‘Ara eleman’ ifadesini sizin de daha sık duymaya başladığınızı tahmin ediyorum. Gerçi bu ifade ‘ara eleman’ın önemine vurgu yapan kimse tarafından tercih edilmiyor. Zira tüm sektörlerdeki kritik önemini değersizleştirdiğine inanılıyor ‘ara’ sıfatının. Bu yüzden ‘aranan eleman’ demek daha tercih edilir oldu.
Ara eleman, bir işletmede veya organizasyonda üst düzey yöneticiler ile sahadaki çalışanlar arasında bir köprü görevi gören, belirli bir uzmanlık veya teknik bilgiye sahip olan kişileri ifade ediyor. Ama gerçekte bakarsanız hangi işlerin ‘ara eleman’ olduğunu tam tarif eden bir standart yok
Her şeyi tek bir ifadeyle tanımlamayı seven Amerikalılar için bile bunun tek bir karşılığı yok. Bazen “intermediate staff” bazen “skilled worker” bazen de “semi-skilled worker” diyorlar. Burada bir kavram kargaşası olmasının sebebi her sektörde ara elemanın farklı bir özelliği olmasından kaynaklanıyor. Ayrıca yine hiçbir sektörde tam anlamıyla hangi işin ‘ara’da kaldığı da belli değil.
İnşaat sektöründe kalifiye usta olarak çalışan vinç operatörü veya kaynak uzmanı da ara eleman olarak anılabiliyor. Hizmet sektöründe ise örneğin şef garsonların mı yoksa kat görevlilerin mi ara eleman olduğunu tanımlayabilen yok. Veya hukuk ofislerinde avukatlara araştırma desteği veren “paralegal” isimli personelleri hukuk fakültesi mezunu olmalarına rağmen ara eleman olarak tanımlamak kafamızı biraz daha karıştırıyor. Hastanelerde modern tıbbın hayatımıza soktuğu tanı sistemlerini kullanan operatörleri hangi ‘ara’da değerlendireceğiz?
Tanımı eğitimden yapmak da yetmiyor, meslek lisesi veya meslek yüksekokulu mezunu birisi alanında çalışıyorsa ona ‘ara eleman’ demek mümkün. Ancak herhangi bir eğitim almadan da bu işleri yapanlar mevcut, diğer yandan da dört yıllık üniversite bitirip de teknisyenlik yapan elemanlar bulunabiliyor.
Tüm bu kavram kargaşalarını anlamlandırmak için Genç Yönetici ve İş İnsanları Derneği (GYİAD) Konda Araştırma Şirketi ile bir araştırma projesi gerçekleştirdi. 8 Nisan’da yapılan bir panel ile tanıtılan araştırma projesinin raporu hem istihdam, hem çalışma demografisi hem de ‘aranan eleman’ konusunda sıfır noktası olabilecek veriler içeriyor.
Raporun adı “Dijitalleşen Dünyada Aranan Nitelikli Eleman Fırsatı”. Araştırma projesi kapsamında Türkiye temsiliyetli bir niceliksel araştırmanın ve farklı sektörlerdeki işverenler, çalışanlar ve öğrencilerle yapılan derin görüşmelerin çıktıları mevcut. Rapor, Türkiye’nin çalışma demografisini ortaya koyduğu gibi toplumun istihdam ve dijitalleşmenin çalışma hayatına olan etkisine dair algıları içeriyor.
Proje kapsamında başta üretim sektörü olmak üzere işgücü piyasasında ara eleman bulunamaması sorununun giderek kronik bir halde geldiği kabul ediliyor. Üretim sektöründe fabrikalarda çalışacak nitelikli teknik elemanların bulunamamasıyla birlikte terzilik, marangozluk, kasaplık gibi meslekleri yapacak çalışanların da yakın gelecekte bulunamayacağı kaygısı başta işverenler olmak üzere işgücü piyasasının farklı kesimlerince dile getiriliyor.
Türkiye’de yetişkin nüfusun yarısından azının istihdamda olduğunu hatırlatarak araştırma bulgularını buraya taşımak istiyorum. Emekliler, işsizler, öğrenciler ve ev kadınları toplumun yüzde 53’ünü teşkil ediyor. Ancak buna rağmen her iki kişiden biri mesleki eğitim aldığını söylüyor. Yüzde 16 informel bir şekilde bir meslek öğrenmiş ve çalışıyor. Yüzde 34’ün ise hiç bir şekilde mesleki eğitimi yok.
