Arama

“Sarı Yaz”ın resimlerden taşan hikayesi 

Frieze New York haftasında gerçekleştirilen sunumla izleyiciyle buluşan Sedef Gali’nin "Between Petals & Unsent Letters-Gönderilmemiş Mektuplar Arasında” başlıklı yeni iş serisi şimdi de  İstanbul’da izleyiciyle buluşuyor. Üstelik Beethoven’dan Kafkaya aşk mektuplarının yanı sıra sanatçının eylülde çıkaracağı novellası “Sarı Yaz”dan tuvallere yansıyan fısıltılarla…

23 Haziran 2026, 14:13 Güncelleme: 23 Haziran 2026, 14:27
“Sarı Yaz”ın resimlerden taşan hikayesi 
Sedef Gali

Dr. Bahri Akdağ ve eşi Sevgi Akdağ’ın geçen yıl kapılarını açtığı Büyükada’daki Princes’ Palace Resort’un içinde yer alan The Akdağ Grand Mansion her fırça darbesinde aşkın kavurucu duygularını yaprakların arasına saklayan Sedef Gali’nin yeni iş serisine ev sahipliği yapıyor. 

Doğrusu, bir mekân, bir sergiyle bu kadar örtüşebilirdi. Tesisin kalbinde yer alan, otantik detayları korunarak titizlikle rekonstrükte edilen tarihi The Akdağ Grand Mansion köşkü; her köşesinde misafirlerini zamanda bir yolculuğa çıkararak geçmişin ihtişamını günümüzün modern dokunuşlarıyla buluştururken, Gali’nin yeni iş serisi de Beethoven’dan Kafka’ya tarihin gözünün içine baktığı isimlerin aşk mektuplarından parçaları kendi yazdığı hikâyesinden yansıyanlarla birlikte kompoze ediyor. 

“Aslında bu seriyi yalnızca resimler üzerinden düşünmüyorum. Son yıllarda üzerinde çalıştığım “Sarı Yaz” adlı hikâye de benzer duygusal alanlardan besleniyor” diyor  Sedef Gali, eylülde bir novella çıkaracağını ilk kez Forbes Türkiye ile paylaşırken. “Farklı mecralarda üretilmiş olsalar da, ikisinin çıkış noktası aynı zamanın içinden kayıp giden anlar, yarım kalan duygular ve hafızanın geride bıraktığı izler. Sari yaz Ege’de 15 Ağustos’ta başlar. Güneş farklı bir yerden batar, çiçekler altına dönüşür. Sonbaharın habercisi, seni de, beni de yakar” diye ekliyor, hikâyesinden bir pasajla bağlayarak.  

Serginin ön izlemesinde, Gali ile birlikte gezmeye, ilk olarak kendisi için yaptığı keten tuval üzerine yağlı boya çalışması “You can never love too much”tan başlıyoruz.  Bu 13 eserden oluşan serinin son resmi aslında. Ve üzerinde Kafka’nın “Milana’ya Mektuplar”ından seçilmiş kelimeler yer alıyor. 

Kafka’nın Milena’ya yazdığı mektuplardaki özlem ve ulaşılamama hissi, Beethoven’ın Ölümsüz Sevgili mektuplarındaki yoğun bağlılık ve hasret duygusu sanatçıyı özellikle etkilemiş. 

Metinleri birebir görünür şekilde sunmak yerine, katmanların arasında kısmen silinen, kaybolan veya yalnızca parçaları hissedilen izler olarak kullanmayı tercih etmiş. Kelimelerin kendisinden çok, o kelimelerin taşıdığı duygusal yükle ilgilendiğini belirtiyor.

Sedef Gali, bu seri için farklı dönemlerden başka sanatçıların, şairlerin ve düşünürlerin yazışmalarını da incelemiş. Nihayetinde bu mektupları tarihsel belgeler olarak değil, insanın değişmeyen duygusal ihtiyaçlarının izleri olarak ele almış.

Peki, günümüzde artık eskiye ait bir unsur sayılan mektubu son sergisinde merkeze alması bu seriyi romantik kılıyor mu? “Belki romantik ama nostaljik anlamda değil” şeklinde cevaplıyor sorumu Gali. 

“Ben mektubu geçmişe ait bir iletişim biçimi olarak değil, düşüncenin ve duygunun zamana yayıldığı bir alan olarak görüyorum. Bugün her şey çok hızlı yaşanıyor; yazıyoruz, siliyoruz, gönderiyoruz ve unutuyoruz. Oysa bir mektup beklemeyi, düşünmeyi ve duyguyla baş başa kalmayı gerektiriyor. Bu seride ilgimi çeken şey tam olarak bu yavaşlık hâliydi. Çünkü bazı duyguların oluşabilmesi için zamana ihtiyaç vardır. Dolayısıyla seriyi romantik olarak tanımlamak mümkün ama benim için asıl mesele geçmişe özlem değil; günümüzde giderek kaybettiğimiz duygusal derinliği yeniden görünür kılmak.

“Between Petals and Unsent Letters”ı oluşturan çalışmaları tetikleyen ilham nerede başladı, nasıl baş gösterdi, ister istemez merak ediyorum.

