen azınlıktayız.
İlginç bir detay daha var: 0 – 2 yaş çocuğu olanların yarısı bir çocuk daha istiyor. Ama çocuk üç yaşına gelince bu oran düşüyor. Çünkü bebeğin kokusuyla kurulan hayal, kreş yokluğuyla, yüksek okul masraflarıyla, işe dönememe gerçeğiyle çarpışıyor.
Türkiye’de evlenmek, hâlâ bir hedef. Çocuk sahibi olmak, hâlâ bir istek. Ancak ikisi de artık sadece bir ilişki meselesi olmanın yanında sistemsel, ekonomik, sosyal ve psikolojik unsurların iç içe geçtiği büyük kararlar.
Evlenip çocuk sahibi olmak isteyenlerin çoğu, bunu hemen yapmak istemiyor. En az iki yıl beklemekten yanalar. Çünkü önce bir hayat düzeni kurmak istiyorlar. Ama o düzen de gelmiyor. Böylece hayat hep biraz erteleniyor, planlar askıda kalıyor.
Araştırma yalnızca kararları değil, bu kararların etrafındaki ritüelleri de inceliyor. Kız isteme, düğün, dini nikah gibi geleneksel uygulamalar hâlâ oldukça yaygın. Kız istemeyi planlayanların oranı yüzde 81, düğün yapmayı düşünenler yüzde 79, dini nikah planlayanlar ise yüzde 74.
Ama bir yandan da balayına çıkmak isteyenlerin oranı yüzde 68, bekarlığa veda partisi yapmak isteyenler yüzde 54. Yani modern ve geleneksel pratikler bir arada yaşanıyor. Çelişmek yerine birbirini tamamlayan iki farklı kültür biçimi gibi. Bu durum, değişimin çatışma yaratmadan uyarlanarak ilerlediğini gösteriyor.
Dolayısıyla insanlar hâlâ düğün yapmak, balayına gitmek, kız istemeye gitmek istiyor. Bekarlığa veda partisi yapanlar da artıyor. Modern ritüellerle geleneksel alışkanlıklar iç içe geçiyor. Kimse geçmişi reddetmiyor ama bugünle uyumlu hale getirmeye çalışıyor. Yani toplum dönüşüyor ama köklerini terk etmeden. Ne tam geleneksel, ne tam modern. Ama her halükarda, her adımı dikkatli atmak zorunda.
Çocuk istememek, artık sadece “çocuk sevmemek” demek değil. Bakamayacağını bilmek, yalnız kalacağını öngörmek, çocuğuna hak ettiği hayatı verememekten korkmak… Ve bu korku büyüdükçe, kararlar geri çekiliyor. Herkesin içinde biraz “keşke” kalıyor ama kimse sadece “olsun” diyemiyor.
Evet, veriler bize tabloyu çiziyor. Ama o tablonun çerçevesini biz, yani bu ülkede yaşayıp karar vermeye çalışan milyonlarca birey çiziyoruz. İşin özünde belki de mesele, “Neden evlenmiyoruz?” veya “Neden çocuk yapmıyoruz?” değil. Asıl mesele şu: Bir hayat kurmak neden bu kadar ağır bir yük haline geldi?
Bu sorunun cevabı verilerde saklı ama daha çok hissettiklerimizde gizli. Çünkü rakamlar bazen yanıt verir ama duygular yol gösterir. Ve biz, şu anda hayatı sadece yaşamak değil, aynı zamanda taşıyabilmek için çabalıyoruz.