Tarih perdesini biraz aralayalım. Hatay’ın henüz Türkiye sınırlarında olmadığı günler… Atatürk’ün Dörtyol’u ziyaret edeceği haberi yayıldığında caddeler fenerlerle donatılır, gözler nemlenir. İşte o geceyi aydınlatan fenerleri yapan ustanın torunu, bugün artık bu zanaatın Hatay’daki son temsilcisi… “Mustafa Usta olmadığında bu zanaat da yitip gidecek” diyor Banu Yentür, “Nice böyle son temsilci sayılan usta var Hatay’da. Var gücümle bu zanaatların yaşaması için çalışıyorum.”
2007 yılında Caroline Koç’la birlikte yola çıktığı, kurucu ortağı ve kreatif direktörü olduğu Haremlique ve Selamlique markalarıyla vedalaşan Banu Yentür 2023’te kurduğu Neolonca ile tasarım yolculuğuna devam ediyor. Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Tekstil Tasarımı Bölümü’nden mezun olduktan sonra, kısa süre içinde uluslararası pazarlara yönelik ev tekstili koleksiyonları tasarlamaya başlayan Yentür, bu kez tüm yaratıcı gücünü ve enerjisini, çocukluğunun geçtiği ve yeniden dönmek istediği Hatay’a adıyor. Onun için depremin ardından yaraları sarma zamanı ve başka meşgalelerle bölünmek istemiyor. Haremlique ve Selamlique markalarını çocuğu gibi görüyor ama Neolonca ona göre “ustalık dönemi eseri.”
“Antakya benim çocukluğum. Yıllar sonra bile beni oraya ne çekiyordu? Sonuçta bir tasarımcı olarak o topraklara döndüğümde gelecek kuşaklara miras olarak neyi bırakmak isterdim?” Bu soruların ışığında aklına gelen her şeyi kendi deyimiyle “tıkır tıkır” yazmaya başlamış. Kolektif bir belleğin izini sürerken iki yıl boyunca tüm sokakları kapı kapı gezip Hatay’daki ustaların envanterini çıkarmış.
Çalıştığı ustaların hikayelerinde kalbe dokunan detaylar, tasarımlarda ise kadim zamanları günümüze taşıyan göz alıcı parçalar var. Unutulmaya yüz tutmuş estetik değerlerin günümüzdeki yankısı onlar. Tıpkı siyah gömleğinin arasından ışıldayan madalyon gibi… Ancak bu kolyede imzası olan usta bambaşka… “Yakın dostum” dediği Sevan Bıçakçı. Ona dair söyledikleri ise yalnızca bir dostluk tanımıyla sınırlı değil. Sanatına, ustalığına, dünyayı görme biçimine duyduğu hayranlığı gizlemiyor Yentür.
İkilinin tanışıklığı ise İstanbul’un zamansız sokaklarından birinde samimi bir dostluğa dönüşen komşuluklarına dayanıyor: “Yıllar önce Akaretler’de Haremlique mağazamı açtığımda kendisi de orada ilk mağazasını açmıştı. Yıllar sonra zanaatkarları odağa alan bu projeye başlarken de o hep aklımdaydı.” Zanaatkarları nasıl destekleyebileceğini düşünürken bu fikrini Bıçakçı’ya anlatmış. O sırada Miami’de olan Bıçakçı “Harika olur!” yanıtını vererek kendisiyle oldukça motive edici bir konuşma yapmış.
Yentür, “Türkiye’de benim bildiğim en önemli zanaatkar sensin ve bir gün böyle bir şey yaparsam, bana destek olur musun?” dediğinde ‘seve seve’ sözünü ve desteğini hiç unutmayacağını söylüyor. Böylece Neolonca’nın tasarım ekibinin de emeğiyle 21’inci yüzyıla ait modern sikkeler yaratılmış. Geçmişin yankılarını taşıyan, bugünün ruhuyla yeniden biçimlenmiş tasarımlar… Dikkatli gözlerin Hatay’ın mozaiklerini, bir yüzünde narın bereketini, diğer yüzünde ise iyi şans ve servetin tanrıçası, şehrin koruyucusu Thyke’yi görebilecekleri mücevher sikkeler…
Modernin kalbinde gelenek
Bu ruhu markanın hikayesinde görmek mümkün. Neo’nun yenilikçi ruhu ile lonca kültürünün birleştirici gücü bir araya gelmiş. Amaç farklı disiplinleri, dönemleri buluşturarak kültürel belleği çağdaş tasarımla yaşatmak. “Aslında bu yapıyı bir vakıf ya da dernek çatısı altında gerçekleştirmek istiyordum” diyor samimiyetle Yentür. Ancak yakın bir dostunun yönlendirmesiyle dümeni tasarıma kırmış. “Sen en iyi bildiğin işi yap: Güçlü ve başarılı bir marka yarat” diyor arkadaşı ona ve kendisi de bu tavsiyeyi dinliyor.
İdealist yönü ağır basan biri ama gülerek tarif ettiği bir özelliğiyle dengeyi sağlıyor: “Matematiğim oldukça iyidir.” Yani hiçbir işe hesaplamadan, risk analizini yapmadan girmiyor. Markalaşma ve strateji konularında önceki iş deneyimlerinden edindiği bilgiyi, bu kez Neolonca’ya aktarıyor. Yani kurduğu yapı, sosyal bir misyon taşısa da aslında modern zamanlara uyarlanmış bir ahilik sistemi gibi düşünülmeli. Ancak kimyası farklı. Geçmiş dönemlerde loncalık sistemindeki gibi katı kurallar yok, içinde kurumsal vizyon kadar kişisel tutku da var.