“Çıkış noktası uzun zamandır pratiğimin merkezinde yer alan hafıza kavramı. Ancak bu kez hafızaya daha kişisel ve daha kırılgan bir yerden yaklaşmak istedim. Beni en çok etkileyen şey, insanların söyleyemedikleri, yarım bıraktıkları ya da hiçbir zaman gönderemedikleri duygular oldu. Büyükada’da büyümüş biri olarak çocukluğumdan beri deniz, rüzgâr, kuruyan çiçekler, eski kitaplar ve saklanan notlarla çevrili bir dünyam vardı. Zamanla fark ettim ki bazı duygular da tıpkı bunlar gibi kaybolmuyor; sadece biçim değiştiriyor. Serinin ilk nüvesi, görünür ile görünmez arasında gidip gelen yazıları ilk kez resim yüzeyine taşıdığım çalışmalarda ortaya çıktı. Özellikle “Between Petals and Unsent Letters” serisinin erken dönem işlerinde yazı artık okunacak bir metin olmaktan çıkıp bir hafıza izi hâline geldi. O noktadan sonra serinin bütün dili şekillenmeye başladı.”

Organza ve ham, geçirgen yüzeyler üzerine üretilen yeni çalışmalardan oluşan sergide kelimelere çiçekler ve yapraklar eşlik ediyor. “Çiçekler benim işlerimde doğayı temsil etmekten çok hafızanın taşıyıcıları olarak yer alıyor” diyerek anlatmaya başlıyor Sedef Gali. “Bir çiçeğin en güzel olduğu an aynı zamanda solmaya başladığı andır. Bu geçicilik fikri beni her zaman etkiledi. Yapraklar, kurumuş çiçekler ve organik formlar zamanın yüzeyde bıraktığı izleri temsil ediyor. Serginin adındaki “petals” da tam olarak bunu vurguluyor. Bir çiçek yaprağı ne kadar kırılgansa, insanın hatıraları da o kadar kırılgan. Buna rağmen ikisi de beklenmedik biçimlerde kalıcılık kazanabiliyor.”

Sedef Gali (solda) ve Esra Aysan

Birçok işte metinlerin tamamen görünür olduğunu söylemek zor. Bazıları organze katmanların arkasında kalıyor, bazıları boya yüzeyinin içinde neredeyse silinmiş durumda. Ayrıca ışık da serginin önemli bir parçası. Günün farklı saatlerinde işler farklı biçimlerde görünmeye başlıyor. Bazı yazılar ve detaylar yalnızca belirli açılardan fark ediliyor.

Bu yüzden izleyicilerin eserlerin karşısında biraz zaman geçirmesini sevdiğini söylüyor sanatçı. “İlk bakışta görünen şeyle birkaç dakika sonra ortaya çıkan aynı olmuyor. Aslında bu da serginin temel fikriyle ilişkili: Hafıza hiçbir zaman kendini bir anda ele vermez; yavaş yavaş açılır. Bu serideki katmanlar yalnızca fiziksel katmanlar değil; aynı zamanda hafızanın katmanları. İnsan hiçbir anıyı tek bir görüntü olarak hatırlamaz. Hatırladığımız şeyler zamanla değişir, üzerlerine yeni duygular, yeni deneyimler ve yeni anlamlar eklenir. Ben de resimlerimi benzer bir şekilde inşa ediyorum. Boya, yazı, organze ve dokular üst üste geldikçe yüzey bir görüntü olmaktan çıkıp bir hafıza alanına dönüşüyor.”

Böyle bakıldığında, “Between Petals and Unsent Letters” sanatçı için aslında biraz da suya yazılmış yazılar niteliğinde. “Beni her zaman etkileyen şey, bazı duyguların ne kadar yoğun yaşanırsa yaşansın zaman içinde yavaşça silinmesi. Bir mektubun mürekkebinin dağılması, bir çiçeğin kuruması ya da bir anının yıllar içinde bulanıklaşması gibi. İşlerimdeki katmanlar bu geçicilik hissini taşıyor. Bazı yazılar görünürken bazıları kayboluyor; bazı izler belirginleşirken bazıları neredeyse tamamen yok oluyor. Tıpkı hafızanın çalışma biçimi gibi. Bu nedenle sergideki şeffaf yüzeyler ve yarı görünür metinler benim için estetik bir tercih olmanın ötesinde, zamanın ve hatırlamanın görsel karşılıkları. İzleyici bir katmanın arkasında başka bir katman olduğunu hissediyor, ancak hiçbir zaman bütünüyle ulaşamıyor. Hafıza da böyledir; bize kendisini hiçbir zaman tam olarak teslim etmez.”

Gerçek şu ki, aşk ve romantizm bu serinin önemli bileşenleri. Ancak sanatçı idealize edilmiş bir aşk fikrinden çok, insanın içinde taşıdığı duyguların kırılganlığıyla örtüştürüyor romantizmi. 

“Gönderilememiş bir mektup, söylenememiş bir cümle ya da yıllar sonra bile hatırlanan bir his. Bunlar bana göre insan deneyiminin en evrensel katmanları” şeklinde özetliyor bakış açısını ve ekliyor: “Pratiğimi çoğu zaman lirik ekspresyonizme yakın hissediyorum. Çünkü işlerimde anlatı doğrudan kurulmaz; duygular, izler, lekeler ve katmanlar aracılığıyla ortaya çıkar. Resimlerimdeki jestler, yazılar ve organik formlar belirli bir hikâyeyi anlatmaktan çok, bir duygunun geride bıraktığı titreşimi görünür kılmaya çalışır. Bu seride de mektuplar, çiçekler ve katmanlar birer nesne değil; zaman, hafıza, aşk ve kayıp üzerine kurulan şiirsel bir dilin parçaları olarak var oluyor.”

Sizi şehirden uzaklaştıracak ayrıcalıklı bir Büyükada gezmesi de hediye edecek sergi Marmara Denizi’ni görkemli doğasıyla selamlayan Princes' Palace Resort’ta 13 Temmuz’a kadar görülebilir. 
 


Sayfa Sonu

Yüklenecek başka sayfa yok