Mesleki eğitim almış olan her beş çalışandan üçü alanında çalışıyor. İstihdamdaki her 10 kişiden üçü ise eğitim almış olmasına rağmen ilişkisiz bir alanda çalışıyor. Dolayısıyla eğitim ve iş dünyası arasında bir kopukluk olduğunu iddia etmek mümkün.
Araştırma bulgularına göre Türkiye’de her beş çalışandan dördü teknolojiyi yaptığı işte kullanıyor. Aynı oranda çalışan da bunun artacağını biliyor. Tabii her beş çalışandan biri de teknolojinin kendi işini kaybetmesine sebep olacağını düşünüyor. Ancak bu araştırmanın bulgularını geçmiş dönem verileriyle karşılaştırdığımızda meslek kurslarına gidenlerin oranının ciddi oranda arttığını görüyoruz. Ancak buna rağmen ‘ustalık’ gerektiren mesleklerin hayatımızdan çıkacağına dair genel bir kanaat var.
Toplumda istihdamın geleceğine dair derin bir kaygı görmek mümkün. Her üç kişiden biri almış olduğu eğitimin yaptığı işte gelecekte yetersiz kalacağını; her beş kişiden biri de teknolojinin gelişmesiyle mesleğinin tamamen ortadan kalkacağını düşünüyor.
Mavi yakalılarda mesleki bilginin yetersiz kalacağı algısı beyaz yakalılara göre daha yüksek. Meslek lisesi mezunları da teknik beceri yetersizliğini daha çok hissediyor. Bu da beraberinde teknolojik gelişmeler nedeniyle iş kaybı yaşayacak olma düşüncesini getiriyor.
Nitelikli ara eleman konusunda ise çalışanlar, eleman açığını en çok işyerlerinin yeterli maaş, koşul veya yaşam standartı sağlamamasına bağlıyor.
Aslında genel tabloya baktığımızda ara veya aranan eleman dediğimiz kavramın zihinlerde karmaşa yaratması da bu noktada başlıyor. Her ne kadar çalışma hayatını ve içindeki organizasyon yapılarını tarif eden birçok öğreti bulunsa da bir işyerinde çok basit ve temel iki kavram var: Yapılacak iş ve işi yapacak kişi. Teknolojinin hızla gelişmesi, el becerilerinin yerini makinelerin almasına neden oldu. Bugün yapay zeka, hatta parlak zihinlerin bile bazı sektörlerde yerini sorgulatıyor. Ancak bu dinamik, çalışanların kendilerini geliştirme ihtiyacını da beraberinde getiriyor.
Diğer yandan eğitim yaygınlaştıkça ve insanlar her geçen gün kendini daha kıymetli görmeye başladıkça işverenlerin işi zorlaşıyor. “İş beğenmeyen gençlik” kavramının arkasında da bu yatıyor, yetişkinlerin yüzde 22’si bir üniversite mezunu. Yüksek eğitim insanlara kalıplar içinde kalmamayı öğretiyor ancak iş dünyası o kadar yapısal hale geldi ki çerçeveler içinde çalışacak insanlara ihtiyaç duyuyor. LinkedIn’den baktığınızda farklı bir söylem görüyor olabilirsiniz ancak yönetici olmaya namzet küçük bir azınlık dışında kimsenin bu çerçeveleri zorlaması istenmiyor. Aksi takdirde çalışanların kazanımını tarif etmek çok zorlaşabilecek.
Konu yine yukarıda sözünü ettiğimiz temel iki kavrama geliyor; işi yapacak kişi ve yapılacak işi birbirine örtüştürmek. İşveren buradaki çerçeveyi tanımladıkça cebinden çıkacak ücreti bilebilecek. Ancak kendini geliştiren insan da her zaman bu çerçeveyi zorlamak isteyecek. Ara eleman dediğimiz kişileri tanımlayamadığımız nokta da tam burası işte.
Ne yapacağı çok tanımlı ve becerikli olan bir eleman kendini geliştirmiş birisi olmalı. Ancak ara eleman dediğimiz kişinin bu gelişimi çalışmaya başladıktan sonra durdurması istenmeli ki kendisine çizilmiş çerçeveyi zorlamasın. İşverenlerin ‘ara eleman’ tarifini tam yapamamasının altında bu ikilem yatıyor olabilir.
Sonuç olarak ara eleman kavramı, hem iş dünyasının hem de çalışanların beklentileri ve gereksinimleri doğrultusunda yeniden tanımlanmayı bekleyen dinamik bir yapıyı temsil ediyor.