Peki, markaları yaratırken başarı formülü ne? “Çalıştığım her neyse onu çok iyi tanımak, şeceresini çıkarmak… Bir ürünü hayata geçirmeden önce, onun hedef kitlesini netleştirmek.” Yani önce markanın DNA’sını çıkarıyor, sonra tasarımı o özün üzerine inşa ediyor. Hatay’da zanaatkarları bir araya getiren bu oluşum ise sınırları çizili, kapıları kapalı bir yapı değil; başka ustalara da her zaman açık. Tasarım ekibinin başında yine Banu Yentür var. Üç kişilik bir çekirdek kadroyla iş başındalar. Uzmanlık alanı olan ev tekstilinde kendisi de üretime hız kesmeden devam ediyor. Her gün tasarım yapıyor ama bunu “iş” yapmak olarak tanımlamıyor. Neolonca da ona göre bir STK gibi işliyor, gelir başka bir usta ya da proje için ayrılıyor.
Görünenin ötesinde
Tarih, mitoloji, felsefe… Onun ilham kaynakları arasında. Bir kente gider gitmez soluğu müzelerde alıyor. “Hikayeler beni büyülüyor” derken bu tutkusunun, idealistliğinde de etkisi olan Türkçe öğretmeni annesinden miras olduğunu düşünmeden edemiyorsunuz. Dokunmuş kumaşlar, tasarımlarındaki desenler ve motifler yalnızca estetik bir unsur değil onun için - hepsinin ardında anlatılmayı bekleyen sessiz bir geçmiş saklı. Bu yüzden Neolonca imzası taşıyan her parçanın bir öyküsü olmasını istiyor.
Tasarladığı bir perdeyi adeta bir Matisse tablosu gibi seyre dalmanız mümkün. Renklerle, özellikle turuncuyla kurduğu dramatik bağ kadar motiflere yüklediği anlam, katmanlı yapı da sizi içine çekiyor. Çocukluğunun geçtiği bahçelerdeki ıtır ve enginar çiçeklerinden Antakya mozaiklerine, St. Pierre Kilisesi’nin motiflerinden tavus kuşlarına, karakılçık buğdayına ve defneye dek uzanan zengin bir hafızanın tasarıma dönüşmüş hali var karşımızda.
Neolonca’nın ürünlerle birlikte gönderdiği bilgi notları da bu detayların izini sürebilmeniz için. Her parçanın tarihsel yolculuğunu, sembollerini, kültürel köklerini aktaran derinlikli anlatılar… Yentür için bir kumaş yalnızca kumaş değil; geçmişin sesini bugüne taşıyan bir anlatı aracı. Peki, moda olan tasarım trendleri konusunda ne düşünüyor? Yanıt şaşırtmıyor: Trendlerin rüzgarına kapılmıyor, hatta hiç işi olmuyor. Neolonca’nın müşterileri de bu yaklaşıma sahipler. Köklü bir mirası, estetikle birlikte anlamı da önemseyen ve parçası oldukları kolektif belleğe sahip çıkmak isteyen bir hedef kitlesi var.
Peki her şey planlandığı gibi ilerlerse varmak istediği nihai hedefi ne? Hatay’da bir zanaatkar köyü kurmak. Adres şimdiden belli, Arsuz. Doğduğu topraklara geri dönme isteğiyle birleşen bu hayal, aynı zamanda bir kültürel döngüyü tamamlamak anlamına geliyor onun için. Misyonunu yeniden anımsatıyor: “Cam sanatı dünyaya Hatay’dan yayıldı. Düşünün cam burada doğdu, sonra İtalya’ya gitti. Şimdi neden onu tekrar Hatay’da yaşatmayalım? Oysa bugün camın çıktığı topraklarda bir cam ocağı bile yok.”
Galata’daki İpera 25’te yer alan tasarım ofisinin kapısında Forbes ekibiyle vedalaşırken sokaktaki ginkgo biloba ağaçlarının güzelliğini gösteriyor. O sırada yıllardır hayran olduğu mimar Ahmet Alataş’ın imzasını taşıyan bu binayı, tesadüfen ofis ararken keşfettiğini anlatıyor. Her sabah kapısını Alataş’ın tasarladığı bir yapıda açıyor olmak onun için ayrı bir mutluluk. Semti sevdiği her halinden belli. “Tarihi Yarımada’nın dokusu burada tümüyle hissediliyor, geçmiş dönemlerdeyse ticaretin kalbinin attığı yer… Aslında en çok Kapalıçarşı’da olmak isterdim ama bütçem ona yetmedi” diye ekliyor samimiyetle.
Bugünlerde rotasını çok daha uzaklara kırmış; global pazara yelken açmış. “Eğer o zanaatkar köyünü kuracaksam, uluslararası görünürlük şart.” Adımlar atılmış bile… Neolonca, 13 Mayıs’ta London Craft Week’te olacak, zanaatkarlığın evrensel dilini Londra’ya taşımak için. Yentür hikayesini anlatırken kimi detayları tesadüflere bağlıyor. Oysa onu dinlerken şunu düşünmeden edemiyorsunuz: Bu adımların hiçbiri, rastlantı eseri atılmamış. Tıpkı bir sarrafın terazisinde altın tozunu üflerken dengeyi kusursuzca kurması gibi ince ince hesaplanmış.