Kopenhag’ı dünyanın en sürdürülebilir şehirlerinden biri, hatta muhtemelen en önde geleni yapan yaklaşımı anlamak için Nordhavn bölgesine bakmak gerekiyor. Eski bir liman alanı olan Nordhavn, bugün karma kullanımlı modern bir yerleşim bölgesi olarak yeniden işlevlendirilmiş durumda.
BRIQ Architects’te görev yapan mimar Peter Bur Andersen, kentin sürdürülebilirlik vizyonunun merkezinde yer alıyor. Andersen’a göre Kopenhag’ın temel stratejisi, kaynak ve araziyi tüketen kontrolsüz kent yayılımını reddetmek. Bunun yerine şehir, mevcut alanları yeniden değerlendirerek daha kompakt ve verimli yaşam ve kamusal alanlar üretmeyi hedefliyor. Örneğin eski bir mühimmat deposu; kafe, otel lobisi ve ticari alanların bir arada bulunduğu çok işlevli bir yapıya dönüştürülebiliyor.
Andersen bu yaklaşımı tek cümleyle özetliyor: “Daha az kaynakla daha çok iş yapmak.” Ona göre bu fikir ilk bakışta radikal görünse de pratikte karşılığını veriyor.
Sürdürülebilirlikte yeni yaklaşım: Turizm ve mimarinin kesişimi
Andersen, sürdürülebilirlik ile turizmi birleştiren yeni nesil tasarım anlayışının öncülerinden biri olarak görülüyor. Bu yaklaşım; suyu geri dönüştüren otellerden kentsel tarım projelerine, mantar üretim tesislerinden çok işlevli mimari tasarımlara kadar geniş bir alanı kapsıyor.
Otellerde “Mars teknolojisi” ile su tasarrufu
Kopenhag’daki Bryggen Guldsmeden Oteli, bu yaklaşımın en dikkat çekici örneklerinden biri. Otelde kullanılan Orbital Systems duş teknolojisi, NASA’nın Mars görevleri için geliştirdiği kapalı devre su geri dönüşüm sisteminden ilham alıyor.
Sistem, duş sırasında kullanılan suyu sürekli filtreleyip yeniden kullanarak tüketimi %60 ila %90 oranında azaltıyor. Geleneksel duşlara benzeyen bu sistemde kullanıcılar su sıcaklığını ve akışını özel bir kontrol paneli üzerinden yönetiyor.
Şehir için su tasarrufu kritik bir konu. Kopenhag’ın 2040 yılına kadar ciddi su kıtlığı riskiyle karşı karşıya kalabileceği öngörülüyor. Bu nedenle otellerdeki bu tür teknolojiler stratejik önem taşıyor.
Kentsel tarımda sıfır atık modeli: Funga Farm
Şehrin sürdürülebilirlik yaklaşımı yalnızca mimariyle sınırlı değil. Funga Farm adlı kentsel mikoloji tesisi, gıda üretiminde atık kavramını neredeyse ortadan kaldıran bir model uyguluyor.
Yılda on binlerce kilogram istiridye mantarı ve tıbbi mantar üreten tesis, bunu son derece düşük su tüketimiyle gerçekleştiriyor. Üretim sürecinde tarımsal yan ürünler—buğday kepeği ve talaş gibi—yeniden değerlendirilerek mantar yetiştiriciliğinde kullanılıyor.
Kullanım sonrası kalan organik materyaller ise kompost haline getirilerek kentsel bahçelere gönderiliyor. Ürünler, Kopenhag’daki üst düzey restoranlarda da servis ediliyor.
Endüstriyel alanların kültür merkezine dönüşümü
Kopenhag’ın sürdürülebilirlik yaklaşımı kamu yapılarında da kendini gösteriyor. Helsingør’deki Kulturværftet (Kültür Tersanesi), eski bir tersanenin kültür merkezine dönüştürülmesiyle oluşturulmuş bir proje.
Yıllık yüz binlerce ziyaretçi ağırlayan merkezde enerji verimliliği, LED aydınlatma kullanımı ve elektrikli ulaşım sistemleri ön planda. Tesis ayrıca kısa mesafeli iş seyahatlerinde tren veya araç paylaşımını zorunlu tutan politikalar uyguluyor.
Gıda tedarikinde ise uçakla taşınan ürünlerden kaçınılıyor ve sürdürülebilirlik kriterlerini karşılamayan tedarikçilerle çalışılmıyor.
Nordhavn’da yeni kent modeli
Nordhavn’daki kentsel planlama ise Kopenhag’ın genel stratejisinin en önemli parçalarından biri. Şehir, geçmişteki banliyöleşme modelini tersine çevirerek daha yoğun ve sürdürülebilir yaşam alanları oluşturmayı hedefliyor.
Konut sıkıntısına rağmen, çözüm daha geniş değil; daha verimli yaşam alanları üretmek. Ortalama konut büyüklüğünün küçültülmesi ve kamusal alanların “evin uzantısı” haline getirilmesi bu yaklaşımın temelini oluşturuyor.
Bu modelde:
- Eski endüstriyel yapılar yıkılmak yerine yeniden işlevlendiriliyor
- Konut, ofis ve ticari alanlar aynı yapıda birleştiriliyor
- Ortak alanlar 24 saat aktif kullanım sağlayacak şekilde tasarlanıyor
Böylece şehirde “örtüşen kullanım ekonomisi” oluşturularak kaynak verimliliği artırılıyor.
Kopenhag modeli: Teknolojiden çok sistem tasarımı
Uzmanlara göre Kopenhag’ın başarısı yalnızca teknolojik çözümlerden değil, toplumsal davranışı yönlendiren bütüncül bir şehir planlamasından kaynaklanıyor. Amaç, sürdürülebilirliği bireysel tercihlerden çıkarıp günlük yaşamın doğal bir parçası haline getirmek.
Şehirde bir otelde kalırken su tasarrufu sistemini, bir restoranda sürdürülebilir menüyü, sokakta ise paylaşımlı ulaşım ve kentsel bahçeleri deneyimlemek mümkün.
Sonuç olarak Kopenhag modeli, kaynakları sınırlı bir dünyada kentlerin nasıl yeniden tasarlanabileceğine dair güçlü bir örnek sunuyor: Daha az tüketerek daha fazla yaşam üretmek.